Ciddiyetin iflası, laubaliliğin iktidarı
Son yıllarda küresel siyaseti izlerken, bir siyaset bilimci olarak beni en çok rahatsız eden hâl, ciddiyetin tasfiyesi… Kriz çağının dili olması gereken ciddiyet yerini, tuhaf bir rahatlığa, hatta çoğu zaman aleni bir arsızlığa bırakmış durumda. Bu bir üslup meselesi değil; ideolojik bir tercihin sonucu. Devlet aklının yerini epeydir popülizm salçasına bulanmış bir pespayelik, tiksinti uyandıran bir basitlik aldı.
Bu haftaki Davos Zirvesi de bu vaziyetin kumpanyasından halliceydi. Bu konuda zirvedeki yerini koruyan ABD Başkanı Donald Trump’ın lakayt konuşma üslubu ve her meseleyi ticari pazarlık mantığına indirgeyen tavrı; Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un kürsüde manasızca güneş gözlüğüyle verdiği pozların, içerikten daha çok konuşulması… Bunlar birer magazin ayrıntısı değil. Siyasetin, kurumların ve hatta trajedilerin “görüntü ekonomisi”ne rehin düşmesinin işaretleri. Diplomasi, müzakere ve kurumlar arası denge artık sıkıcı bulunuyor. Onun yerine jestler, çıkışlar, espriler ve viral anlar dolaşıma sokuluyor. Devlet ciddiyeti ise, garip garip lider şovlarının gölgesinde eğilip bükülüp varlık amacından saptırılıyor.
Meseleye bu yansımalarından yaklaşırsak, popülizmi yalnızca “halk dalkavukluğu” olarak okumak eksik kalır. Bugün popülizm, sorumluluğu dağıtan bir yönetim tekniği artık. Temsilcilerin, yöneticilerin, hiyerarşik koltukları işgal edenlerin münhasır görülen laubalilikleri tam da bu noktada işlev kazanıyor. Ciddiyeti itibarsızlaştırarak hesap........
