RAHİP VALENTİN GÜNÜ
Geçen hafta insanlara neden sevgililer gününün 14 Şubat olduğunu sordum. Yani sevgililer gününü neden 13 veya 15 Şubat’ta kutlamıyoruz? Küçük büyük, o gün bir hediye alma derdindeki çoğu kişinin bilmediğine şaşırdım.
14 Şubat aslında Aziz Valentin günüdür. Daha doğrusu öldürüldükten sonra Aziz olmuş Rahip Valentin’in ölüm günüdür. Hikâye ne kadar gerçektir bilinmese de yüzyıllar evvel acımasız olmakla suçlanan bir Roma imparatoru, askerlerin evlenmesini yasaklamıştır. Valentin adındaki bir rahip askerleri gizlice sevdikleri kadınlarla evlendirmeye başlamıştır. Maalesef bu rahip yakalanır ve 14 Şubat’ta idam edilir. Yani biz sevgililer kavuşsun diye tehlikeyi göze alarak canından olmuş bir rahibin ölüm gününü sevgililer günü kabul ettik.
Biz de yeniçerilerin evlenmesini yasaklamıştık. Allaha şükür gizlice yeniçeri evlendiren bir din görevlimiz olmamış, alimallah padişahlarımız anında canını alırlardı. 150 yıl boyunca evlenmeleri yasak olan yeniçerilerimize izin 1512 yılında sınırlı sayıda (yaşlı ve hudutlarda görev yapanlarla sınırlı olmak üzere) çıktı. Sonrasında da evlenme yasağını pek takan olmamış. Roma İmparatoru da evde bekleyen karısı, çocuğu olan askerlerin yeterince iyi savaşamayacağı düşünmüş olmalı ki bu yasağı koymuş. Ama aşk gibi bir şey nasıl yasaklanabilir ki?
Aziz Valentine’in ölümü göze alacak kadar saygı duyduğu aşk bir insana kendini çok daha iyi ve hayat dolu hissettirir. Aşk direnç katar, güç katar, karşılıksız olsa bile yere yıkmaz insanı. Çünkü mayasında insana kendini canlı hissettiren ve böylelikle hayata bağlılığını artıran bir enerji vardır. Tarihimizde yapılan en büyük haksızlıklardan biri de meslek yüzünden evlenmeye izin vermeyen eski sistemlerdir.
Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi” kitabı dizi oldu. Bir tutkulu aşkı 9 bölümde izleyip keyif alanlar sadece kitabı okuyup sevmiş olanlarımız… Diğerlerimiz televizyon ekranında tuhaf bir takıntı, aşk değil tutku, saçma bir sahiplenme çabası gördüler. Aşk ve tutkunun birbirinden nasıl ayırt edildiğini pek bilenimiz olmasa da “Masumiyet Müzesi” dizisi çok seyrediliyor. Orhan Pamuk bile oyunculardan birisi, kendini oynuyor.
Kitaptaki aşk gerçek hayatta pek rastlanır türden değil. Geri planda yine ülkemizin 1970 – 1980’lerdeki toplumsal değişimini anlatsa da bir erkeğin bir başkasıyla nişanlıyken büyük bir aşkla sevdiği ama nişanlıdan ayrılacak cesareti bulamadığı için elinden kaçırdığı kadını, nişanlısından ayrıldıktan sonra başkasıyla evlenmiş bulup aşk tarihine geçecek bir karar vermesini anlatıyor. Âşık olduğu kadının evliliğinin bitmesini bekleyecektir, hem de bunu kadının kocası, anne ve babasıyla her hafta evlerine 2-3 defa gittiği akşam yemeklerinde hep orada olarak yapacaktır. Sevilen kadının kocası yanındayken onun aile sofrasında sabırla bekleyerek geçirilen 8 yıl… Bu durum psikolojik bir rahatsız olarak ta açıklanabilir ama Orhan Pamuk anlatırken aşkın gücüne inanıyorsunuz sadece. Bu 8 yılda toplum değişir, kadın erkek ilişkisine ön yargılar kırılmaya başlar ama adamın aşkı hiç değişmez. 8 yılın sonunda kadının kocası başka bir kadın için onu bırakır, sabreden kazanır ama tam kazandığı an kadın bir araba kazasında ölür. Zaten Orhan Pamuk kitaplarında aşıklar hiç kavuşmaz.
Aşıkları kavuşturmak isteyen Aziz Valentin bunu canıyla öderken, kitaplarında aşıkları hiç kavuşturmayan Orhan Pamuk 1982 yılında, 30 yaşındayken Aylin Türegün ile evlendi ve bir kızı oldu. 2002'de 50 yaşındayken boşandı. Hint asıllı yazar Kiran Desai ile yıllarca beraber oldu, ressam Karolin Fişekçi ile ilişki yaşadı. 2022'de 70 yaşındayken de ikinci evliliğini yaptı. Arada Demek ki Nobel ödüllü yazarımız aşkın ne olduğunu biliyor.
