CİNNET TARİKATLAR
Brad Pitt ve Leonardo Di Caprio’nun oynadığı “Bir zamanlar Hollywood’da” filmi çok eski ve gerçek bir katliamın acısına dokunuyor. Quentin Tarantino’nun değişik ve çarpıcı bakış açısıyla tarikat olgusuna dair hüzün içinde seyredilen etkileyici bir film olmuş, yine çok ünlü bir yönetmen olan Roman Polanski’nin ve karısının yaşadığı trajediye dair.
Şu an artık iyice yaşlanmış olan Polonyalı ünlü yönetmen Roman Polanski çoğu ünlü yönetmen gibi genç ve çok güzel bir kadınla evlenmişti; Shannon Tate. Güzel ama özgüvensiz çoğu kadın gibi, sevdiği erkekler tarafından aşağılanmış ama mutlu ve neşeli kalabilmiş bu kadın 1969 yılında 8,5 aylık hamile ve sadece 26 yaşındayken dünyanın en korkunç tarikat liderlerinden biri olan Charles Manson’ın hippilerden oluşan tarikat üyelerinin bıçaklı saldırısında inanılmaz bir vahşet ile öldürüldü. Oysa Beverly Hills gibi bir süper zengin muhitinde, güvenli villasında 4 arkadaşı ile beraberdi. Üstelik gelen 4 kişilik hippi grubundan 3 tanesi kadındı. Shannon Tate 16 defa, arkadaşları ise 28 ve 51 defa bıçaklandılar.
Hippilerin veya o gece orada olmayan liderleri Manson’un Polanski, karısı ya da o gece evde olan herhangi bir kişi ile bir derdi yoktu. Tesadüften bile daha acı bir neden vardı ortada… Manson kendince müzikler yapıyor; o evde Polanski’den önce oturan Doris Day’ın oğlu ünlü müzik prodüktörü Terry Melcher’ın partilerine katılıyor ve onunla müzik dünyasında çalışma hayalleri kuruyordu. Manson’ın müzikleri beğenilmedi ve o ev ile sembolize ettiği bohem Holywood hayatına dahil olamadı, Melcher biraz tehlikeli bulduğu Manson ile arkadaşlığını devam ettirmedi ve bir süre sonra o evden taşındı.
Manson hippilerle beraber bir tarikat kurmuş ve eski bir film seti olan harabe bir çiftliğe yerleşmişlerdi. Uyuşturucu eşliğinde özellikle genç hippi kızları alternatif bir dünyaya ikna etmeye çalışıyor, kendine güzel kızlardan oluşan bir vahşet ordusu yaratıyordu. Melcher’ın evine taşınmış Polanski’nin genç karısı ile o gece Polanski yurtdışında olduğu için ona eşlik eden arkadaşları, Charles Manson’ın “O eve gidin ve içerdeki herkesi olabilecek en vahşi şekilde öldürün” şeklindeki inanılmaz komutunu yerine getirmek amacıyla, evdeki insanları ve bebeğinin hayatını bağışlamaları için yalvaran bir hamile kadını defalarca bıçaklayarak öldürdüler. Ne zavallı kadını tanıyorlardı ne de o gece öldürdükleri diğer kişileri… Kapıya kadıncağızın kadınla “Domuzcuk” yazıp gittiler. Önceleri cinayeti hippilerin işlediği anlaşılmadı. Polis “Rose Mary’nin Bebeği” filmini seyretmiş psikopatlar arıyordu. İki ay sonra tesadüfen yakalandılar. Yargılanmaları sırasında özellikle kadınlar hiçbir pişmanlık duymadıklarını söylediler. Shannon Tate’in öldürülmeden önce kendilerine nasıl yalvardığını anlattılar, hapiste koğuş arkadaşlarına cinayetleri ile övündüler. O zamana kadar Amerika’da hippiler zararsız marjinaller olarak görülürdü. Shannon Tate ve arkadaşlarının ölümünden sonra çiçek çocuklar artık toplum düşmanları olarak görüldüler. Onlara gösterilen bütün hoşgörü sona erdi. Fakat Amerika’yı şok eden Charles Manson’ın mahkemelerdeki savunması idi. “Ellerinde bıçaklarla size saldıranlar benim değil sizin çocuklarınız, bunları onlara siz öğrettiniz, ben o çocuklara sadece ayakta durmalarını öğrettim” dedi. “Çiftlikteki çocuklar sizin nefret ettiğiniz kendi çocuklarınız” dedi.
Manson sanki sistemi eleştiren ve bir felsefesi olan bir lidermiş gibi görünmeye çalışmakla birlikte aslında içi boş, takdir edilmek isteyen ve bunu sağlayamadığı zaman temel insan haklarını da hiçe sayarak dikkat çekmek isteyen bir psikopattan başka bir şey değildi. Genç ve sahipsiz kızları kandırıyor, onlara uyuşturucu ve seks cehennemini sanki kurtuluş yolu olarak gösteriyordu. Yaptığı sadece sahipsiz çocuklara bir ev vermekten ibaretti, çoğu tarikat gibi.
Shannon Tate, doğmadan ölen bebeği kollarının arasına konularak gömüldü. Polanski o olaydan sonra Tanrı’ya bütün inancını yitirdiğini söyledi. Birkaç yıl sonra reşit olmayan bir kızla birlikte olduğu suçlamasıyla tutuklanacakken Amerika’dan kaçtı ve Paris’e yerleşti. Fransa ünlü yönetmeni iade etmedi. Polanski birlikte olduğu kızın reşit olmadığını bilmediğini söyledi. Kız 13 yaşındaydı ve bizler yine gerçeği hiç bilemeyeceğiz.
Quentin Tarantino, filminde hikayesini anlattığı bu trajediyi gerçek hayattan farklı bir son ile bitirmiş. Filmdeki sonda cani hippiler Polanski’nin evine değil, yanlışlıkla yan eve giriyorlar ve kimseye zarar veremeden, Brad Pitt’in canlandırdığı karakter tarafından öldürülüyorlar. Polis gelip ölü hippileri götürdükten sonra gürültüyü duyan Shannon Tate ve arkadaşları komşularına geçmiş olsun diyerek evlerine davet ediyorlar ve Tarantino kendi evreninde bir mutlu son yaratıyor. Şiddetin 7.sanattaki ustası 57 yıl evvel katledilen kadına ve bebeğine kıyamadı.
