Trump'ın nükleer test çıkışı: Gözdağı siyaseti ve stratejik stabilite
SETA Vakfında savunma araştırmacısı Rıfat Öncel, nükleer silahların yeniden gündeme gelişini ve silah kontrolü rejimlerinin aşınmasını AA Analiz için kaleme aldı.
***
Uluslararası güvenlik ortamının son yıllarda aşınması, nükleer silahların uzun bir aradan sonra hiç olmadığı kadar gündeme gelmesine yol açtı ve bu da aktörleri yeni tedbirler almaya zorluyor. Ukrayna Savaşı boyunca yoğun biçimde nükleer sinyalleme yapan Rusya’nın, geçtiğimiz ay Poseidon torpidosu ve Burevestnik seyir füzesi gibi teorik düzeyde kalan üst sınıf silahları duyurması, ABD tarafında nükleer deneme tartışmasını tetikledi. ABD Başkanı Donald Trump tarafından yapılan bu duyuruda denemenin, net bir şekilde nükleer patlamayı işaret etmediği, Trump’ın dış politika kurgusunda kullanmayı sevdiği muğlaklık stratejisinin bir parçası olduğu anlaşılmaktadır. Bu anlamda, teknik gereksinimler de dikkate alındığında açıklamanın muhtemelen bir dış politika sinyali işlevi gördüğü; bunun da Rusya ve Çin’in nükleer alandaki faaliyetlerinden duyulan Amerikan memnuniyetsizliğine işaret ettiği değerlendirilebilir.
Halihazırda, Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Antlaşması (Comprehensive Nuclear-Test-Ban Treaty, CTBT) bu alandaki asli yasal düzenleme konumunda bulunmakta olup her tür nükleer patlama denemesini yasaklamaktadır. ABD, 1996’da Antlaşma'yı imzalayan ilk ülke olmasına rağmen, Kongre onayı çıkmadığı için Antlaşma hukuken bağlayıcı hale gelmemiştir. CTBT’nin 184 ülke tarafından imzalanmasının ve uluslararası toplum tarafından destek görmesinin bu Antlaşma'ya ciddi bir normatif güç kazandırdığı düşünülmektedir. Ancak bu durum Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore’nin 1990’ların sonunda ve sonrasında nükleer patlama testleri gerçekleştirmelerine engel olamamıştır. Keza söz konusu ülkeler CTBT’yi imzalamamışlardır. Dolayısıyla silah kontrolü antlaşmaları normatif bir çerçeve sunsalar da güç politikasının yükseldiği dönemlerde hızla etkinliklerini kaybedebilirler. Benzer durum INF, Open Skies ve JCPOA gibi örneklerde de görülmüştür.
ABD-SSCB rekabetinde nükleer silahlar, güç dengesi ve caydırıcılık unsurlarının ayrılmaz bir parçası olarak algılanırken, Soğuk Savaş sonrası dönemde nükleer silahların yayılmasının önlenmesi çabaları öne çıkmıştı. Amerikan ve Rus envanterlerinde karşılıklı olarak bulunan yaklaşık beşer bin nükleer silahın sağladığı stratejik paritenin getirdiği denge korunurken, Kuzey Kore ve İran’ın da içinde bulunduğu bir dizi yeni ülkenin nükleer alandaki çalışmaları hedef haline gelmişti. Yine nükleer silahların terör örgütlerinin eline geçmesi ihtimali gibi kalıcı........
