menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD/İsrail-İran Savaşı, Washington-Pekin rekabetini nasıl değiştiriyor?

10 0
16.09.2026

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Orhan Karaoğlu, ABD'nin İran'ı Çin ile rekabetinde nasıl bir stratejik araç olarak kullandığını AA Analiz için kaleme aldı.

ABD yönetiminin İran'a karşı açıkladığı yeni yaptırım paketi, ilk bakışta tanıdık bir manzara sunuyor. Washington, Tahran'ı köşeye sıkıştırmak amacıyla finansal araçlarını devreye sokuyor. Ancak mesele daha yakından ele alındığında, ABD ve Çin'in birbirlerinin ekonomik omurgasına doğrudan dokunmaktan kaçınarak yürüttüğü, çok daha kapsamlı ve temkinli bir stratejik hesaplaşmanın söz konusu olduğu görülüyor.

İran, bu tabloda kendi başına bir hedeften ziyade, iki hegemon arasındaki gerilimin görünür hale geldiği bir zemin işlevi görüyor. Burada söz konusu olan, klasik anlamda bir üstünlük mücadelesi değil, asıl mesele, bir devletin gücünü sürekli kullanmasının, o gücün dayandığı sistemi zamanla aşındırıp aşındırmayacağıdır.

Bu noktada veriler açık bir tablo ortaya koyuyor. Çin, İran petrolünün yaklaşık yüzde 90'ını satın alıyor ve İran ekonomisine 400 milyar dolarlık bir yatırım taahhüdünü sürdürüyor. ABD'nin bu gerçeklik karşısında İran'a yönelik yaptırım paketi ne denli kapsamlı olursa olsun, önemli bir boşluk taşıyor. Çin'in büyük bankaları bu listenin dışında tutuluyor.

Bu durum bir ihmalden ziyade bilinçli bir tercihin sonucudur. Tanınmış bir Çin bankasının hedef alınması, Washington'ın o dönemde inşa etmeye çalıştığı Donald Trump-Şi Cinping arasında gerçekleşecek herhangi bir görüşme zeminini baştan zedeleme riski taşıyor. Dolayısıyla ABD, İran'ı ekonomik olarak sıkıştırmak ile Çin'le ticari bir gerilimi göze almak arasında bir tercih yapmak durumunda kalıyor ve şimdilik Çin ile olası bir gerilimden kaçınıyor. Ortaya çıkan tablo, klasik bir caydırıcılık dengesine işaret ediyor. Çin'in elinde, ABD sanayisinin doğrudan bağımlı olduğu nadir toprak elementleri gibi bir kozu var. ABD'nin elinde ise küresel finans sistemi ve dolar yer alıyor. Bu bağlamda, taraflardan hiçbiri diğerini tam anlamıyla etkisiz kılamadığından, İran gibi üçüncü aktörler üzerinden vekaleten bir mücadele yürütülüyor.

Meselenin en dikkat çekici yönü, doların bir silah olarak kullanılmasının kendi içinde taşıdığı çelişkidir. ABD'nin yaptırım rejimi ne kadar sık ve agresif işletilirse, hedef alınan ülkeler ve ticaret ortakları da o kadar hızlı biçimde alternatif ödeme sistemlerine yöneliyor. Çin devlet televizyonunda yayımlanan ve ABD'yi "çılgın bir kartal", İran'ı "kediler", Çin'i ise sabırlı "develer" olarak resmeden propaganda filmi, bu anlatının ne denli bilinçli işlendiğinin bir kanıtı niteliğinde. Burada Çin'in mesajı açık: Kartalın sunduğu altın bilet, yani dolar, artık her aktör için cazip görünmüyor.

Bu tespit kısa vadede abartılı görünebilir. Zira dolar hala küresel rezerv para statüsünü koruyor. Ancak orta ve uzun vadede biriken bir aşınmadan söz etmek mümkündür. Her yeni yaptırım dalgası, ticaretini dolar dışı kanallardan yürütmeyi........

© Anadolu Ajansı Analiz