Yapay zeka küresel eşitsizliği derinleştiriyor mu?
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA araştırmacısı Prof. Dr. Erman Akıllı, yapay zekanın derinleştirdiği teknolojik hiyerarşiyi ve buradaki kutuplaşmanın modern toplum yapısına ve devletlerin egemen eşitliğine etkisini AA Analiz için kaleme aldı.
Birleşmiş Milletler (BM) Antlaşması’nın 2. maddesinin 1. fıkrası, örgütün en temel yapı taşlarından biri olan “devletlerin egemen eşitliği” ilkesini güvence altına alıyor. Bu ilke uyarınca, yüzölçümü, nüfusu, ekonomik veya askeri gücü ne olursa olsun, BM üyesi olan tüm devletler, uluslararası hukuk önünde eşit hak ve ödevlere sahiptir.
Her ne kadar "de jure" (hukuki) olarak, böyle bir düzenleme kağıt üzerinde ifade edilmiş olsa da "de facto" (fiili) durumda farklı bir düzenin işlediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Nitekim BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) beş daimi üyesine tanınan veto yetkisi, rezerv para ihraç edebilme imtiyazı, hassas teknolojilerin transferine konulan sınırlamalar ve kalkınma kredilerine iliştirilen koşullar, bu sıra düzeninin görünen basamakları olageldi. Günümüzde ileri teknolojiler, özellikle yapay zeka, öncekilerin aksine hiçbir resmi ayrıcalık ilan etmeksizin, bu basamaklara bir yenisini ekliyor.
Derinleşen teknolojik hiyerarşi
Uluslararası sistemin teknokutup bir düzene evrildiği günümüzde güç ve otorite, devletler arasındaki geleneksel dağılımın ötesine geçerek devletlerle küresel teknoloji şirketleri arasında yeniden paylaşılıyor. Yapay zeka ekosistemi ileri düzey çiplerin tasarımı ve üretimi, büyük ölçekli bulut ve veri merkezi altyapıları, temel modellerin geliştirilmesi ve bu modelleri milyarlarca kullanıcıya ulaştıran dağıtım kanalları olmak üzere birbiriyle bağlantılı dört stratejik katmandan oluşuyor. Bu katmanlardaki kapasite ve nüfuz, büyük ölçüde ABD ve Çin merkezli az sayıdaki küresel teknoloji şirketinde yoğunlaşıyor. Böylece uluslararası sistem, yapay zekayı tasarlayan, eğiten ve yöneten aktörlerle başkalarının geliştirdiği sistemleri kullanan ülkeler arasında giderek derinleşen bir teknolojik hiyerarşi içinde yeniden şekilleniyor. Devletler, uluslararası sistemin hukuki ve siyasi kurucu birimleri olmayı sürdürürken bilançosu birçok devletin milli gelirini aşan teknoloji şirketleri de sistemin altyapısını, bilgi akışını ve bilişsel alanını yönlendiren fiili güç merkezlerine dönüşüyor. Teknokutup düzen, tam olarak bu yeni güç mimarisini ifade ediyor.
Söz konusu teknokutup düzen içerisindeki mevcut eğilimler devam ettiği sürece üreticilerle tüketiciler arasındaki uçurumun daha da derinleşmesi bekleniyor. Çünkü teknokutup yapı, kendi kendini besleyen bir yoğunlaşma döngüsü inşa eder. Nitekim sermaye en gelişmiş modellere yönelirken bu modeller daha geniş kullanıcı kitlelerine ulaşır, artan kullanım yeni veri üretir, veri akışı modellerin kapasitesini daha da güçlendirir ve oluşan teknolojik ekosistem dünyanın nitelikli insan kaynağını kendine doğru çeker. Böylece veri, sermaye, hesaplama gücü ve yetenek aynı merkezlerde birikerek mevcut teknolojik üstünlüğün yeniden üretilmesini sağlar.
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın 2025 tarihli Teknoloji ve Yenilik Raporu, yukarıdaki satırlarda ifade edilen yapay zeka alanındaki ekonomik gücün ve yatırımların sınırlı sayıda şirket ve ülkede toplandığını rakamlarla teyit ediyor. Rapora göre yapay zeka pazarının 2033 yılında 4,8 trilyon dolar düzeyine ulaşması beklenirken yalnızca 100 şirket dünyadaki kurumsal araştırma ve geliştirme harcamalarının yaklaşık yüzde 40’ını tek başına gerçekleştiriyor. Küresel özel yapay zeka yatırımlarının yaklaşık yüzde 70’i ise tek bir ülkede toplanıyor. Aynı rapor, çoğu Küresel Güney’den olmak üzere 118 ülkenin yapay zeka yönetişiminin şekillendiği başlıca müzakere süreçlerinde hiçbir surette temsil edilmediğini de söylüyor. Bir standardın hangi aktörlerin katılımı ve hangi öncelikler doğrultusunda belirlendiği, gelecekte uyum maliyetini hangi ülkelerin üstleneceğini de tayin ediyor. Karar alma süreçlerinde temsil edilmeyen ülkeler, kendi ihtiyaç ve önceliklerini kurallara yansıtamazken başkaları tarafından belirlenen standartlara uyum sağlamak zorunda kalıyor.
Uçurumun en derin boyutu, epistemik bağımlılık kavramıyla açıklanabilir. Epistemik bağımlılık, bir toplumun hangi bilgi kaynaklarına erişeceği, bu bilgileri hangi kavramsal çerçeveler içinde anlamlandıracağı, hangi soruları önemli ve hangi cevapları makul kabul edeceği üzerinden kendi dışında geliştirilen modellerin belirleyici hale gelmesiyle ortaya çıkıyor. Klasik bağımlılık kuramları sermaye, üretim kapasitesi ve ticaret ilişkileri üzerinden işleyen maddi tabiiyet biçimlerine odaklanırken epistemik bağımlılık, bilgi üretimi ve muhakeme süreçlerinin dışarıda şekillendirilen bilişsel mimarilere bağımlı olmasını ifade ediyor. Kendi yapay zeka kapasitesini........
