Halife Ararken Necaşî’yi Unutmak Unvan mı, Adalet mi?
İslam dünyasında yönetim tartışmaları yüzyıllardır “hilafet” kavramı etrafında döner. Son yıllarda yeniden alevlenen “hilafet gelsin” söylemi, beraberinde önemli bir soruyu getiriyor: Kur’an gerçekten belirli bir devlet modeli mi emrediyor, yoksa yönetimin ahlaki ilkelerini mi ortaya koyuyor?
Öncelikle şunu tespit etmek gerekir: Kur’an’da “cumhuriyet” kelimesi geçmediği gibi, bugünkü anlamıyla ayrıntılı bir “hilafet devleti” modeli de yer almaz. Kur’an daha çok adalet, emanet, ehliyet ve şûra gibi evrensel ilkeleri vurgular. Nisâ suresinde “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder” buyrulur. Şûrâ suresinde ise “Onların işleri aralarında şûra iledir” denilir. Peygamber’e hitaben “İş konusunda onlarla istişare et” emri, vahiy alan bir peygambere bile danışmanın önemini gösterir.
Peki tarihte ne oldu? Hz. Peygamber’in vefatından sonra ilk dört halifenin göreve geliş biçimleri birbirinden farklıdır. Hz. Ebû Bekir Sakîfe’deki görüşmeler ve biatla, Hz. Ömer önceki halifenin aday göstermesi ve toplumun kabulüyle, Hz. Osman altı kişilik bir şûra heyetiyle, Hz. Ali ise büyük bir siyasi kriz ortamında biatla göreve gelmiştir. Demek ki daha ilk dönemde bile tek ve değişmez bir halife seçme yöntemi yoktu. Muâviye döneminde ise Yezid’in veliaht ilan edilmesiyle hanedan ve saltanat anlayışı belirginleşti. Bu, hilafetin tarihsel süreçte bir kurum olarak evrildiğini, İslam’ın değişmez bir emri olmadığını gösterir.
İşte bu noktada Necaşî örneği çarpıcı biçimde önümüze çıkar. Mekke’de baskılar artınca Hz. Peygamber, bazı Müslümanları Habeşistan’a yönlendirdi. Oradaki hükümdar Necaşî Müslüman değildi, halife de değildi. Fakat adil bir yöneticiydi. Müslümanlar onun ülkesinde can ve mal........
