Hakikat Geri Çekilince Söylenti İktidar Olur
Bir toplumda insanlar artık “Ne oldu?” diye sormak yerine “Ne olmuş diyorlar?” diye sormaya başladıysa, orada yalnızca haber alma biçimi değişmiyordur. Daha derinde bir şey kırılmıştır.Hakikatin kendisiyle toplum arasındaki bağ zayıflamıştır.
Mladen Dolar’ın Söylentinin Felsefesi adlı küçük ama kışkırtıcı kitabının asıl önemi burada ortaya çıkıyor. Dolar, söylentiyi basitçe “doğrulanmamış bilgi” olarak ele almıyor. Onu, toplumun nasıl konuştuğunu, nasıl inandığını, nasıl korktuğunu ve nasıl karar verdiğini anlamanın bir anahtarı olarak görüyor. Kitabın temel meselesi, bugün artık bir “söylentileşmiş toplum”dan söz edip edemeyeceğimiz sorusu. Son günlerde sosyal medyada dolaşan X mesajlarını ve instagram mesajlarını görünce,
Hatta Türkiye için bu kavram, yalnızca edebi bir benzetme değil, siyasal bir teşhis olarak da okunabilir.Çünkü söylentinin en önemli özelliği, sahibinin olmamasıdır.
“Yakında şöyle olacakmış.”
Kim söyledi? Bilinmez.
Nereden çıktı? Belirsizdir.
Ama bütün bunlara rağmen söylenti dolaşır.
Üstelik çoğu zaman onu aktaran insan söylentiye inandığı için değil, başkasının da bilmesini istediği için aktarır. İşte tehlike tam burada başlar. Çünkü söylentinin doğru olması şart değildir. İş görmesi yeterlidir.
Bir siyasetçi hakkında bir iddia ortaya atılıyor. Bir belediye hakkında bir söylenti yayılıyor. Bir parti için gizli bir anlaşmadan söz ediliyor. Bir devlet politikası hakkında “aslında plan buymuş” deniliyor. Bir kişinin söylemediği bir söz ona mal ediliyor.
Sonra biri bunu paylaşıyor.
Bir başkası yorum yapıyor.
Üçüncüsü “Ben de böyle duydum” diyor.Bir süre sonra ilk cümle unutuluyor ama ortaya çıkan kanaat kalıyor. Artık kimse “Bu doğru mu?” diye sormuyor.
Çünkü söylenti, kanıta ihtiyaç duymayan bir toplumsal gerçeklik üretmiştir.
Burada siyaset için çok önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Söylenti neden bu kadar kolay yayılıyor?
Çünkü söylenti yalnızca bilgi açığını doldurmuyor; insanın arzusuna, korkusuna ve önyargısına da sesleniyor.
İnsan çoğu zaman inanmak istediği şeye daha çabuk inanıyor.
Zaten sevmediği bir siyasetçi hakkında çıkan kötü bir söylenti ona makul geliyor.
Zaten güvendiği bir siyasetçi hakkında çıkan söylentiyi ise “iftira” sayıyor.
Böylece söylenti, yalnızca bilgi dolaşımının değil, siyasal kamplaşmanın da yakıtına dönüşüyor. Üstelik söylentiyi yalanlamak da her zaman yeterli olmuyor.
“Bu doğru değildir” dediğinizde bu kez başka bir soru çıkıyor:
“Öyleyse neden açıklama yaptılar?”
Söylentiyi çürütmek için yapılan açıklama bile yeni bir söylentinin başlangıcına dönüşebiliyor.
Bu yüzden söylentinin........
