menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Henüz Hiçbir Şey Görmediniz!

11 0
28.03.2026

You ain't seen nothing yet, the worst is yet to come! Brace yourself!

Henüz hiçbir şey görmediniz, en kötü gelişmeler henüz gerçekleşmedi! Kendinizi buna hazırlayın!

TÜRKİYE "ORTA GELİR TUZAĞI" DENİLEN "FARE KAPANI"NDA DEBELENİYOR VE NE YAZIK Kİ DAHA UZUN YILLAR DEBELENMEYE DE DEVAM EDECEK!

Orta gelir tuzağı, gelişmekte olan bir ülkenin kişi başına milli gelirini düşük seviyeden orta seviyeye çıkardıktan sonra, yüksek gelirli (gelişmiş) ülkeler seviyesine ulaşamayıp uzun süre aynı gelir bandında sıkışıp kalması durumudur. Düşük maliyetli üretim avantajının kaybolması ve inovasyon yetersizliği nedeniyle büyümenin duraksadığı bu süreç, yapısal reformlarla aşılamazsa ekonomik tıkanıklığa yol açar.

GAZETECİ FATİH ALTAYLI'NIN ÇARPICI VE HARİKA ANALİZİ:

Gazeteci Fatih Altaylı, AKP ile CHP seçmenlerinin farkına ilişkin değerlendirmede bulunduğu yazısında, "İktidar yanlıları önemli olanın iktidar kalmak olduğunu biliyor ve ona göre tavır alıyorlar. Muhalefet destekçileri ise iktidar olmanın en önemli hedef olduğunu anlamamakta direniyorlar" dedi.

Fatih Altaylı, kenti internet sitesinde kaleme aldığı yazıda "İktidar destekçileri ile muhalefet destekçilerinin farkları" başlıklı köşe yazısında, "iktidar yanlılarının liderlerinin yaptığı bir şeye katılmasalar bile 'bir bildiği vardır' diyerek güvendiğine, muhalefet destekçilerinin ise 'liderin en küçük falsosunda' liderliğini tartışmaya açtığını" ifade etti.

Fatih Altaylı'nın yazısı şöyle:

"Türkiye bu haldeyken muhalefet hâlâ nasıl başarısız olabilir diye düşünüyorsunuz muhtemelen.

İktidarın adı AK Parti, muhalefetin adı CHP olsun.

İktidarı destekleyenler 1000 konunun 999’unda farklı düşünüyor olsun, sadece tek konuda aynı fikri paylaşıyor olsun, iktidarı desteklemeye devam ediyor, o bir konu bile onları birleştirmeyi sürdürüyor, 999 farklılığı hiç hesaba katmıyorlar.

Muhalefeti destekleyenler ise tam aksi 1000 konunun 999’unda aynı düşünüyor olsunlar, bir konuda farklı düşünüyorlarsa hemen ayrışıyor, birbirlerini karalamaya, kötülemeye başlıyorlar. Kavga etmeleri için 999’luk fikir birliği değil, 1’lik fikir ayrılığı yetiyor.

İktidarı destekleyenler, geçmişte kendilerine en ağır eleştirileri yöneltenlere dahi kapıları açık tutuyorlar, iktidara sövmüş dahi olsa kendi yanlarına geleni hemen kabul ediyorlar, geçmişi deşip sen bana şunu dedin, bunu dedin, bunu yaptın hesabı tutmuyorlar. O gün onların yanındaysa o onlara yetiyor.

Muhalefeti destekleyenler ise iktidardan kopup kendi yanlarına gelen biri var ise eğer asla kabullenmiyorlar, sen dün şunu dedin, bunu yaptın, sen şöyleydin, sen böyleydin diye gelmek isteyene dünyayı dar ediyor ve asla kabullenmiyorlar.

İktidarın parti örgütü partiye yeni üye kazandırmak için çırpınıyor, yeni gelenlere hemen görev veriyor, sahaya sürüyor, çalıştırıyor hatta şimdilerde kimsenin gelmediği zamanlarda hâlâ kapı kapı dolaşıp adam kazanmaya çalışıyor.

Muhalefetin parti örgütü ise partiye yeni üye gelmesin diye uğraşıyor, Özgür Özel kapıları açmaya çalışsa da hâlâ girmek kolay değil.

İktidar partiye katılanları hemen harekete geçiriyor ve nefer gibi çalıştırıyor. Görev veriyor. Organizasyona dahil ediyor.

Muhalefette ise eskiler kendilerini partinin sahibi olarak gördükleri için yeni gelenlere genelde olumlu bakmıyorlar. Partiye katılanlara doğru düzgün görev verilmiyor, yeni üyeler ne yapacaklarını bilmiyorlar. Yer yer bu, kırılmaya başlamış ama hâlâ eski alışkanlıklar egemen.

İktidar yanlıları, sözcüleri olarak gördükleri gazeteci ya da fikir insanlarına tüm hatalarına hatta arsızlıklarına ve yolsuzluklarına rağmen güveniyor, toz kondurmuyor. Kapalı kapılar arkasında kavga etseler de, hatta aslında güvenmiyor olsalar da açıkça eleştirmiyor, sahip çıkıyorlar.

Muhalefet destekçileri ise onlar adına risk alan, iktidarın saldırılarını göğüsleyen, hatta 2-3 yıl hapis yatmış gazetecilerine ve fikir insanlarına bir bakana bir şey sordukları için ya da bir bakanın yaptığı açıklamaya değindikleri için kin kusabiliyor, anında satılmışlıkla suçlayabiliyorlar.

İktidar yanlıları liderlerinin yaptığı ya da söylediği bir şeye katılmasalar bile bir bildiği vardır, hata yapıyorsa bir süre sonra düzeltir diyerek güveniyorlar.

Muhalefet destekçileri ise liderin en küçük falsosunda liderliğini tartışmaya açıyor, lidere saldırmaya ve saydırmaya başlıyorlar.

İktidar yanlıları önemli olanın iktidar kalmak olduğunu biliyor ve ona göre tavır alıyorlar.

Muhalefet destekçileri ise iktidar olmanın en önemli hedef olduğunu anlamamakta direniyorlar.

Elbette başka nedenler de var ve onlara da bir gün değiniriz ama çözümü en kolay sorunlar bunlar.

Çözülmez ise muhalefetin işinin, muhalefet liderinin işinin çok zor olduğunu biliyorum."

BU YAZIMIN ÖNEMLİ EKİ: İLBER ORTAYLI'NIN VEFATINDAN ÖNCEKİ 1 SAAT 58 DAKİKALIK SON VİDEO KAYDI: TEKE TEK BİLİM PROGRAMI

https://www.youtube.com/watch?v=EjvkF-7HQOc

TÜRKİYE'DE VE DÜNYADA ADALET'İN A'SI VAR MI?

Kardelen Çiçeği'ni kesmenin cezası 699.000 TL. İtecik Lalesi'ni koparmanın cezası 48 bin TL. Tülüşah Çiçeği'ni koparmanın cezası 244 bin TL: Gaziantep'te bir işçi, çalıştığı fabrikada iki kolunu makineye kaptırarak kaybetti ve her zamanki gibi hiç kimse ceza almadı!

TÜRKİYE BİR KEZ DAHA "YOL AYRIMI"NDA...YÜKSEK VE FRENLENEMEYEN ENFLASYON ÇILDIRMIŞ VAZİYETTE!

Türkiye'de yüksek enflasyonun yol açtığı yaşam maliyetinin dayanılmaz derecede pahalı hale gelmesi nedeniyle insanlar, hayatta kalabilmek için kendilerine miras olarak verilen değerli metalleri satmaya çalışıyorlar.Temel gıda veb diğer temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları astronomik seviyelere yükselmiş durumda...

YÜKSEK ENFLASYONA BİRKAÇ KÜÇÜK ÖRNEK!

Temizlikçi ücretlerine isyan eden kadın, paylaştığı videoyla dikkat çekti...

“3 oda 1 salon bir evin günlük temizlenme fiyatı 6.000 TL."

Antalya'da mütevazı bir pansiyon ya da otelde gecelik bir kişi ücreti 400 ila 900 lira , iki kişi 1500 lira...

En ucuz sinema bileti 140 ila 150 lira...Mesela "Çatlı" filmi...

Selahaddin Eyyubi kitabı Anne-Marie Eddé İş Bankası Yayınevi 1200 lira

Matematik öğretmeni özel ders birbuçuk saat saat 1000 ila 5000 lira...

4+2 ev fiyatı 13.000.000 lira...

Kiralık ev Gözde olmayan semtte mütevazı 2+1 20.000 lira...

Antalya ve İstanbul Şehir içi belediye otobüsü 42 lira (İzmir 35 lira)

Antalya Kepez Belediyesi Kent Lokantası öğle yemeği 130 lira...(En uygun fiyatlı öğle yemeği fiyatı herhalde budur!)

Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat Ferit Devellioğlu İş Bankası Yayınevi 1800 TL

Halil İnalcık'ın Fatih Sultan Mehmet Kitabı 1100 lira

Kapya biber: 249 TLSivri biber: 269 TLPatlıcan: 199 TLDolmalık biber: 279 TL

Çilek en uygun fiyatlı meyve ve kilosu: 100 lira...

HAL FİYATLARI ÇILDIRDI: ÜÇ AYLIK ZAM ORANI: YÜZDE 151!

Gıda enflasyonundaki önlenemez yükseliş, İstanbul Hal fiyatlarına ilişkin yayımlanan son tabloyla bir kez daha gözler önüne serildi. KARAR Gazetesi yazarı ve ekonomist İbrahim Kahveci'nin paylaştığı verilere göre, İstanbul Hal'inde temel sebze fiyatları sadece son 3 ayda (Ocak-Şubat-Mart) ortalama yüzde 151 oranında arttı. Mart ayındaki tek aylık fiyat artışı ise yüzde 47,2 olarak gerçekleşti.

Mutfaktaki yangın büyümeye devam ediyor. Çiftçiden çıkıp tüketiciye ulaşmadan önceki en önemli durak olan toptancı hallerindeki fiyat değişimleri, pazardaki ve marketteki etiketlerin ne kadar ağırlaşacağının en net göstergesi konumunda.

Karar Gazetesi yazarı ekonomist İbrahim Kahveci, X (Twitter) hesabı üzerinden İstanbul Hal fiyatlarındaki değişimi gösteren çarpıcı bir tablo paylaştı. Kahveci'nin "Hal'de sebze fiyatları... Basit ortalama" notuyla paylaştığı tablo, dar gelirlinin temel gıdası olan sebzelerdeki astronomik fiyat artışlarını ortaya koydu.

Mutfaktaki yangın büyümeye devam ediyor. Çiftçiden çıkıp tüketiciye ulaşmadan önceki en önemli durak olan toptancı hallerindeki fiyat değişimleri, pazardaki ve marketteki etiketlerin ne kadar ağırlaşacağının en net göstergesi konumunda.

Karar Gazetesi yazarı ekonomist İbrahim Kahveci, X (Twitter) hesabı üzerinden İstanbul Hal fiyatlarındaki değişimi gösteren çarpıcı bir tablo paylaştı. Kahveci'nin "Hal'de sebze fiyatları... Basit ortalama" notuyla paylaştığı tablo, dar gelirlinin temel gıdası olan sebzelerdeki astronomik fiyat artışlarını ortaya koydu.

SADECE 1 AYDA YÜZDE 47,2 ZAM!

İbrahim Kahveci'nin paylaştığı İstanbul Hal Fiyatları tablosunun dipnotunda yer alan "Toplam Ortalama" verileri, gıda enflasyonunun boyutunu özetliyor. Çeşitli biber, domates, fasulye ve yeşillik türlerinin yer aldığı listenin basit ortalamasına göre;

Yıllık Artış: Yüzde 91,3

3 Aylık (Ocak-Şubat-Mart) Artış: Yüzde 151,0

1 Aylık (Mart) Artış: Yüzde 47,2

Sebze fiyatlarının sadece bir ay içerisinde neredeyse yüzde 50 oranında artması ve yılın ilk çeyreğindeki artışın yüzde 150'yi aşması, önümüzdeki günlerde perakende fiyatlarına yansıyacak ağır faturanın da habercisi oldu.

TABLODAKİ ŞAMPİYONLAR: ÇARLİ BİBERDE 3 AYLIK ARTIŞ YÜZDE 471!

Tablonun ürün bazlı detayları incelendiğinde ise bazı sebzelerdeki fiyat sıçramalarının ortalamanın çok üzerinde olduğu görülüyor:

Çarli Biber: 2 Ocak'ta hal fiyatı 35 TL olan Çarli biber, 25 Mart itibarıyla 200 TL'ye fırladı. Bu ürünün sadece 3 aylık artışı yüzde 471,4 olarak kayıtlara geçti.

Köy Biberi: Ocak ayında 55 TL olan köy biberi, Mart sonunda 230 TL'yi gördü (3 aylık artış %318).

Pembe Domates: Geçtiğimiz yıl 25 Mart'ta 45 TL olan pembe domatesin güncel hal fiyatı 155 TL'ye çıktı. Yıllık artış yüzde 244 oldu.

Marul: Yılbaşında 25 TL olan marulun hal çıkış fiyatı 90 TL'ye ulaşarak 3 ayda yüzde 260 oranında zamlandı.

Tablodaki fiyatlar, ürünlerin İstanbul Hal'indeki toptan çıkış fiyatlarını yansıtıyor. Bu ürünler pazar tezgahlarına veya zincir marketlerin manav reyonlarına ulaştığında; üzerine nakliye, fire payı, dükkan giderleri ve perakendeci kâr marjı da eklenecek.

Hal fiyatlarında 3 ayda yaşanan yüzde 151'lik ortalama artışın, ramazan ayı ve yaklaşan bayram öncesi tüketici fiyatlarına doğrudan ve çok daha sert yansıması bekleniyor. (KAYNAK: KARAR GAZETESİ)

TÜRKİYE'DE ÇOCUKLARIN GENÇLERİN İŞLEDİĞİ SUÇLARDAKİ İNANILMAZ ARTIŞ DİKKAT ÇEKİYOR...

ADETA "A CLOCKWORK ORANGE-OTOMATİK PORTAKAL" FİLMİNİ (1971) TÜRKİYE'DE HER GÜN YAŞIYORUZ, DENEYİMLİYORUZ!

Kadıköy'de bıçaklı saldırı sonucu yaşamını yitiren 15 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi’nin ailesinin avukatı Ersan Barkın, "modern hukuk sistemleri için çocuklara yönelen eylemlerin ciddi bir hukuki problem olduğunu" belirterek, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) "yaş küçüklüğü" başlığını taşıyan ve 18 yaşından küçüklerin ceza kavuşturmalarına ilişkin kuralları belirleyen 31. maddesinin tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini ifade etti.Barkın, Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi’nin düzenlediği etkinliğe katıldı. Mattia Ahmet Minguzzi davası bağlamında çocuğa yönelik suçlar hakkında konuşan Barkın, "Bu dosyanın, bu cinayetin bizi sorgulamak zorunda bıraktığı bir hüküm var, TCK 31" dedi.Türkiye’de çocuk ölümlerinin arttığını belirten ve bunun "milli güvenlik sorunu haline gelecek düzeyde olduğunu" söyleyen Barkın, “Minguzzi dosyası sadece bir dava dosyası olsaydı emin olun bu hengâme içinde konuşulmazdı. Minguzzi davasında kaybettiğimiz bir tek evladımız olsaydı, sadece bundan ibaret olsaydı, önceliğimiz olmayabilirdi" ifadelerini kullandı."Vatan savunması için şehit olan insan sayısının 10 katı çocuğun bir yılda öldüğünü" bildiren Barkın, şöyle konuştu:"Hepsi cinayet değil, çocuk işçiler sorunu temel bir sorun, işçi çocukların hayatını kaybetmesi temel bir sorun, aynı zamanda çocuk cinayetleri sorunu da Türk tarihi için çok önemli bir sorun. Hatta önüne geçmezseniz, bir milli güvenlik meselesi haline gelecek kadar önemli bir sorun. Yalnızca kaybettiğimiz evlatlar, bu nedenle duyduğumuz acılar nedeniyle söylemiyorum. Aynı zamanda eylemin failleri bakımından, tekil bir ailenin münferit bir evladı olmaktan ibaret değilse, bu eylemin faili olan kişiler de yalnızca tekil bir sorunun müsebbibi değiller. Mağduriyet de faillik de ülkenin geleceğine dair çok ciddi bir sorun. Bu perspektiften baktığımız için bir miktar tartışılır kılma gayretindeyiz bu konuyu.”

"Eylemin mağdurunun da çocuk olduğu yargılamalarda mevzuya yalnızca suça itilmiş çocuklar bağlamında bakmanın bir miktar kolaylık olduğunu" söyleyen Barkın, sözlerini şöyle sürdürdü:"Dünyanın birçok ülkesi için, modern hukuk sistemleri için de artık evlat kaybı, çocuk kaybı, çocuklara yönelen eylemler ciddi bir hukuki problem. Bu problemin İsviçre nasıl önüne geçmek istiyorsa, Arjantin nasıl önüne geçmek istiyorsa, İtalya'da ebeveyn sorununu tartışmak, o aşamaya getirmek bile nasıl oluyorsa, ABD koşullu salıverme, denetimli serbestlik sürecini gözetmek kaydıyla infaz bakımından nasıl başka bir disiplin uygulanması gerektiğini söylüyorsa, İngiltere belli bazı suçlar bakımından işleniş niteliklerine bakarak yetişkin gibi yargılamanın önünü açacak çeşitli hukuki adımlar atıyorsa, Almanya’da benzer düzenlemeler varsa Türkiye’nin de 2005’te yapılan bu ceza hukuku normunu tekrar gözden geçirmesi kanaatini ortaya koyuyoruz. Bu bizim kanaatimiz. Benim temsil ettiğim hukuki disiplinin kanaati” şeklinde konuştu.

A CLOCKWORK ORANGE-OTOMATİK PORTAKAL -TÜRKİYE İŞ BANKASI YAYINEVİ'NİN BAŞYAPITI:

“Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum…”

Karabasan gibi bir gelecek atmosferi… Geceleyin sokakları terörize eden, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler ve bu hikâyenin anti-kahramanı Alex…Yayımlandığı günden bu yana “kült roman” özelliğini kaybetmeyen Otomatik Portakal’ın 15 yaşındaki kahramanı, “iyi ya da kötü nedir?”, “İnsan özgür iradesiyle kaderini seçebilir mi?” gibi soruların yanıtlarını kurcalarken, şiddet dolu sahnelere Beethoven’ın, Mozart’ın müziği eşlik ediyor; Alex ve “çete kardeşleri” Pete, Georgie ve Aptalof, yarattıkları yepyeni dilin kelimelerini okurun zihnine kazıyorlar. Ünlü yönetmen Stanley Kubrick tarafından 1971’de filme de çekilen Otomatik Portakal tüm zamanların en sarsıcı romanlarından.

“Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş vardır. ‘Uqueer as as clockwork orange’. Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezya’da ‘canlı’ anlamına gelen ‘orang’ sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve kokusu hoş bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikâyeye çok iyi oturduğunu düşündüm.”

Romancı, yazar Anthony Burgess...1962...

SANAYİCİNİN İSYANINI, FERYADINI DUYAN VAR MI?

İSO (İstanbul Sanayi Odası) Başkanı Erdal Bahçıvan, sanayicinin enflasyonla mücadelede artık sınırına geldiğini vurgulayarak, “Bu mücadelede bizden beklenecek ne kan ne de can kaldı” dedi.

Ekonomim'den Yener Karadeniz'in haberine göre; Bahçıvan, “Bu işler sevgi ve aşk olmadan yapılacak işler değil. Hesapta olmayan öngörülemeyen olaylar ile karşılaşıyoruz. Savaşlarda dünyanın kapandığı dönemde sürdürmek zorundasınız işlerinizi. Bu işler bu nedenle çok kolay olmuyor” dedi.

Kuzeyde devam eden Rusya ve Ukrayna savaşına bu kez de güneyde yeni bir savaşın daha eklendiğine dikkat çeken Bahçıvan, şöyle devam etti.

“İran üzerinden başlayan mücadele, sadece siyasi ve askeri savaş değil ekonomik bir savaşa dönüştü. Bu savaş en kısa zamanda sona erecek ama savaşın oluşturduğu ekonomik tahribat ciddi anlamda hayatımıza girdi. İstemesek de bu durum Türkiye ekonomisine derinden etkileme noktasında ilk işaretleri vermeye başladı.

OVP’nin temel amacı enflasyonu çözmek ve finansal istikrarı sağlamaktı Enflasyonu çözme konusunda da en büyük fedakarlığı sanayici üstleniyor.

Bizden kaynaklanmayan problemin çözümü konusunda yoğun bir sabık mücadele ve dayanma gücü gösterdik ama bu içine girdiğimiz durum bizim program ile ilgili değerlendirme ve tespitleri gözden geçirme mecburiyetini veriyor.

Sanayici ve ihracatçı üzerinden bu savaşı verme konusunda gücümüz kalmadı. Herkesin bunu anlaması lazım. Türk sanayici ve ihracatçısı 3 yıldır bu mücadeleyi fazlası ile verdi. Rekabetten, maliyetten yatırımdan taviz verdik ama artık bu mücadelede bizden beklenecek ne kan ne de can var."

BEYAZ ET DEĞİL ADETA BEYAZ ZEHİR!

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde son tüketim tarihi geçmiş 50 ton beyaz et imha edildi. Zabıta baskını olmasa insanlara yedireceklerdi.

ÇİFTÇİ DE AĞLIYOR, ÇİFTÇİ PERİŞAN...

Aydınlı çiftçi: “Geçen sene 1 kilo çilekle 2 litre mazot alabiliyorduk... Şu anda 1 kilo çileği satıyoruz, 1 litre mazotu almıyor.”

HAREMLİK SELAMLIK TALEBİ

2023 Genel Seçimleri’nde AKP listelerinden Meclis’e giren HÜDA PAR Mersin Milletvekili Faruk Dinç, kadın doğum servislerinde mahremiyet gerekçesiyle yalnızca kadın hekim ve sağlık personelinin görev alması gerektiğini ileri sürdü.

HÜDA PAR Mersin Milletvekili Faruk Dinç, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlediği basın toplantısında, kadın doğum servislerinde mahremiyetin korunmasına yönelik kadın personelin teşvik edilmesi gerektiğini savundu.

Dinç, özellikle kadın hastalıkları ve doğum servislerinde mahremiyet konusunun "ciddi bir sorun" olduğunu öne sürerek, "Kadın hastalıkları ve kadın doğum gibi bölümlerde mahremiyetin gözetilmemesi mağduriyetlere sebebiyet vermektedir" dedi.

"Kadın hastalıkları ve kadın doğum hastanelerinde doğal olarak bu toplumun dini, kültürü ve sosyal hassasiyetleri göz önünde bulundurulmalıdır" diyen Dinç, şöyle konuştu:

"Bugün bir kadın doğum yapmak için hastaneye gittiği zaman, o hastanede en çok sıkıntı yaşadığı konu özellikle mahremiyet kaygısıdır. İşte orada, o hastanede, o doğumhanede bir karşı cinsin olması, bir erkeğin o doğumhaneye girmesi ciddi manada doğum yapan kadını bir stres altına sokuyor ve doğum yapmasını bir yönüyle engelliyor.

Hatta yapılan araştırmalarda ve sahada yaptığımız görüşmelerde, özellikle kadın doğuma giden, yani doğum yapan kadınlar, sırf o mahremiyet kaygısını yaşamama adına sezaryeni tercih ediyor. Ve şu an neredeyse çevremizde çoğu kadınlara bakıyoruz; özellikle genç kadınlarımız sezaryenle çocuklarını doğurmak zorunda kalıyor.

Yapılan araştırmalara göre yüzde 19 oranında, bu hastanelerde kadınların yaşadığı sıkıntılar arasında mahremiyet kaygısı var. Ondan sonra vücudunun görülmesine yönelik bir stres var. Ameliyat stresi var, korku var, endişe var. Bunların hepsi gözetildiği zaman, bu konuda biz diyoruz ki kadın doğum hastanelerinde ve kadın hastalıkları bölümlerinde sadece kadınlardan oluşacak personeller veya kadınlardan oluşacak hekimler olmalıdır.

Bu konuda en azından bir nebze de olsun bu mahremiyet kaygısı ortadan kaldırılmış olur. Ve bu yönüyle çoğu kadın bu mahremiyet kaygısından dolayı tedavi olmayı erteliyor veya tedavi olmuyor. Böyle bir gerçekliğimiz var. Çünkü bu toplum inançlı bir toplum. Dini, kültürü ve sosyal hassasiyetleri var ve bunların hepimiz farkındayız.

'Sağlıkta utanma olmaz' diye bir söz var. Evet, 'sağlıkta utanma olmaz' ama bu imkanlar varken elimizde ve böyle bir toplum gerçekliğimiz, inançlı bir toplumumuz varken bizim de özellikle kadın doğum hastanelerine ve kadın hastalıkları hastanelerine kadın hekimleri yönlendirecek teşvik politikaları geliştirmemiz ve bu konuda hassasiyet göstermemiz gerekir ki en azından kadınlarımız sağlık hizmetine rahat bir şekilde erişsin ve toplumsal güven oluşsun diyorum."

BİLAL ERDOĞAN "YENİ GÜNDEMLER" YARATMAYA DEVAM EDİYOR

Bilal Erdoğan, Konya'daki konuşmasında Bosna-Hersek’te Müslümanlara yönelik soykırımına değinerek "Hadi bugün sıkıyorsa bugün yapsınlar. Niye? Bugün Türkiye var, bugün Recep Tayyip Erdoğan var. Kudretiyle, gücüyle bunu engelleyecek bir ülke var" dedi...

Yazar Abdurrahman Dilipak, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın "Bosna'da Müslümanlara bir soykırım uygulandı. Hadi sıkıyorsa bugün yapsınlar" sözlerine "Çok büyük konuşmamalı" ifadeleriyle yanıt verdi.

Dilipak, sosyal medya hesabından Bilal Erdoğan'ın "Bosna'da Müslümanlara bir soykırım uygulandı. Hadi sıkıyorsa bugün yapsınlar" sözlerine yanıt verdi. Bilal Erdoğan, Konya'da katıldığı bir etkinlikte Bosna-Hersek’te Müslümanlara yönelik soykırımına değinerek "Hadi bugün sıkıyorsa bugün yapsınlar. Niye? Bugün Türkiye var, bugün Recep Tayyip Erdoğan var. Kudretiyle, gücüyle bunu engelleyecek bir ülke var" ifadelerini kullanmıştı.

Dilipak, sosyal medya hesabından Bilal Erdoğan’ın sözlerini alıntılayarak "Çok büyük konuşmamalı. Allah CC bizleri imkanları artırarak ve azaltarak imtihan edecektir. Toplum Allah’ın ipini bırakırsa Allah da onların ipini bırakır, başlarında bir peygamber de olsa hüküm değişmez. Hüküm Allah’ındır ve bilgaderi hayrihi ve şerrihi!" diyerek yanıt verdi...


© Akdeniz Gerçek