2026'da bile "Kadının Adı Yok"
"Tüm Zamanların Zamansız Üç Kadını : Duygu Asena, Sezen Aksu ve Semiha Berksoy" adlı kitabında Fatma Nilgün Meral, "Kadının Adı Yok" adlı kitabı satış rekorları kıran Duygu Asena'dan şöyle söz eder:
"Fotomodel gibi çağırmışlar Duygu Asena'yı Hürriyet Gazetesi'ne.Bir fotoğraf çözecek işi, yazılar bir başkasından.Ama Duygu bu, durur mu? Oturmuş kendi yazmış, bir gün...Ve zamanın esas adamlarından Nezih Demirkent'ten geçen onay neticesinde Hürriyet'te tam üçbuçuk yıl boyunca, haftada yedi gün köşe yazısı yazmıştı...İşten kovulma sebebi adının bir aşk hikayesine karışması....Yakışır Duygu'ya..." (Gazetedeki ilk yazısı 1972 yılında Şirin takma adıyla gazetenin Kelebek ekinde yayımlanmıştı)
Duygu Asena 1974’ün Türkiye’sinde neler yaşamıştı?
1980’lerin ilk yarısında AFA Yayınevi’nin sahiplerinden Atıl Ant’ın (1947-2022) sayesinde tanıştığım, “Kadının Adı Yok” adlı romanı usta yönetmen Atıf Yılmaz (1925-2006) tarafından Türkiye sinemalarında seyirci ve hasılat rekorları kıran bir filme dönüştürülmüş olan, Duygu Asena (1946-2006) büyük bir hukuki mücadele vermiş ve bunu kazanmayı başarmıştı…
Aykut Işıklar “Bildiğiniz Gibi Değil /Renkli Spotların Göstermedikleri” adlı anı kitabında 1974’te Duygu Asena’nın yaşadıklarını şöyle anlatır /özetler:
“Hürriyet Gazetesi’nin o dönemdeki genel yayın yönetmeni Nezih Demirkent (1930-2001) Kelebek eki ekibini çok severdi; bu ekip içinde Duygu Asena da bulunmaktaydı… Duygu Asena her zaman dolu dolu yaşadı… Hürriyet’ten de bu yüzden çıkarıldı.Hürriyet hukuk müşaviri çıkış gerekçesinde “özel yaşamından” diye bir madde koymuş. Duygu Asena’nın o zamanki kocası Gültekin Gürgen de bunu onur meselesi yaptı. ”Nee ulan, biz gavat mıyız? Karım hakkında nasıl böyle bir iddiada bulunurlar? Ben de onları mahkemeye veririm.Karımın hakkını ararım,” diyerek Hürriyet Gazetesi’ni mahkemeye verdi.Öyle ya özel yaşamı düzensiz ne demek ki… Koskoca Profesör Çetin Özek böyle bir hata yapar mı? Yaptı işte… Duygu Asena, mukaveledeki 250 bin liralık tazminat için (1974 yılında 250 bin lira büyük para idi) bu iş ile bir hayli uğraştı… Gültekin Gürgen mahkemede “Eşim çok namuslu kadındır,” diyerek tanıklık yaptı.
Hey gidi günler, hey…Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nezih Demirkent astığı astık bir kişiydi.Gazeteden beş kişiyi Duygu Asena’yı mahkemede “hafif kadın” olmakla suçlamak için tanıklığa gönderdi; Orhan Atasoy, Ümit Çeliker, Murat Aslangil, Erol Bilem ve ben… Tanıklar ne biliyorlarsa anlattılar.Tabii hakimden bir güzel fırça yiyerek.Duygu Asena’yı sadece ben aslanlar gibi savundum.Bunu da Hürriyet Gazetesi’nin o zamanki insanlık dışı baskısına kızdığım için yaptım.
Sonuçta Duygu Asena Hürriyet Gazetesi’ne karşı namusunu temizledi… Mahkemeyi kazanıp Hürriyet Gazetesi’nden paralarını aldı… Herhalde o günlerde o kadar doldu ki… Bu olayın kahramanlarını başta Nezih Demirkent olmak üzere “Kadının Adı Yok” adlı kitabında anlattı… Kitaptaki kahramanları aşağı yukarı tahmin ettim… O insanlar hayal değil, gerçek…”
https://www.youtube.com/watch?v=ycWGw5zIJ74
HER TÜRLÜ ŞİDDET EYLEMİNİ ONAYLAYAN VE KUTSAYAN DİZİ FİLMLERİMİZ VAR! TÜRK TV DİZİLERİNİN 2024 İHRACAT GELİRİ 500 MİLYON DOLARI GERİDE BIRAKMIŞTI!
BAREM Araştırma: Dizilerin yüzde 86'sında kadına yönelik şiddet var...2014-2024 yılları arasında yayınlanan 94 televizyon dizisi incelendi. Yapılan araştırma sonucunda 10 diziden dokuzunda kadına yönelik şiddet sahnelerinin olduğu ortaya çıktı.
BAREM Araştırma, “Dizi ve Filmlerde Şiddet Sahnelerine Dair Algılar Araştırması”nda 2014-2024 yılları arasında yayınlanan 94 televizyon dizisini inceledi.
Araştırma sonuçlarına göre incelenen dizilerin tamamında hem fiziksel hem de ekonomik şiddet sahneleri yer alıyor. Psikolojik şiddet unsurları dizilerin yüzde 97’sinde bulunurken, cinsel şiddet unsurları yüzde 34’ünde yer alıyor.
Kadına yönelik şiddetin ise yapımların yüzde 86’sında görüldüğü, neredeyse 10 diziden 9’unda bu sahnelerin yer aldığı belirtildi.
Şiddet sahnelerinin yüzde 49,46’sı orta düzeyde, yüzde 32,26’sı ise oldukça yüksek yoğunlukta şeklinde ayrıldı. Dizilerde, şiddetin genellikle orta ve yüksek seviyelerde işlendiği belirtildi.
Marketing Türkiye’nin aktardığına göre şiddetin ekrana yansıtılma biçimine bakıldığında sahnelerin yüzde 52,69’unun doğrudan ve ayrıntılı şekilde, yüzde 46,24’ünün ise daha dolaylı olarak sunulduğu görüldü.
Fiziksel şiddet sahneleri arasında en yaygın olanlar yüzde 52,3 ile fiziksel şiddet sahneleri olurken yüzde 6,7’sinde ateşli silah kullanımı yer aldı. Yüzde 22,2’sinde ise birden fazla şiddet türü bir arada gösterildi.
Araştırma verilerine göre şiddet sahnelerinin yüzde 71’i ana ve yan karakterlerin birlikte yer aldığı sahnelerde görülürken yalnızca yüzde 29’u yan karakterler tarafından gerçekleştiriliyor.
Çalışmada şiddetin hangi gerekçelerle işlendiği de incelendi. Buna göre sahnelerin yüzde 25’inde şiddet için “haklı bir neden” sunulurken yüzde 20,83’ünde herhangi bir gerekçe gösterilmiyor. Yüzde 54,17’sinde ise şiddetin nedeni açıkça belirtilmeden belirsiz bırakılıyor.
Dizilerde yer alan şiddet sahnelerinin sonuçlarının çoğu zaman izleyiciye açık şekilde yansıtılmadığı da ortaya koyuldu. Buna göre yüzde 74’ünde şiddetin sonuçları belirsiz bırakılırken, yüzde 17’sinde olumsuz sonuçlara yer veriliyor, yüzde 9’unda ise olumlu sonuçlar gösteriliyor.
İzleyicilerin yarısından fazlası şiddet sahnelerinden rahatsız oluyor
Fiziksel şiddet içeren kavga sahneleri konusunda izleyicilerin tutumları da araştırmada yer aldı. Katılımcıların yüzde 53’ü bu tür sahnelerden rahatsız olacağını belirtirken yüzde 41’i rahatsızlık duymadığını ifade etti.
Kadına yönelik şiddet sahneleri hakkındaki rahatsızlık oranı da ortaya çıktı. Araştırmaya göre izleyicilerin yüzde 92’si bu tür sahneleri izlemekten rahatsız olduğunu dile getirdi.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) “İstatistiklerle Kadın, 2025” raporuna göre kadın nüfusu 43 milyon 32 bin oldu. Ancak eğitim düzeyi yükselen kadınlar işgücüne daha fazla katılsa da istihdam oranları erkeklerin yarısında kaldı. Araştırma sonuçlarında kadın büyükelçi, milletvekili, profesör, üst düzey yönetici oranlarına da değinildi. Buna göre, üst ve orta düzey yönetici pozisyonundaki kadın oranı yüzde 21,5, büyükelçi oranı ise yüzde 28,4 oldu.
TÜİK, “İstatistiklerle Kadın, 2025” çalışmasının sonuçlarını açıkladı. Buna göre, ülke nüfusunun yüzde 49,98’ini kadınlar, yüzde 50,02’sini erkekler oluşturdu. Türkiye’nin kadın nüfusu 43 milyon 32 bin 734 kişi, erkek nüfusu 43 milyon 59 bin 434 kişi oldu.
Ulusal Eğitim İstatistiklerine göre en az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki nüfusun toplam nüfus içindeki oranının 2008-2024 yılları arasında arttığı görüldü. En az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki bireylerin toplam nüfus içindeki oranı, 2008 yılında yüzde 75,1 iken 2024 yılında yüzde 92,6 oldu."Kadınlar eğitim seviyesi yükseldikçe işgücüne daha fazla katıldı"
Cinsiyete göre incelendiğinde, 2008 yılında en az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı yüzde 67,5, erkeklerin oranı yüzde 82,8 iken, bu oran 2024 yılında kadınlarda yüzde 88,3, erkeklerde ise yüzde 97 oldu. Yine aynı istatistiklere göre, yüksekokul ve fakülte, yüksek lisans ve doktora mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki nüfusun toplam nüfus içindeki oranı, 2008 yılında yüzde 9,1 iken 2024 yılında yüzde 25,2 oldu. Bu oran cinsiyete göre incelendiğinde, 2008 yılında yükseköğretim mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı yüzde 7,1, erkeklerin oranı yüzde 11,2 iken bu oran 2024 yılında kadınlarda yüzde 23,6, erkeklerde ise yüzde 26,8 oldu.
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre 2024 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun işgücüne katılma oranının yüzde 54,2 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda yüzde 36,8, erkeklerde ise yüzde 72,0 oldu. İşgücüne katılma oranı eğitim durumuna göre incelendiğinde, kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe işgücüne daha fazla katıldıkları görüldü. Okuryazar olmayan kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 14,6, lise altı eğitimli kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 27,5, lise mezunu kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 38,5, mesleki veya teknik lise mezunu kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 43,8 iken, yükseköğretim mezunu kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 68,7 oldu.
Yine Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre 2024 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun istihdam oranının yüzde 49,5 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda yüzde 32,5, erkeklerde ise yüzde 66,9 oldu. İllere göre incelendiğinde ise en yüksek kadın istihdam oranı yüzde 39,3 ile Antalya, Isparta, Burdur illerinde, en düşük kadın istihdam oranı ise yüzde 20,9 ile Van, Muş, Bitlis, Hakkâri illerinde gerçekleşti. Yarı zamanlı çalışanların istihdam içindeki oranına bakıldığında ise, kadınlarda yüzde 18,3, erkeklerde ise yüzde 9 olarak hesaplandı.
Kadınların yönetimdeki temsili düşük
Araştırma sonuçlarında kadın büyükelçi, milletvekili, profesör, üst düzey yönetici oranlarına da değinildi. Buna göre,
Dışişleri Bakanlığı verilerine göre 2025 yılında kadın büyükelçi oranı 28,4,
Türkiye Büyük Millet Meclisi verilerine göre 2025 yıl sonu itibarıyla 592 milletvekili içerisinde kadın milletvekili sayısı 118,
Yükseköğretim İstatistiklerine göre yükseköğretimde görevli profesörler içerisindeki kadın profesör oranı 2010-2011 öğretim yılında yüzde 27,6 iken 2024-2025 öğretim yılında yüzde 34,9
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre üst ve orta düzey yönetici pozisyonundaki kadın oranı 2012 yılında yüzde 14,4 iken 2024 yılında yüzde 21,5,
Borsa İstanbul’da işlem gören en büyük 50 şirketin (BİST 50) yönetim kurulu üyelerine bakıldığında, 2016 yılında yüzde 12,2 olan kadın üye oranı 2025 yılında yüzde 18.3 oldu.
2025'TE 404.000 KADIN ÇALIŞMA HAYATINDAN ÇEKİLDİ
BirGün'den Havva Gümüşkaya'nın haberine göre. Aile Yılı bilançosu: 404 bin kadın ‘ailevi’ nedenle eve kapandı...
İktidarın aile merkezli politikaları kadını eş-anne-bakıcı rolüne sıkıştırırken işinden ve ekonomik bağımsızlığından en kolay vazgeçmesi beklenen kadınlar oluyor. ‘Aile Yılı’ ilan edilen 2025’te 404 bin kadın ‘ailevi nedenlerle’ çalışma yaşamından çekildi. Bu kadınların 174 bini üniversite mezunu.
İstihdam modelleri, kadınları neoliberal politikaların ihtiyaç duyduğu düşük maliyetli, güvencesiz emek rezervine dönüştürüyor. Aileyi merkeze alan politikalar da kadını ‘eş’, ‘anne’, ‘bakıcı’ olarak tanımlayan düzeni pekiştiriyor. Çalışma hayatındaki varlığı ise ‘aile ekonomisine destek’ olarak tanımlanıyor. Bu nedenle işinden ve ekonomik bağımsızlığından en kolay vazgeçmesi beklenen kadınlar oluyor.
Özellikle erken çocukluk dönemine ilişkin kamusal ve ücretsiz kreşlerin yokluğunda, özel kreş fiyatlarının asgari ücretle yarışır hale gelmesi pek çok kadını ‘‘Çalışıp maaşımı bakıcıya/kreşe vereceğime evde çocuğuma bakarım’’ noktasına getiriyor. Çocuk bakımına dair kriz büyürken yaşlı bakımı da artık önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’de nüfus yaşlanırken yaşlı bakımı devlet tarafından kurumsallaşmak yerine ‘‘evde bakım’’ gibi yöntemlerle yine kadının omuzlarına yükleniyor.
Son yıllarda sıkça vurgulanan istihdam stratejilerinde de ‘esnek çalışma’ ve ‘uzaktan çalışma’ modelleri genellikle kadın istihdamını artırma vaadiyle sunuluyor. Oysa ‘kadını evden koparmadan çalışmaya’, ‘ev işleri ile profesyonel işi iç içe geçirerek iş yükünü artırmaya’ ve sonuç olarak da kadının iş yaşamından vazgeçip ‘‘ailevi nedenlerle’’ tamamen çalışma hayatının dışına çıkmasına zemin hazırlıyor.
TÜİK’in işgücü verileri de iktidarın aile odaklı politikalarının kadınları işgücü piyasasının dışına nasıl ittiğini rakamlarla ortaya koyuyor. 2025 itibarıyla çalışma çağındaki 21 milyon 548 bin kadın işgücüne dahil olmuyor. Bu kadınların 5 milyon 925 bini ise işgücüne dahil olmama gerekçesi olarak ‘ev işleriyle meşgul’ olduğunu beyan ediyor. Bunun yanında 3 milyon 846 bin kadının çalışma hayatına katılmama gerekçesi ise ‘ailevi ve kişisel nedenler’. Bu iki gerekçe toplamda 9 milyon 771 bin kadının işgücüne dahil olmama nedenini oluşturuyor. Başka bir ifadeyle çalışmayan kadınların yüzde 45’i ev işleri ve ailevi nedenler işgücüne katılmıyor. 2021’de 2,3 milyon olan ‘‘ailevi nedenlerle’’ çalışamayan kadın sayısı, 2025’te 3,8 milyona fırladı. Üstelik bu durum nitelikli kadın işgücünde de dikkat çekici bir noktaya ulaştı. Ailevi nedenlerle çalışma hayatına katılmayan kadınların 806 binini üniversite mezunları oluşturuyor. Ailevi nedenlerle işgücüne katılmayan 5 kadından biri nitelikli işgücü olan üniversite mezunlarından oluşuyor.
2023 seçimlerinden sonra vites artıran muhafazakâr tahakküm, 2024 ve 2025 yıllarında adeta bir patlamaya yol açtı. Son iki yılda bir milyondan fazla kadın, ailevi gerekçelerle iş aramaktan vazgeçti veya işini bıraktı. ‘Aile Yılı’ ilan edilen 2025’te 404 bin kadın ‘ailevi’ nedenlerle çalışma yaşamından koptu. Bu dönemde 174 bin üniversite mezunu kadın ailevi nedenlerle işgücü piyasasından çekildi. 2021 yılında çalışma hayatına katılmayan kadınların yüzde 11’inin gerekçesini ailevi nedenler oluştururken 2025’te bu oran yüzde 18’e yükseldi. Yaş gruplarına göre incelendiğinde de ise daha dramatik bir tablo ortaya çıkıyor. Kadınların yaş aralığı, çocuk sahibi olunan ve bakım yükünün en yoğun olduğu döneme işaret ediyor.
İş gücüne dahil olamamanın diğer nedeni de ev işleri
TÜİK’in işgücü verileri de iktidarın aile odaklı politikalarının kadınları işgücü piyasasının dışına nasıl ittiğini rakamlarla ortaya koyuyor. 2025 itibarıyla çalışma çağındaki 21 milyon 548 bin kadın, işgücüne dahil olmuyor. Bu kadınların 5 milyon 925 bini ise işgücüne dahil olmama gerekçesi olarak ‘ev işleriyle meşgul’ olduğunu beyan ediyor. Bunun yanında 3 milyon 846 bin kadının çalışma hayatına katılmama gerekçesi ise ‘ailevi ve kişisel nedenler.’ Bu iki gerekçe toplamda 9 milyon 771 bin kadının işgücüne dahil olmama nedenini oluşturuyor. Başka bir ifadeyle çalışmayan kadınların yüzde 45’i ev işleri ve ailevi nedenler işgücüne katılmıyor.Ailevi nedenlerle çalışmayan kadınların 806 bini üniversite mezunu
2021’de 2,3 milyon olan ‘‘ailevi nedenlerle’’ çalışamayan kadın sayısı, 2025’te 3,8 milyona fırladı. Üstelik bu durum nitelikli kadın işgücünde de dikkat çekici bir noktaya ulaştı. Ailevi nedenlerle çalışma hayatına katılmayan kadınların 806 binini üniversite mezunları oluşturuyor. Ailevi nedenlerle işgücüne katılmayan 5 kadından biri nitelikli işgücü olan üniversite mezunlarından oluşuyor.
Rakamlarla Türkiye’de kadın:
İstihdam oranları erkeklerin yarısı kadar, yönetimde temsil oranı düşük!
2023 seçimlerinden sonra daha da yükselen muhafazakar politikalar, 2024 ve 2025 yıllarında adeta bir patlamaya yol açtı. Son iki yılda bir milyondan fazla kadın, ailevi gerekçelerle iş aramaktan vazgeçti veya işini bıraktı. ‘Aile Yılı’ ilan edilen 2025’te 404 bin kadın ‘ailevi’ nedenlerle çalışma yaşamından koptu. Bu dönemde 174 bin üniversite mezunu kadın ailevi nedenlerle işgücü piyasasından çekildi. 2021 yılında çalışma hayatına katılmayan kadınların yüzde 11’inin gerekçesini ailevi nedenler oluştururken 2025’te bu oran yüzde 18’e yükseldi. Yaş gruplarına göre incelendiğinde de ise daha dramatik bir tablo ortaya çıkıyor. Kadınların yaş aralığı, çocuk sahibi olunan ve bakım yükünün en yoğun olduğu döneme işaret ediyor.İlk doğumdaki anne yaşı, işgücünden kopuşun hızlandığı yaşları işaret ediyor
2025 sonu itibarıyla 780 bini 30-34 yaş aralığında kadın çalışma yaşamından ailevi nedenlerle koptu. Bu yaş aralığını 645 bin ile 35-39 yaş aralığındaki kadınlar, 623 bin ile de 25-29 yaş aralığındaki kadınlar takip etti. Çalışma çağında en verimli olunan ve iş hayatında ilerlenen 25-39 yaş aralığında 2 milyon 48 bin kadın ailevi engelleri aşamıyor. TÜİK’in doğum istatistikleri de ilk doğumdaki anne yaşı, işgücünden kopuşun hızlandığı yaşları işaret ediyor. İlk doğumdaki ortalama anne yaşı 27,3 olarak hesaplanıyor. Bu ortalama İstanbul’da 28,8’e, bazı illerde ise 29’un da üzerine çıkmış durumda.
2025 yılının ‘‘Aile Yılı’’ olarak tescillenmesi, görünürde bir sosyal politika hamlesi gibi sunulsa da veriler bu politikanın aslında kadını sosyal devletin eksiklerini kapatan bir ‘‘ikame’’ haline getirdiğini ve kamusal alandan sistematik olarak tasfiye ettiğini kanıtlıyor. Kadınların, sistemin açıklarını kapatan birer ‘yedek işgücü’ veya ‘ücretsiz bakım sağlayıcı’ olmaya zorlayan bu düzeni tersine çevirmenin reçetesi ise kadın hareketinin ‘aileci kuşatmaya’ karşı sözünü ve eylemini yükseltmesi.
TÜRK FUTBOLUNUN EKONOMİK KARNESİ
25 EYLÜL 2025 HABERİ:
Dört büyüklerin son 10 yılına ekonomik bakış
SON 10 FUTBOL SEZONUNDA FENERBAHÇE 501, BEŞİKTAŞ 397, GALATASARAY 391, TRABZONSPOR 320 MİLYON EURO ZARAR ETTİ...
DÖRT BÜYÜKLERİN TOPLAM BORCU 1 MİLYAR 130 MİLYON EURODAN FAZLA!
Türk futbolunun dört büyükleri olarak nitelenen Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor son 10 yılda toplamda 1 milyar 609 milyon avro zarar etti.
ANADOLU AJANSI muhabirinin, kulüp şirketlerince Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) gönderilen finansal durum ve bağımsız denetçi raporlarından derlediği bilgilere göre dört kulüp de (şirketler) kazandığından yüzde 32 daha fazla harcama yaptı.
Dört büyük kulübün futbol şubeleri, Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret AŞ, Fenerbahçe Futbol AŞ, Galatasaray Sportif Sınai ve Ticari Yatırımlar AŞ ve Trabzonspor Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret AŞ adıyla borsada işlem görüyor.
Söz konusu şirketlerin geliri 5 milyar 99 milyon avroya ulaşsa da gider kalemindeki toplam tutar 6 milyar 708 milyon avro oldu.
Toplam borç 50 milyar lirayı geçti
Dört büyüklerin toplam borcu, 31 Mayıs 2025 itibarıyla 50,3 milyar lirayı buldu.
Bu meblağın döviz karşılığı ise 1,13 milyar avro.
Kulüplerin futbol şubelerinde (şirketler) en fazla borç Galatasaray’da en az borç Trabzonspor’da bulunuyor...
UEFA tarafından yayımlanan “UEFA Avrupa Kulüp Finansmanı ve Yatırım Görünümü 2026” raporu, Avrupa futbolunun ekonomik fotoğrafını ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor. Rapor, Avrupa’nın üst düzey lig kulüplerinin 2024–25 sezonuna ait finansal verilerini analiz ediyor ve bu çerçevede Türk futbolunun amiral gemisi olan Süper Lig’in mali performansını da mercek altına alıyor. Ortaya çıkan tablo, Avrupa futbolunun gelir rekorları kırdığı bir döneme işaret ederken, aynı zamanda maliyetlerin ve finansman baskısının da sistem üzerinde ağır bir yük oluşturmaya devam ettiğini gösteriyor.
Raporda yer alan verilere göre, Avrupa’nın üst düzey lig kulüplerinin toplam geliri 2021 yılında 21,2 milyar Euro seviyesinde bulunurken, 2024 yılı itibarıyla %35 artarak 28,6 milyar Euro’ya yükselmiş. 2025 yılında ise bu büyüklüğün 30 milyar Euroyu aşması bekleniyor.
Bu noktada Süper Lig dikkat çekici bir performans sergilemiş. Süper Lig 2024’te gelirlerini %64 artırarak, Avrupa’da en hızlı büyüyen lig konumuna yükselmiş. Ligin toplam gelirinin 877 milyon Euro’ya ulaştığı raporlanmış. Bu büyümenin en önemli itici güçleri arasında ise maç günü gelirleri, ticari gelirler ve UEFA gelirlerinin bulunduğu ifade edilmiş. Maç günü gelirleri %69 artışla 147 milyon Euro’ya yükselirken, ticari gelirler %74 artarak 509 milyon Euro’ya ulaşmış görünüyor. UEFA gelirleri %6 artışla 65 milyon Euro’ya gelirken; yayın gelirleri ise %8’lik artışla 80 milyon Euro’ya çıkmış vaziyette. Süper Lig gelirleri açısından ilginç bir kaleminden de bahsetmiş rapor. Avrupa liglerinde çok sık rastlanmayan bağış, hibe ve diğer gelirlerde Süper Lig’de %267’lik bir artış gözlenmiş ve bunun sonucunda “Diğer Gelirler” kalemi 77 milyon Euroluk büyüklüğüyle, Süper Lig’in üçüncü büyük gelir kaynağı olarak raporda yer almış. Bu tutar, Türk futbolunun finansal yapısındaki farklı bir gelir modeline işaret ediyor.
Personel yapısına bakıldığında da dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor: Galatasaray 871 çalışanla, Fenerbahçe ise 578 çalışanla önemli bir istihdam hacmine sahip. Avrupa genelinde ise üst lig kulüplerinin tam zamanlı eşdeğer (FTE) çalışan sayısı %5 artarak 94 bine yaklaşıyor. Süper Lig 3.866 çalışanla Avrupa’da yedinci sırada yer alıyor.
Transfer piyasasında ise Avrupa genelinde rekor seviyede hareketlilik yaşandığını rapor dile getirmiş. Rapora göre, 2024’te transfer gelirleri %20 artarken, 2025 yılında erken raporlayan kulüplerde transfer gelirlerinde %9’luk ek artış gözlemleniyor. Süper Lig 2024’te 123 milyon Euroluk transfer geliriyle Avrupa’da dokuzuncu sıraya yükselmiş. Ancak transfer gelirlerinin toplam gelir içindeki payının %14 seviyesinde kalıyor olması, Süper Lig’i bu oranla Avrupa’da 20. sıraya geriletmiş bulunuyor. Buna rağmen Süper Lig, net transfer maliyetini düşürebilen yedi ligden biri olarak dikkat çekiyor. Avrupa’da özellikle Hollanda, Belçika, Portekiz, Danimarka ve İsveç gibi yetenek geliştiren liglerde net transfer gelirleri toplam gelirlerin %20’sini aşarak kulüplerin faaliyet zararlarını dengeleyebiliyor.
Süper Lig 2024’te transfer harcamalarını %4 artırarak 206 milyon Euro’ya kadar yükseltmiş. Bu artış Süper Lig’i Avrupa’da en fazla transfer harcaması yapan sekizinci lig konumuna yerleştirmiş. Transfer ödemelerindeki artışa paralel olarak ilişkili taraf borçları da %11 artış göstermiş. Her ne kadar Süper Lig’in toplam borcu 2024 sonunda %28 azalarak 912 milyon Euro’ya gerilemiş görünse de, Süper Lig hâlâ Avrupa’nın en borçlu sekizinci ligi olmayı sürdürüyor.
Borç ekonomisi, Süper Lig’in finansal yapısını kırılganlaştırıyor
Süper Lig, raporda Avrupa’nın en kırılgan finansal yapılarından biri olarak öne çıkıyor. Borç/gelir oranı %104’e ulaşmış durumda. Yani lig genelinde kulüpler, bir yıllık toplam gelirlerinden daha fazla borç taşımışlar. Üstelik bu borcun önemli kısmı banka kredileri ve yüksek faizli yükümlülüklerden oluşuyor. Faiz giderleri geliri kemirirken, yayın gelirlerinin görece düşük kalması tabloyu daha da ağırlaştırmış.
Süper Lig şampiyonları listesi
Türkiye 1. Futbol ligi bugünkü adıyla Süper Lig 1959'da başlatıldı...67 yılda Galatasaray 25, Fenerbahçe 19, Beşiktaş 14, Trabzonspor 7, Bursaspor 1, Başakşehir 1 kez şampiyon oldu...
1959-Fenerbahçe1959-1960-Beşiktaş1960-1961-Fenerbahçe1961-1962-Galatasaray1962-1963-Galatasaray1963-1964-Fenerbahçe1964-1965-Fenerbahçe1965-1966-Beşiktaş1966-1967-Beşiktaş1967-1968-Fenerbahçe1968-1969-Galatasaray1969-1970-Fenerbahçe1970-1971-Galatasaray1971-1972-Galatasaray1972-1973-Galatasaray1973-1974-Fenerbahçe1974-1975-Fenerbahçe1975-1976-Trabzonspor1976-1977-Trabzonspor1977-1978-Fenerbahçe1978-1979-Trabzonspor1979-1980-Trabzonspor1980-1981-Trabzonspor1981-1982-Beşiktaş1982-1983-Fenerbahçe1983-1984-Trabzonspor1984-1985-Fenerbahçe1985-1986-Beşiktaş1986-1987-Galatasaray1987-1988-Galatasaray1988-1989-Fenerbahçe1989-1990-Beşiktaş1990-1991-Beşiktaş1991-1992-Beşiktaş1992-1993-Galatasaray1993-1994-Galatasaray1994-1995-Beşiktaş1995-1996-Fenerbahçe1996-1997-Galatasaray1997-1998-Galatasaray1998-1999-Galatasaray1999-2000-Galatasaray2000-2001-Fenerbahçe2001-2002-Galatasaray2002-2003-Beşiktaş2003-2004-Fenerbahçe2004-2005-Fenerbahçe2005-2006-Galatasaray2006-2007-Fenerbahçe2007-2008-Galatasaray2008-2009-Beşiktaş2009-2010-Bursaspor2010-2011-Fenerbahçe2011-12 Galatasaray2012-13 Galatasaray2013-14 Fenerbahçe2014-15 Galatasaray2015-16 Beşiktaş2016-17 Beşiktaş2017-18 Galatasaray2018-19 Galatasaray2019-20 İstanbul Başakşehir2020-21 Beşiktaş2021-22 Trabzonspor2022-23 Galatasaray2023-24 Galatasaray2024-25 Galatasaray
