menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Azerbaycan’da Din-Devlet İlişkileri ve Okullarda Başörtüsü (Dini Sembollerin Kullanımı): Anayasal Haklar ve İdari Uygulamaların Hukuki Analizi

14 0
14.10.2026

{vendor_count} satıcılarını yönetin

Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Turizm Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Azerbaycan’da Din-Devlet İlişkileri ve Okullarda Başörtüsü (Dini Sembollerin Kullanımı): Anayasal Haklar ve İdari Uygulamaların Hukuki Analizi

1. GİRİŞ VE HUKUKİ ÇERÇEVE: ANAYASAL LAİKLİK VE HAK GARANTİLERİ

12 Kasım 1995 tarihinde halk oylaması (referandum) yoluyla kabul edilen Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası, devlet yapısının temel niteliklerini ve bireysel özgürlüklerin normatif sınırlarını çizen sistemik bir hukuki omurga niteliğindedir. Anayasal düzen, bir yandan devletin dünyevi (laik) yapısını teminat altına alırken, diğer yandan bireylerin vicdan, inanç ve eğitim gibi dokunulmaz temel haklarını koruma altına almaktadır. Demokratik ve hukuki bir devlette laiklik ilkesinin tatbiki; din ve vicdan özgürlüğünün idari araçlarla bastırılmasına değil, aksine kamu düzeni ile bireysel özgürlükler arasındaki dengenin nesnel, eşitlikçi ve öngörülebilir ilkelerle kurulmasına hizmet etmek zorundadır. Bu çerçevede, kamu alanında ve özellikle eğitim kurumlarında dini sembollerin (başörtüsü dâhil) kullanımına ilişkin idari tasarrufların, Anayasa’nın sunduğu emredici hükümleri ve lex superior (üstün norm) ilkesini ne derece karşıladığının metodolojik ve analitik bir yaklaşımla incelenmesi hayati bir stratejik önem taşımaktadır.

1.1. Anayasal Düzlemde Laiklik İlkesi ve Devletin Niteliği (Madde 7 ve 18)

Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası’nın “Azerbaycan Devleti” başlıklı 7. Maddesi, devletin niteliğini “demokratik, hukuki, dünyevi (laik) ve üniter bir Cumhuriyet” olarak ilan etmekte ve devlet hakimiyetinin kuvvetler ayrılığı prensibine dayandığını hükme bağlamaktadır. Aynı zamanda 7.II Maddesi, devlet hakimiyetinin iç konularda yalnız hukukla sınırlı olduğunu açıkça düzenleyerek idarenin her türlü eylem ve işleminde hukuka bağlı kalması gerektiğini (idarenin kanuniliği ilkesi) teyit etmektedir.

Anayasa’nın 18. Maddesi ise din ile devlet arasındaki ilişkinin normatif temellerini şu sarih hükümlerle belirlemektedir:

Madde 18.I: Din devletten ayrıdır ve bütün dini inançlar kanun karşısında eşittir.

Madde 18.II: İnsan onurunu küçük düşüren veya hümanist prensiplere aykırı dinlerin yayılması ve propagandası yasaktır.

Madde 18.III: Devletin eğitim sistemi dünyevi niteliktedir.

Bu normatif düzenlemeler, devlet ile dini kurumlar arasında hukuki bir mesafe tanımlamakta, devlete dini inançlar ve topluluklar karşısında mutlak bir tarafsızlık ödevi yüklemektedir. 18.III Maddesinde yer alan devlet eğitim sisteminin “dünyevi” (laik) niteliği, idari makamlarca okullardaki müfredat ve kılık-kıyafet düzenlemelerinin temel pozitif dayanağı olarak sunulmaktadır. Ancak anayasal dogmatikte eğitimin dünyevi niteliği, eğitim kurumlarının kurumsal ve müfredat bakımından dini dogmalardan bağımsız olmasını ifade etmektedir. Bu ilke, tek başına öğrencilerin bireysel din ve vicdan özgürlüklerinin sınırlanması veya anayasal teminat altına alınmış eğitim hakkının engellenmesi için kısıtlayıcı bir ceza aracına dönüştürülemez.

1.2. Vicdan Özgürlüğü ve Temel Hakların Teminatı (Madde 25, 48 ve 71)

Anayasa’nın 25. Maddesi, kanun ve mahkeme önünde eşitlik ilkesini koyarken; 25.III Maddesi uyarınca devletin, kişilerin dinine veya inancına bakılmaksızın hak ve özgürlüklerin eşitliğini güvence altına aldığını vurgulamaktadır. Aynı maddede, insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin dini nedenlerle sınırlandırılması açıkça yasaklanmıştır. Ayrıca bu madde eğitimde kadın erkek ayırımını da yasaklamaktadır. Kadınların başörtüsü nedeni ile eğitimde ayrıcalığa maruz bırakılmaları bu maddenin özüne de aykırılık teşkil etmektedir.

Din ve vicdan özgürlüğünün pozitif ve negatif boyutları Anayasa’nın 48. Maddesinde güvenceye bağlanmıştır:

Herkes vicdan özgürlüğüne sahiptir.

Herkesin dini tutumunu bağımsız olarak belirleme, herhangi bir dine tek başına veya başkalarıyla birlikte inanma ya da hiçbir dine inanmama, dini inancıyla bağlantılı görüşlerini ifade etme ve yayma hakkı vardır.

Dini törenlerin yapılması, kamu düzenini bozmadığı veya genel ahlaka aykırı olmadığı sürece serbesttir.

Dini itikat ve inanç, hukuka aykırı hareketlere hak kazandırmaz.

Anayasa’nın 71. Maddesi ise yasama, yürütme ve yargı organlarına hakları koruma ödevi yüklemekte; 71.IV Maddesi kısıtlamalar karşısında mutlak bir koruma normu sunmaktadır: “Hiçbir şekilde, hiç kimse din, vicdan, düşünce ve inancını açıklamaya mecbur edilemez ve bu yüzden suçlanamaz.” Bu hüküm, öğrencilerin kıyafetleri veya başörtüleri sebebiyle dini inançlarını açıklamaya veya inanç ilkesinden taviz vermeye zorlanamayacağını, aksi yöndeki zorlayıcı idari uygulamaların doğrudan anayasal düzeyde yasaklandığını gösteren mutlak bir hukuki teminattır.

1.3. Anayasa’nın Doğrudan Uygulanması ve İdari İşlemlerin Yasal Zemin Zorunluluğu (Madde 147 ve 149)

Anayasa’nın 147. Maddesi uyarınca, Anayasa ülkede en yüksek hukuki güce ve “doğrudan etkiye” (147.II) sahiptir. Bu ilke, anayasal temel hak ve özgürlüklerin hayata geçirilmesi için alt mevzuatın varlığının şart olmadığını, Anayasa hükümlerinin mahkemeler ve idari makamlarca doğrudan esas alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Normlar hiyerarşisinin yürürlük ve bağlayıcılık şartlarını düzenleyen Anayasa’nın 149. Maddesi ise idareyi sınırlandırmaktadır:

Madde 149.I: Normatif hukuki düzenlemeler hukuka, hakka ve adalete uygun olmalıdır.

Madde 149.III: Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz. Yalnızca yayımlanmış kanunların uygulanması ve yürütülmesi vatandaşlar için zorunludur.

Madde 149.II: Hiç kimse yayımlanmamış bir normatif hukuki akte uymaya zorlanamaz.

Hukuki Güvenlik ve Öngörülebilirlik Açısından Değerlendirme: Saha uygulamalarında, okullarda kız öğrencilerin başörtüleri nedeniyle derse alınmaması veya okul binalarına sokulmaması işlemleri, yazılı ve gerekçeli bir idari karara değil, şifahi veya yayımlanmamış “yukarıdan gelen emirlere” dayandırılmaktadır. Anayasa’nın 147. ve 149. maddeleri ışığında değerlendirildiğinde, resmi olarak yayımlanmamış ve açık bir kanuni esasa dayanmayan sözlü emirlerin vatandaş açısından hiçbir hukuki bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu tür idari teamüller, Anayasa’nın doğrudan etki gücünü ihlal ettiği gibi, hukuk devleti ilkesinin temelini oluşturan “hukuki güvenlik”, “belirlilik” ve “öngörülebilirlik” esaslarını zedelemekte, bireyleri idari keyfiliğe karşı savunmasız bırakmaktadır.

Anayasal metnin vatandaşlara sunduğu bu yüksek düzeydeki normatif koruma kalkanına rağmen, alt mevzuat hükümleri ve okullardaki somut üniforma uygulamaları pratik sahada derin hukuki çelişkileri beraberinde getirme potansiyeline sahiptir.

2. EĞİTİM MEVZUATI VE OKUL KIYAFET DÜZENLEMELERİNİN NORM HİYERARŞİSİ AÇISINDAN ANALİZİ

Hukukun en temel ilkelerinden biri olan normlar hiyerarşisi piramidinde, hiyerarşik olarak alt sırada yer alan düzenlemeler (kanunlar, Bakanlar Kurulu kararları, tüzükler ve okul iç yönetmelikleri), üstte bulunan Anayasa hükümlerine aykırı olamaz. Alt mevzuat, Anayasa ile teminat altına alınmış temel hak ve özgürlükleri daraltıcı, zorlaştırıcı veya ortadan kaldırıcı şekilde ihdas edilemez ve yorumlanamaz.

Normlar hiyerarşisi piramidinin en tepesinde Anayasa (Madde 7, 18, 25, 42, 48, 71, 147, 149) yer almakta; onu onaylanmış uluslararası antlaşmalar (AİHS ve Ek Protokol 1) ve kanunlar (Eğitim Kanunu Madde 14.10, 434-VIIQD sayılı Kanun) takip etmekte; alt kademelerde ise idari düzenleyici işlemler (Bakanlar Kurulu Kararları) ile en alt sırada okul tüzükleri ve şifahi idari talimatlar bulunmaktadır. Alt basamaktaki bir idari işlemin, üst basamaktaki anayasal hak garantisini mülga kılması hukuk tekniği açısından imkânsızdır.

2.1. Eğitim Hakkı (Madde 42) ve Eğitim Kanunu (Madde 14.10) Çerçevesinde Üniforma Kuralları

Anayasa’nın 42. Maddesi, eğitim hakkını her bir vatandaş için dokunulmaz bir hakkı olarak tanımlamaktadır. Anayasa’nın 42.II Maddesindeki özgün metin “Devlet parasız, zorunlu genel ilk öğretim hakkını temin eder” şeklindedir. Kamu politikası tartışmalarında ve eğitim mevzuatı uygulamalarında bu hüküm zorunlu ortaöğretim süreçlerini de kapsayacak biçimde değerlendirilmektedir.

Buna karşın, Azerbaycan Cumhuriyeti Eğitim Kanunu’nun 14.10 Maddesi, okullardaki kılık-kıyafet düzenlemesini alt mevzuata devretmektedir: “Azerbaycan Cumhuriyeti’nde tüm eğitim kurumlarında öğrencilerin giyim formu eğitim kurumunun tüzüğü ile belirlenir.”

Hukuki açıdan okul tüzükleri veya iç yönetmelikleri, eğitim kurumunun düzenini sağlamak adına yalnızca teknik gereksinimleri (üniformanın rengi, kumaş türü, kesimi vb.) belirleme yetkisine sahiptir. Ancak normlar hiyerarşisi gereğince alt mevzuat niteliğindeki bu tüzükler veya kurum içi düzenlemeler, Anayasa’nın 42. Maddesindeki eğitim hakkını ve 48. Maddesindeki vicdan özgürlüğünü kısıtlama yetkisini idareye veremez. İç tüzüklerin veya okul yönetimlerinin başörtüsü takan bir öğrenciyi okula almayarak zorunlu eğitim sürecinin dışına çıkarması, lex superior ilkesinin açık ihlali ve kanuni yetki sınırlarının aşılması (yetki gaspı / sakatlığı) anlamına gelmektedir.

2.2. Bakanlar Kurulu’nun 96 Sayılı Kararı ve 2026 Tarihli Mevzuat Değişiklikleri

Okul giyim standartlarının idari çerçevesi, Bakanlar Kurulu’nun 2022/2023 öğretim yılından itibaren yürürlüğe giren 96 sayılı kararı (“Devlet genel eğitim kurumları öğrencilerinin giyim formalarının tasviri”) ile çizilmiştir. Bu kararda kız öğrenciler için yazlık kıyafet “kısa kollu gömlek ve etek”, kışlık kıyafet ise “uzun kollu gömlek, etek veya pantolon, ceket” olarak tanımlanmış; nihai seçimin okul pedagojik konseyine ait olduğu ve her okulda tek tip seçeneğin onaylanacağı belirtilmiştir. Ancak bu metinde başörtüsüne ilişkin hiçbir açık yasaklama ifadesine yer verilmemiştir.

2026 yılında ise mevzuat düzeyinde birbirini izleyen normatif adımlar atılmıştır:

7 Temmuz 2026: Millî Meclis tarafından “Genel Eğitim Hakkında” Kanun’da değişiklik öngören 434-VIIQD sayılı Kanun kabul edilmiştir. Bu kanunla eğitim ilkeleri arasına “laiklik” unsuru eklenmiş, öğrenci ve öğretmenler için tek tip kıyafet standartlarının belirlenmesi yasal zemine oturtulmuştur.

22 Temmuz 2026: Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 434-VIIQD sayılı Kanun’u onaylayan kararnameyi imzalamış ve Bakanlar Kurulu’na kıyafet düzenlemelerini yeni mevzuata uygun olarak güncelleme görevi vermiştir.

21 Eylül 2026 / 6 Ekim 2026: 21 Eylül 2026 tarihinde kabul edilen 309 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla, devlet genel eğitim kurumlarında öğrencilerin kıyafet biçimlerini düzenleyen 96 sayılı kararda değişiklik yapılmıştır. Öğretmenlerin kıyafetlerine ilişkin kurallar ise 6 Ekim 2026 tarihli 325 sayılı kararla ayrıca düzenlenmiştir. Yeni düzenlemede “okul üniformasının bütünlüğünü bozan veya genel eğitimin laikliği ilkesine aykırı olan ek kıyafet unsurlarının kullanılmasına izin verilmeyeceği” hükme bağlanmıştır.

Normatif Belirsizlik ve İdari Yorum Riski: Söz konusu mevzuat değişikliklerinde “laiklik” ilkesine ve “üniformanın bütünlüğüne” vurgu yapılmış olmasına rağmen, norm metninde doğrudan “başörtüsü” (hicab) terimine yer verilmemiş; hangi ek kıyafetlerin veya sembollerin laikliğe aykırı kabul edileceği açıkça tanımlanmamıştır. Bu durum normun normatif açıklık, belirli olma ve öngörülebilirlik ilkelerini zedelemekte; uygulayıcı konumundaki okul yönetimlerini takdir yetkisini aşarak kural koyan birer idari makam haline getirmektedir.

2.3. “Sözlü Emirler” ve İdari Keyfilik Riski: Sahadaki Uygulamalar

Mevzuattaki açık yasal tanım eksikliği, sahada idari keyfiliğe ve şifahi uygulamalara zemin........

© Akademik Akıl