Yoksulluk Kokan Metrobüsler
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Yoksulluk Kokan Metrobüsler
Bugün ülkenin neresine giderseniz gidin, havada asılı duran o ağır, gri kokuyu alırsınız:Çürümenin kokusu. Ekonomik kriz sadece ceplerimizi boşaltmadı; ruhlarımızı, ahlakımızı veinsani bağlarımızı da kuruttu. Tam da bu karanlık günlerde önüme düşen bir şiir dizesi,yaşadığımız bu toplumsal cinnetin adeta röntgenini çekiyor:“Hedonistin yolu sadomazoşistin sokağına çıkar.”İlk bakışta felsefi bir aforizma gibi duran bu cümle, aslında bugünün yoksullaşanTürkiye’sinin en çıplak gerçeğidir. Neoliberal sistem ve bizi yönetenler, yıllarca bu toplumasonradan görme bir tüketim çılgınlığı, bir zenginleşme hayali aşıladı. Herkes en iyisini giymeli,en lüks yerlerde yemeli, sürekli tüketerek “haz” (hedonizm) havuzunda yüzmeliydi.Peki, o tatlı rüyanın bittiği yerde bugün nereye uyandık? Kamçısını sırtımızdan eksiketmeyen ekonomik krizin, yani o sadomazoşist sokağın tam ortasına.Siyasetin o süslü ekranlarından yıllarca ne büyük yalanlar fısıldandı kulaklarımıza:“Varlığın yeter, bu ülke şahlanıyor.” Seçim dönemlerinde akşam arayıp gündüz sordular,telefonlarımıza ardı arkası kesilmeyen vaat mesajları attılar. Bizi ucuz refah hayalleriyleümitlendirip, o “maviye dönmüş” dijital ekranların arkasında sahte bir cennet sundular.Sonra ne oldu? O işveli siyasi naz bitti. Gerçeğin sağanak yağmuru başladı.Bugün üzerimize yağan zamlar, eriyen maaşlar ve bitmeyen enflasyon karşısında toplumolarak mazoşist bir kabullenişe sürüklendik. “Ne edersen kabulüm” der gibi, her sabah dahabüyük bir yoksulluğa uyanıyor ama bu çileyi kanıksıyoruz. Bizi ezen bu düzene, canımızı yakanbu sisteme sessiz kalarak, kendi acımızdan beslenen kitlesel birer kurbana dönüştük.Çünkü hayatın çiğ ve acımasız gerçekleri, bizi o pembe rüyalardan söküp aldı. Şiirdeki osarsıcı tezat gibi: Bir yanda sınırlarda, haber bültenlerinde yankılanan o sert kalaşnikof sesi,diğer yanda her sabah geçim derdiyle içine balık istifi doluştuğumuz otobüs, metrobüs seyrüseferyolu…
İşte yoksul halkın ömrü bu iki sert gerçek arasında tükeniyor. Bir tarafta militaristsöylemlerle, beka tartışmalarıyla uyutulan kitleler; diğer tarafta her gün işe gitmek için metrobüsduraklarında insanlığını bırakan milyonlar. Bu seyrüsefer yollarında artık zenginleşmenin,insanca yaşamanın hiçbir kestirmesi kalmadı.Ve bu çaresizlik, beraberinde korkunç bir toplumsal çürümeyi getirdi.Gözettiğimiz, içinde nefes almaya çalıştığımız bu yeni düzen; bulantı soslu, kendimize salaş,derinliksiz bir telaştan ibaret.Yoksulluk insanı sadece aç bırakmaz; derinliğini de alır. Günü kurtarma telaşı, kirayı ödemestresi, akşam eve ne götüreceğini bilememe kaygısı toplumu çıldırttı. Büyük idealler, adaletarayışı, komşuluk, dayanışma bitti. Geriye sadece birbirini metrobüste dirsekleyen, trafiktevuran, sosyal medyada en vahşi şekilde linç eden histerik bir kalabalık kaldı.Ekonomik olarak dibe vurdukça, ahlaki olarak da dibe vuruyoruz. Zevk alamıyoruz, mutluolamıyoruz; o yüzden başkalarının acısından beslenen, kendi öfkesinde boğulan sadist vemazoşist bir toplumsal sokağa saptık.Sartre’ın o ünlü “Bulantı”sı artık edebi bir kitap........
