Savaş İbret Alan Toplumlara Çok Şey Öğretir
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Savaş İbret Alan Toplumlara Çok Şey Öğretir
Tarih iyi bir öğretmendir. Kur’an’ın hemen üçte ikisinde geçmiş toplumlardan bahsedilmektedir. Bu toplumlardan hapsedilmesinin nedeni düşünen insan toplumları için ibretler vardır.
20. Yüzyılın başlarında Batılı emperyalist ülkeler, Osmanlı Devleti’ni parçalayıp imparatorluk coğrafyasında tarihte adı sanı olmayan küçük küçük krallıklar, emirlikler adı altında bağımsız olmayan sömürgeler kurdular. Bu sömürgelerin bağımsız ülke kimliği kazanması çok sonraları oldu. Sözde bağımsız statüleri ile yaşarlarken bu defa da Arap Baharı projesi, milyonlarca insanın ölümü ve sürgünüyle neticelendi. Yine bu emperyalistler, iki bin yıla yakın sürgünde köle ahlaklarıyla yaşayan ve her gittikleri ülkede kargaşa çıkaran Yahudilere 1948’de İsrail adında bir devlet kurdurdular. 1948’den bu yana bölge savaştan ve fitneden gözünü açamadı. Mısır, Irak, Libya, Tunus, Cezayir, Filistin, Suriye, Yemen, Lübnan ve Gazze’den sonra sıra İran’a geldiğini söyleyerek tarihin en acımasız uzaydan yönetilen hava savaşını başlattılar.
İsrail’in Amerika Birleşik Devletleri’ni de yanına alarak sürdürdüğü bu acımasız savaşta halkı Müslüman olan devletlerin yöneticileri, İspanya hükümet başkanı gibi dik bir duruşu sergileyemediler. Bazıları düşünce ve tavırlarını işgal ve katliamlara karşı kınayarak ortaya koydular. Bazıları da susmayı tercih ettiler.
Savaşın en acımasız süresince bazıları İran’ın Şiiliğini gündeme getirdi. Mezhep sözcüğü Kuran’da ve Hadislerde geçmez, fırka geçer. Bunun için Bağdadi (1037) eserine el-Fark Beyne’l-Fırak adını vermiştir. Fırkanın çoğulu “Fırak’tır. Ancak günümüzde “Fırka” olarak geçen sözcük yerine bir diğer Arapça gidilen yol anlamına gelen mezhep sözcüğü kullanılmaktadır. Klasik kaynaklarda mezhep değil fırak kullanılmaktadır. II. Meşrutiyette kurulan siyasi partilere fırka denmekteydi, İttihat Terakki Fırkası gibi.
Fırkayı/mezhebi zaman zaman bilgi noksanlığından ve siyasi kaygılardan dolayı din gibi anlayanlar şimdi “ne fırkası ne mezhebi? Fırkacılık, mezhepçilik yapacak zaman mı?” diye sormaktadırlar. Barış zamanında fırkacılık /mezhepçilik yapanlar, savaş zamanında fırkacılık yapmanın ne kadar hatalı olduğunu söyleyerek esasında kendileriyle açık bir çelişkiye düşmektedirler.
Doğrusu Kuranda dini anlayışta fırkacılığın, ayrımcılığın ve hizipçiliğin tenkidi yapılmaktadır. Enam 159 ayette fırka olumsuz anlamda kullanılmaktadır: “Muhakkak ki dinlerini parçalayıp fırka fırka/şiya’a şiya’a olanlar yok mu, (sen) hiçbir hususta onlardan değilsin! Onların işi ancak Allah’a aittir; sonra (O,) ne yapmakta olduklarını (tek tek) kendilerine haber verecektir.”
“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın; ayrılmayın! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşmandınız da kalplerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Ateşten bir çukurun tam kenarındayken oradan da sizi kurtarmıştı. Allah doğru yolu bulasınız diye ayetlerini size işte böyle açıklıyor.” Ali İmran 103.
“Bâtıl şeylerden yüz çevirerek hepiniz tüm benliğinizle sadece Allah’a yönelin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve Allah’a ortak koşanlardan olmayın.
O ortak koşanlar ki, dini bir bütün hâlinde kabul edip uygulamaları gerekirken, onu parçalayıp bölük bölük (şiya’a) olmuşlardır. Üstelik her (hizip) ayrılıkçı topluluk, parçaladıkları dinden yanlarında kalan bilgi kırıntılarıyla sevinip böbürlenip durmaktadır.” Rum suresi 31,32.
Kuran düşünmeyi, akıl yormayı, aklı selim, kalbi selim ve vicdanı selim olmayı, bilgi edinmeyi ve bilgi edinmede gerçeği araştırmayı teşvik etmekte ve bu çabayı ödüllendirmektedir. Ancak fırkacılık yapmayı tenkit etmiş, ayrımcılığı, peşin fikirli olmayı eleştirmiştir. (Hüseyin Atay Ehl-i Sünnet ve Şia 6-8)
1918 yılında Mehmet Akif’in Safahat adlı eserinde kaleme alıp yayınladığı hemen hepimizin tekrar tekrar okuması gereken Şark şiirinde “Gaza namıyla dindaş öldüren biçare dindaşlar” diye eleştirdiği İslam dünyasında yaşayan zihniyet, İran -İsrail ve ABD arasındaki bu savaşla yeniden sorgulanır oldu. İslam ülkesi yurttaşları kendilerine bizler din, şeriat, fırka, tarikat, cemaat, aşiret, kabile ve siyasi parti adına kiminle ve ne uğruna savaşıyoruz sorusunu sormak zorunda kaldılar.
Savaş toplumlara çok şey öğretir. En başta insan hayatının, onurluca hürriyet içerisinde bağımsız bir vatanda devletli olarak yaşamanın ne kadar paha biçilmez değerde olduğunu derinden öğretir.
İslam dünyasındaki ihtilaflar, savaşlar, huzursuzluklar din, şeriat ve fırka/mezhep adına mı yapılmaktadır?
Hayır, dün olduğu gibi günümüzde de siyasi iktidar adına yapılmaktadır. İslam tarihinin ilk dönemlerindeki Müslümanlar arasındaki savaşlarda iktidarı ele geçirme amacı olmadığını........
