menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Plasebo, Nosebo, Şimdi de Lessebo

28 0
11.03.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Plasebo, Nosebo, Şimdi de Lessebo

Plasebo, tedavi edilen durum için spesifik bir etki oluşturmaktan ziyade hastayı memnun etmeyi amaçlayan, etkisiz ajanlar veya işlemlerdir. Latince “placeo” fiilinden türetilmiş, “hoşa gideceğim” anlamına gelen bir sözcüktür. Tıp dilinde 18. yüzyılda kullanılmaya başlanmış olup, ilk kez 1811’de Hopper’s Medical Dictionary adlı tıp sözlüğünde “hastaya yararlı olmaktan çok onu memnun etmek için uygulanan tedavi” olarak tanımlanmıştır.

Plasebo etki ise, klinik çalışmalarda olduğu gibi plasebo uygulanan toplumda gözlenen yanıtlardır. Plasebo etki, hekim açısından tedavi edilen durum için özel bir etkinlik göstermeyeceğine inanılan ve simgesel etkisi için yararlanıla bir tıbbi tedavi biçimi ya da tıbbi tedaviyi hızlandırmayı amaçlayan bir girişimdir.

Nosebo etkisi, Latince “nocere” fiilinden türetilmiş olup, “zarar vereceğim” olarak çevrilebilir. Plasebo etkisinin karşıtıdır. Kontrollü çalışmalarda, plasebo grubundaki katılımcıların uygulamadan/tedaviden beklentileriyle ilişkili olarak zarar verici yan etkilerin ortaya çıkması olarak tanımlanmaktadır. Bu etki, hastalıkların doğal gidişine, rastgele olaylara veya komorbiditelere bağlı olabileceği gibi plasebonun kendisiyle ilişkili olumsuz algılardan da kaynaklanabilir.

Lessebo etkisi, negatif plasebo etkisi olarak söylenmektedir. Bir klinik çalışma yürütülürken, plasebo grubuna atanma ihtimaline dair bilgilendirme yapıldığından, katılımcıların plasebo grubunda olma ihtimalleri nedeniyle tedaviye olan beklentilerinin azalması, neticede uygulanan tedavinin tedavi edici etkisinde azalma olması olarak tanımlanır. Plasebo kullanımına ilişkin olumsuz algılar ve belirsizlikle birlikte, katılımcıların motivasyon kaybı ve moral düşüklüğü yaşamaları ile ilişkilendirilebilir. Özellikle Parkinson hastalığı, depresyon ve şizofreni gibi durumlarda gözlemlenmiştir. Lessebo etkinin, uygulanan tedaviye alınan yanıtların yanlış olarak düşük görünmesine neden olabileceği öne sürülmüştür.

Bunları buraya yazdım ama devamında “akademik” bir makale yazmayacağım. Amacım biraz beyin jimnastiği yapmak, biraz da içimi dökmek.

Demem o ki tüm çalışmaların temeli, akademik çalışma piramidinin en altında yer alsa da çalışmaya gidişin ilk tetiğini çeken “uzman görüşü” değil mi? Uzman görüşü ile başlayıp sonra vaka sunumu/serisi, kesitsel çalışmalar diye uzayıp giderken, piramidin en tepesine sistematik incelemeler ve meta-analizler yerleşiyor. Tepeye ulaşmak için yolda birçok kaliteli, randomize ve plasebo kontrollü çalışma yapılması gerekli ki sonra bunların meta-analizleri yapılabilsin.

Kanıta dayalı tıp kavramının ortaya çıkışı ile 1990’lı yıllardan beri bu piramit hayatımızda. Öğrencilik yıllarımda, zihnimize “kanıtlanmamış” tedavilerin pratiğimizde yer almaması gerektiği o kadar işlenmişti ki ne zaman yeni bir yöntem/tedavi duysak önce “kanıt” düzeyini sorguluyorduk. Sonra da yeterli kanıt yoksa küçümsüyorduk: “Ya ne saçma bir tedavi, öyle şey olur mu hiç? Hani nerede kanıtın?” diye söyleniyorduk.

Tanıdık geldi mi bu söylemler?

Hepimizin arka planında yazılı olan bu cümlelerle asistanlığıma başladığımda, benden çok daha kıdemli bir hekimin hastaya uyguladığı tedavileri bile eleştirecek cesaretim vardı.

Hayat törpülüyor insanı tabii. Hem “Kıdemliyi eleştirmek neyine?” dedirtiyor hem de kendinizi, yanlış diye eleştirdiğinizi anlayıp uyguladığınız noktada buluyorsunuz. Çünkü çıkmaz bir noktaya gelip karar vermeniz gerekiyor ama o kararda yardımcı bir rehber olmadığını fark ediyorsunuz.

Kitaplarda/yayınlarda yazan tedavilerin her kişi için bireysel bazda en uygun tedavi olmadığını anlıyorsunuz. Yayınlarda, uygulanan tedaviler için hastaların seçim kriterlerinin ne kadar katı olduğunu, pratik hayatta bu kriterleri taşıyan hasta bulmanın güçlüğünü; pek çok hastalığı olan veya diğer ilaçları kullanan kişilerde bu tedavileri uyguladığınızda karşılaşacağınız etkilerin/yan etkilerin çok daha farklı olabileceğini fark ediyorsunuz. Hastaların........

© Akademik Akıl