menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnsanlığa Hizmet Eden (!) Avrupalılar.

14 0
10.08.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

İnsanlığa Hizmet Eden (!) Avrupalılar.

Ömer Seyfettin’in “Primo Türk Çocuğu” isimli bir hikayesi var. Geçen okurken müthiş bir şey fark ettim. Ömer Seyfettin bu hikayesinde bir İtalyan ile evli Türkün “Primo” isimli çocuğunun kimlik mücadelesini anlatıyor. Fark ettiğim şey ise daha ilk sayfalardan itibaren müthiş bir sömürgecilik tanımı yapmış olmasıdır.

Ömer Seyfettin, 11 Mart 1884 tarihinde Yüzbaşı Ömer Şevki Efendi ve Fatma Hanım’ın oğlu olarak Balıkesir Gönen’de doğdu. Baba tarafından Kafkasyalı, anne tarafından İstanbullu bir aileye mensup olan Ömer Seyfettin’in babasının Dağıstanlı, hatta Çerkez olduğu söylenmektedir. Gazeteci, yazar ve askerdir. Türk Edebiyatı’nın önde gelen hikaye yazarların ve Türkçülük akımına yön veren isimlerin başında gelir [1].

Kısa bir bilgiden sonra Ömer Seyfettin’in “Primo Türk Çocuğu” isimli hikayedeki ülkelerin sömürgecilik betimlemelerine geçiyorum. Bundan sonra tırnak içinde yazılanlar Ömer Seyfetin’in “Primo Türk Çocuğu” [2] isimli hikaye kitabından alınmıştır.

Ömer Seyfettin önce Fransa’nın sömürgeciliğini betimliyordu:

“Daima fazilete, insaniyete hizmet ettiğini haykıran bu millet, yüz senedir Afrika’yı kana boyuyor, sahranın silahsız, saf,masum, uysal, ahlaklı ve asil evlatlarını mitralyözlerle öldürüyor, asude şehirleri, sakin yuvaları seri ateşli toplarla yıkıyor, hiç bir kabahati olmayan koca bir milleti esir yapıyor. Vatanlarını, mallarını çalıyor, ırzlarını, hayatlarını zaptediyordu. Cezayir, Tunus, Sahrayıkebir, Senegal, Madagaskar ve diğerleri… Son fethettikleri yerle, zavallı Fas!la Avrupadaki kendi vatanlarının yirmi mislinden fazla bir araziye sahip olmuş bulunuyorlardı. Bu gaddar Avrupa’nın yüzölçümü ancak on milyon kilometrekareydi. Halbuki Afrika’daki Fransız sömürgeci on milyon üç yüz bin kilometre!..”

İngiltere, Fransa’dan hiç de aşağı kalmıyordu sömürgecilik konusunda:

“İnsaniyete Fransızlardan daha çok hizmet etmek fikrinde bulunan İngilizlerin yalnız Afrika’daki sömürgesi on milyon kilometrekareden biraz eksikti. Bir vakitler, umumi barıştan en çok bahsedildiği zaman, Meşrutiyet’e, hatta Cumhuriyete sahip en muntazam idareli, küçük fakat namuslu hükümetçegizin üzerine aç ve kudurmuş bir hayvan gibi atılmış, onu çatır çatır paralayarak yutmuştu. Zavallı Transval’in yalnız bir günahı vardı: Zenginliği, altın madenlerinin bol bulunması!..”

Almanya, İspanya, Portekiz ve Belçika’nın da sömürgecilik faaliyetleri vardı. Ömer Seyfettin bu ülkeleri şu şekilde anlatmış:

“Almanya, İspanya, hatta Portekiz ve Belçika’nın da büyük müstemlekeleri vardı. İşte Afrika taksim olunmuştu. Bu, o kadar aşikardı ki… Koca kıtada ancak Habeş ve Liberya gibi bir iki yerli ve bağımsız hükümetçeğiz kalmıştı.”

İtalya’da diğerlerinden hiç geri kalmamıştı sömürgecilikte:

“İtalya’ya da müstemlekesi dar gelmişti… Şimdi beklenilmeyen, ümit ve tahayyül olunmayan bir dakikada Trablus’a saldırıyor, elli senedir süren “Afrika’yı Latinleştirmek” faciasının son perdesini açıyor, yahut kapatıyordu.“

İngiltere’nin Çin’deki sömürgecilik faaliyetlerini Ömer Seyfettin’in kaleminde okuyalım:

Bu nasıl insanlık idi? Bu insanlığın vahşilikten, barbarlıktan, yamyamlıktan ne farkı vardı!.. Silahsız Afrika’yı tamamıyla zapt eden bu yırtıcı, insafsız, müthiş Avrupalılar Asya’yı da paylaşıyorlar, bu tecavüzlerine soğukkanlılıkla “Şark Meselesi!” diyorlardı. Milyonlarca adamı insan yerine saymıyorlar, onlara hayvanlardan daha aşağı muamele ediyorlardı. Kendi memleketlerinde yalancılıktan gülünç insaniyetler gösteren, şefkat pazarları, şefkat kurumları tesis hatta hayvanları koruma cemiyetleri teşkil eden bu dolandırıcı, alçak Avrupalılar zavallı Çin ahalisinin sıhhat ve afiyetini, neslinin geleceğini muhafaza için afyonu yasaklayınca, birden kuduruyorlar, bütün alçaklıklarını meydana çıkarıyor, “Ticaretimize halel gelir!” diye bu talihsiz hükümeti sıkıştırıyor, korkutuyorlar, tekrar afyon yetiştirmeye mecbur ediyorlardı… Ticaretlerini üç yüz milyon insanın sıhhat ve afiyetinden, geleceğinden daha kıymetli görüyorlar, üç yüz milyon Çinliye memleketlerindeki köpekler kadar önem vermiyorlardı.

Çinlileri köle gibi gören İngilizler tabi ki Hintlilerin kanını emmekten geri........

© Akademik Akıl