menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sabah Namazından Milli Maça: Biz ve Öteki

13 0
25.06.2026

{vendor_count} satıcılarını yönetin

Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Sabah Namazından Milli Maça: Biz ve Öteki

Sosyal medyada milli takım maçlarının sabaha karşı oynanacak olması üzerine yapılan bir paylaşım pek çok kişinin dikkatini çekti. Paylaşımın bir kısmı şu şekildeydi: “Dünya kupası mücadelesi başlayacak. Türkiye belki de yine dünya kupasının en şenlikli ekibi olacak. Ama bir sıkıntı var bazıları için. Dünya kupasındaki maçlarımız sabah saat beşte, altıda, yedide. Ne yapacaksınız! Kalkamayacaksınız!. Kalkıp maçı izlese öğlene doğru hangi maçı izlediğini idrak edemez. Milli takım yine kaldı bizlere. Sabah namazına kalkan Müslümanlara… Yani bu sene milli takım futbolcuları az bir gayret etsinler biz sabah namazında dua ile beraber maçları alırız Allah’ın izniyle… ”

İlk bakışta sıradan bir ifade gibi görünebilir. Ancak satır aralarında dikkat çekici bir mesaj bulunmaktadır.

Mesajın görünür kısmı şudur: “Biz zaten o saatte ayaktayız. Diğerleri ise değil”

Bu tür ifadeler, dinî bir pratiği hatırlatmaktan çok, o pratiği yerine getirenlerle getirmeyenler arasında sembolik bir hiyerarşi kurmaktadır. İnsanlar farkında olsun ya da olmasın, cümlenin alt metninde “Biz farklıyız”, “Biz dindarız” hatta kimi zaman “Biz daha makbulüz” mesajı bulunmaktadır.

Oysa dinî geleneklerin en temel ahlaki vurgularından biri kibirden uzak durmaktır.

İbadetlerin amacı insanı başkalarından üstün hissettirmek değil, tam tersine kendi eksiklikleriyle yüzleştirmektir. Namazın insanda üretmesi beklenen duygu övünç değil tevazudur. Fakat ne yazık ki bazı durumlarda ibadet, kişinin Allah ile ilişkisini güçlendiren bir eylem olmaktan çıkıp sosyal kimliğini yücelten bir sembole dönüşebilmektedir.

Bu duruma karşılaştırmalı dindarlık” diyebiliriz. Kişi kendi ibadetine odaklanmak yerine kendisini başkalarıyla kıyaslayarak değer üretmeye başlar. Böylece ibadetin merkezinde Allah değil, sosyal karşılaştırma yer alır.

Aslında bu söylemin mantığı oldukça tanıdıktır.

“Biz sabah namazına kalkıyoruz.”

“Biz oruç tutuyoruz.”

“Biz şu hassasiyetlere sahibiz.”

Cümlelerin tamamı ilk bakışta masum görünür. Ancak çoğu zaman bu ifadeler, görünmez bir “siz” üretir.

“Biz kalkıyoruz, siz kalkmıyorsunuz.”

“Biz hassasız, siz değilsiniz.”

“Biz fedakârız, siz değilsiniz.”

Böylece dinî pratik, insanın kendisini geliştirdiği bir alan olmaktan çıkar ve başkaları üzerinde sembolik üstünlük kurmanın aracına dönüşür.

Bu durum ise dinî açıdan da problemlidir.

Çünkü klasik İslam düşüncesinde kişinin kendi ibadetiyle övünmesi daima tehlikeli görülmüştür. Hatta birçok ahlak düşünürü, işlenen günahlardan çok ibadet nedeniyle oluşan gururun insan için daha yıkıcı olabileceğini söylemiştir. Çünkü günah işleyen kişi eksikliğini fark edebilir; fakat ibadetiyle övünen kişi çoğu zaman kendi kusurunu göremez.

Bu nedenle “Ben sabah namazına kalkıyorum” cümlesi tek başına bir sorun değildir.

Sorun, bu cümlenin başkalarıyla kıyaslama amacı taşıdığı hissini vermesidir.

Dahası, milli takım gibi toplumun tamamını ilgilendiren bir konuda kullanılan bu dil, ortak aidiyet duygusuna da zarar verebilmektedir. Çünkü milli takım sadece sabah namazına kalkanların takımı değildir. Sadece........

© Akademik Akıl