Neden Bizim Bir “Harvard”ımız, “Wageningen”imiz Yok?
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Neden Bizim Bir “Harvard”ımız, “Wageningen”imiz Yok?
YÜKSEKÖĞRETİMDE KÜRESEL VİZYON VE YAPISAL DÖNÜŞÜM ÖNERİLERİ
Türkiye’de yükseköğretim tartışmaları genellikle şu klasik soru ile başlar: “Neden dünyada ilk 100’e giren, bir Harvard, Oxford veya Stanford ayarında üniversitemiz yok?” Bu haklı sitemin cevabı, rektörlerin ve akademisyenlerin yetersizliğinde ve ya zekâ eksikliğinde saklı değildir. Belki asıl sorun; hantal, herkesin her işi yapmaya kalkıştığı ve bürokratik karmaşa içinde çabalayan yapısal modelin ta kendisidir.
Küresel bilgi ekonomisinde ülkelerin rekabet gücü, sahip oldukları yükseköğretim kurumlarının ürettiği bilimsel bilginin niteliği, yenilikçilik (inovasyon) kapasitesi ve yetiştirdiği insan kaynağının kalitesi kadar ülke ekonomisine verdiği katkı ile de ilişkilidir. Ülkemizdeki yükseköğretim sistemi, son 20-25 yılda niceliksel bağlamda (üniversite ve öğrenci sayısı) muazzam bir büyüme kaydetmiş olmakla birlikte, küresel üniversite sıralamalarındaki (ranking) konumu katma değer üretim kapasitesi (akademik ve ekonomik) bakımından niteliksel bir sıçramaya ihtiyaç duymaktadır. Üniversitelerimize dünya çapında bir vizyon kazandırmak ve kalite seviyesini yükseltmek, yapısal, felsefi ve kurumsal reformlarla mümkün olabilir.
Bu yazı, Yükseköğretim ekosisteminin küresel rekabet edebilirliğini artırmak amacıyla, her üniversitenin “küçük bir Harvard” olmaya çalışması yerine, bölgesel tematikleşme ile kendi alanının küresel lideri olmasını savunan uluslararası referanslı yapısal reform önerilerini tartışmayı amaçlamıştır.
1. BÖLGESEL/YEREL DİNAMİKLERE ENTEGRE “TEMATİK ÜNİVERSİTE” MODELİ
Üniversitelerimizin uluslararası alanda fark yaratabilmesinin ön koşullarında biri, “her alanda eğitim veren tipik üniversite” (comprehensive university) yerine (en azından belli bir kısmının), bulunduğu bölgenin ekolojik, ekonomik ve sosyo-kültürel altyapısına uygun olarak uzmanlaşmasıdır.
Avrupa Birliği’nin “Akıllı Uzmanlaşma (Smart Specialization)” stratejisiyle örtüşen bu yaklaşımda, her üniversitenin küresel bir marka olabileceği bir “niş” alan belirlenmesini içerir.
Tarım ve Gıda Teknolojileri: İç Anadolu (ör. Konya) veya Çukurova bölgesindeki bir üniversitenin, yalnızca ziraat eğitimi vermekle kalmayıp, küresel gıda güvenliği ve tarım teknolojileri (agritech) konusunda dünyada referans kabul edilen bir merkeze dönüşmesi. (Model Örnek: Tarım ve yaşam bilimlerinde dünyada bir numara olan Hollanda’nın Wageningen Üniversitesi gibi, bu bölgenin üniversiteleri de küresel gıda krizinin çözüm merkezi olabilir).
Denizcilik ve Mavi Ekonomi: Karadeniz, Ege veya Marmara kıyılarındaki üniversitelerin okyanus bilimleri, deniz işletmeciliği ve deniz teknolojilerinde, deniz biyolojisi vb. tematikleşmesi ön görülebilir.
Havacılık, Uzay ve Savunma: Ankara ve Eskişehir gibi savunma sanayii kümelenmelerinin olduğu bölgelerdeki üniversitelerin doğrudan bu endüstriye entegre, AR-GE ve patent odaklı yapılar haline gelmesi.
Kaynak Konsolidasyonu ve Altyapı Devir Mekanizması: Mevcut üniversitelerin tematik bir yapıya evrilmesi, makro ölçekte rasyonel bir kaynak optimizasyonunu zorunlu kılar. Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) stratejik koordinasyonunda; üniversitelerin yeni belirlenen ihtisas alanları dışında kalan enstitü, laboratuvar, ağır cihaz altyapısı ve taşınır/taşınmazlar vb. (mümkün olanlar) o alanda ihtisaslaşacak diğer bölge üniversitelerine devri sağlanabilir. Bu tasfiye ve devir süreci kurumlar arası mutabakat ve “gönüllülük esasına” dayandırılmalı; YÖK bu süreci dikte etmek yerine, devri gerçekleştiren kurumlara kendi ihtisas alanlarında kullanılmak üzere ek bütçe, performans fonu ve kadro tahsisi gibi teşvik edici inisiyatifler sunarak koordinatör rolü üstlenebilir.
2. ÜNİVERSİTE: MİSYON FARKLILAŞMASI
Küresel düzeyde başarılı olan yükseköğretim sistemleri (özellikle Almanya ve Hollanda), kurumlarını misyonlarına göre kesin çizgilerle ayırmıştır. Bu yaklaşım Türkiye’de tüm üniversitelerin “Araştırma Üniversitesi” olma refleksinden vazgeçilmesi gerektirecektir.
Uygulamalı Bilimler Üniversiteleri (Fachhochschule Modeli): Almanya’da sanayinin belkemiğini oluşturan bu model, teorik araştırmadan ziyade endüstrinin acil teknik sorunlarını çözmeye ve doğrudan sektöre nitelikli mesleki uzman yetiştirmeye odaklanır. Türkiye’deki bazı taşra ve yeni kurulan üniversiteler bu modele dönüştürülmeli ve sanayi odaları ile ortak yönetilmelidir.
Araştırma Üniversiteleri: Sayıları sınırlı tutulacak (ör. 10-15 üniversite), lisansüstü öğrenci oranının lisans öğrencisinden yüksek olduğu, uluslararası patent, yayın ve teknoloji üretimine odaklanmış elit kurumlar. (İşte Türkiye’nin “Harvard” veya “MIT” adayları bu sınırlı havuzdan çıkmalıdır).
3. KURUMSAL ÖZELLİK/ÖZERKLİK VE YÖNETİMİN PAYLAŞILMASI
Üniversitelerin küresel rekabet sahnesinde çevik (agile) hareket edebilmeleri gerekli yönetim biçimleri gözden geçirilmeli, değerlendirilmeli ve ülkemiziin siyasi ve kültürel yapısına uygun revizyonlar yapılmaldır.
Çapraz Yönetişim ve Ortak Akıl: Yönetim de Rektör ve atamalar bir yana, üniversitenin iç dinamikleri, uluslararası akademisyenler ve sektör temsilcilerinden oluşan “Üniversite Yönetim Kurulları” daha aktif olarak hareket etmeli ve sorumlulk almalıdır. Gerektiğinde yöneticiler şirket yöneticileri gibi vizyoner davranabilmelidir (CEO/Rektör vb modeller düşünülebilir). Yöetimde ortak akıl geliştirilebilir.
Bölgesel/Yerel Paydaşların Stratejik Yönetişime Entegrasyonu (Dörtlü Sarmal Modeli): Üniversiteler yerel/bölgesel kalkınmanın motoru olabilecek ve yerinde karar alma mekanizmalarına yerel dinamiklerin entegre edilmesinin şart olduğunu düşünüyorum. Akademik literatürde “Dörtlü Sarmal” (Quadruple Helix – Kamu, Üniversite, Sanayi, Yerel Toplum) olarak bilinen bu modele göre; bölgenin lokomotif üretim alanlarındaki iş insanları, ticaret odası temsilcileri ve yerel yönetimler (belediyeler, kalkınma ajansları ve/veya yerel akil adamlar) üniversitenin stratejik planlama süreçlerinde söz sahibi olabilir. Bu aktörler, üniversite bünyesinde kurulacak “Bölgesel Danışma Kurulları”nda veya kurumsal bilişim/yönetişim/rehber heyetlerinde aktif olarak yer alarak sektörel ihtiyaçlara göre........
