menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sadi Şirazi Günümüze Ne Söyler?

9 0
21.04.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Sadi Şirazi Günümüze Ne Söyler?

21 Nisan Sadi Şirazi Günü Vesilesiyle

İran takviminde 21 Nisan Sadi’yi Anma Günü olarak kutlanmaktadır. Her yıl bu tarihte Şiraz’daki türbenin önünde Bostan ve Gülistan’dan beyitler okunur; dünyanın farklı ülkelerinden gelen araştırmacılar onun düşünce dünyasını ele alan toplantılarda buluşur. Osmanlı Türkiyesi’nde de eserleri medrese müfredatlarının başında yer alan erken dönemlerde Türkçeye çevrilen bu bilge  medeniyet düşünürü şairin, sekiz asır sonra bile doğudan batıya gördüğü evrensel ilgi üzerinde düşünmeye değer bir olgudur.

Onu bu kadar uzun süre konuşulur kılan şey, öncelikle eserlerinin çağlar üstü niteliğidir. Sadi otuz yıla yakın süren seyahatlerinde Bağdat’tan Şam’a, Hicaz’dan Hindistan’a uzanan bir coğrafyayı gezmiş; savaşı, yolsuzluğu, açlığı ve esareti yakından gözlemlemiştir. Bir süre Şam’da Haçlılara esir düşmüş, ağır istihkâm işlerinde çalıştırılmıştır. Bostan’ı 1257’de, Gülistan’ı 1258’de, yani yetmişli yaşlarında, yani tüm bu tecrübelerin üzerinde düşünmüş ve bir olgunluğa erişmiş olarak yazmıştır. Eserlerindeki itidal, derinlik ve gözlem gücü biraz da bu yaşanmışlığın süzülmüş hâlidir.

Her iki eser de dönemin Salgurlu Türk Devleti’nin hükümdarlarına sunulmuş; fakat bu takdim, bir methiye fırsatına değil, siyaset ahlakı, adalet ve iyi yönetim konusundaki görüşleri yetki sahiplerine doğrudan iletmenin vesilesine dönüşmüştür. Bostan’ın ilk bölümünün adalete, Gülistan’ın ilk bölümünün devlet adamlarının tutum ve ödevlerine ayrılması, yazarın düşünce dünyasında bu konulara verdiği önceliği göstermektedir. Sadi’nin metinleri, uyarıları ve eleştirileri nedeniyle zaman zaman muhataplarını rahatsız etmesi muhtemel bir üsluba sahiptir; ne var ki edebi incelik ve hikâye anlatma ustalığı bu sertliği yumuşatmaktadır.

Hukuk düşüncesi bakımından onun belki de en dikkat çekici tespiti, Nasihatnâme’de karşımıza çıkar:

Devlet başkanı, bilginleri ve hukukçuları saygın ve onurlu kişiler olarak her zaman üstün tutmalı, onların görüşleriyle ülkeyi yönetmelidir. Böyle olursa iktidar hukukun emrinde olur; hukuk, iktidarın emrinde değil

Devlet başkanı, bilginleri ve hukukçuları saygın ve onurlu kişiler olarak her zaman üstün tutmalı, onların görüşleriyle ülkeyi yönetmelidir. Böyle olursa iktidar hukukun emrinde olur; hukuk, iktidarın emrinde değil

Modern anayasa hukukunun “hukuk devleti” adı altında formüle ettiği ilke, Sadi’nin bu cümlelerinde oldukça yalın bir biçimde karşımıza çıkar. Söylendiği dönemin mutlak monarşiler çağı olduğu hatırlanırsa, bir hükümdara böylesi bir öğüt verebilmenin sıradan bir cesaret olmadığı anlaşılır. Sadi’nin eserlerini devrin yöneticilerine ithaf etmesine karşın onlara karşı eleştirel üslubunu koruyabilmesi de aynı tavrın edebi uzantısıdır.

İnsan anlayışı bakımından Sadi’nin en bilinen mısraları, Gülistan’da yer alan ve “Beni Âdem” adıyla anılan kıtasıdır:

İnsanlar bir bedenin organları gibidir, Çünkü hepsi aynı özden yaratılmışlardır. Bedenin bir organı hastalanırsa, Diğerleri de rahatsız olur. Başkalarının sıkıntıları sana da sıkıntı vermiyorsa, İnsan denilmeye layık değilsin sen.

İnsanlar bir bedenin organları gibidir,

Çünkü hepsi aynı özden yaratılmışlardır.

Bedenin bir organı hastalanırsa,

Diğerleri de rahatsız olur.

Başkalarının sıkıntıları sana da sıkıntı vermiyorsa,

İnsan denilmeye layık değilsin sen.

Bu kıtanın İngilizce tercümesi bugün New York’taki Birleşmiş Milletler binasının girişinde yer almakta; iki beyti ise İran’ın 100.000 riyallik banknotunda okunmaktadır. Sadi burada insanlık kavramını, soyut bir tarif üzerinden değil, empati ve sorumluluk üzerinden tanımlar. İnsanlık, doğuştan gelen bir aidiyet değil, bir duyarlılık ölçüsüdür. Kendi dar çevresinin ötesinde kimsenin derdiyle dertlenmeyen kimseyi o bu sıfata layık görmemektedir. On üçüncü yüzyılda yazılmış altı dizeye sığan bu ölçüt, Aydınlanma sonrası Avrupa’nın evrensel insan hakları kavrayışına yaklaşık beş asır önceden eşlik eder.

Sadi’nin bu evrensel sesinin en kalıcı yankılarından biri, doğal olarak Türk kültür coğrafyasında duyulmuştur. Onun Türk dünyasındaki serüveni daha sağlığında başlamıştır. Selçuklu Türkiyesi’nin kültür merkezlerinden Aksaray’da yaşayan Seyf-i Ferganî, kendisini “eşsiz üstad” ve “kelimelerin sultanı” olarak niteleyen bir eserini tamamen Sadi’ye ithaf etmişti. Sadi’nin bizzat Anadolu’ya gelip Konya’da Mevlana ile görüştüğüne dair rivayetlerin varlığı da bu erken ilginin bir başka göstergesidir; Mevlana uzmanı Prof. Fürûzanfer, farklı rivayetleri karşılaştırdıktan sonra iki bilgenin görüşmüş olmasından şüphe edilemeyeceği sonucuna varmaktadır.

Asıl geniş rağbeti, Sadi, Osmanlı döneminde görmüştür. Bostan ve Gülistan, yüzyıllar boyunca Osmanlı medreselerinde Farsça öğretiminin temel kaynakları olmuştur. Bu iki eserin orta ve yüksek seviye eğitimde ders kitabı olarak okutulmasının bir nedeni dilsel zarafet ve üslup güzelliği, bir diğer nedeni ise içerdiği bilgi ve düşüncelerin geleceğin eğitimcileri, yöneticileri, hukukçuları ve kâtipleri için taşıdığı değerdir. Medreseden saraya, sıbyan mektebinden özel kütüphanelere kadar her ortama girmiş; yediden yetmişe her kesimden okurun ilgisini çekmiştir. Her yüzyılda Gülistan’ın tamamı ya da bir bölümü Türkçeye defalarca tercüme edilmiş, üzerine şerhler yazılmış, eserin sözlükleri hazırlanmıştır.

Osmanlı şerh geleneği içinde en değerlilerinden biri, on altıncı yüzyıl bilgini Sudi-i Bosnevi’nin Gülistan şerhidir. Bu şerhin önemi yalnız bir iç ilim faaliyetiyle sınırlı kalmamış, Batıya açılan bir köprü işlevi de görmüştür. Nitekim Bostan’ın Fransızcaya ilk tam çevirisini 1880’de Paris’te yayımlayan Fransız oryantalist A. C. Barbier de Meynard, çevirisinde bu Osmanlıca şerhi esas aldığını bizzat belirtir. Sudi’nin kaleminden süzülen anlamlar, Avrupalı okuyucunun Sadi’yi tanıdığı metnin zeminini kurmuştur. Gülistan’ın diğer Batı çevirmenlerinin önemli bir kısmının da Osmanlı devletinde ya da İran’da bulunmuş diplomatlar olması, Osmanlı kültür başkentinin doğu-batı aktarımındaki merkezî konumunu gösterir.

Türk şair ve yazarları üzerindeki etki de başlı başına bir silsile oluşturur. On dördüncü yüzyıl mesnevi şairi Hoca Mesud’dan başlayarak Ahmet Paşa, Münîrî, İznikli Bekayî, Yahya Bey, Ömer Fuâdî, Sünbülzâde Vehbî, Tanzimat şairi Ziya Paşa ve son dönemde Mehmet Akif’e uzanan bir gelenek Sadi’yi üstad olarak kabul etmiştir. Ziya Paşa, Harabat adlı antolojisinin girişinde onun kemâlini şu mısralarla tarif eder:

“Vasf olunmaz anın kemâli / Bir kavme gelmedi misâli.” “Bir kimse okursa Bûstan’ı / Anlar o zaman nedir cihanı.”

Mehmet Akif Ersoy’un Sadi’ye olan bağlılığı ise nadir rastlanır bir yakınlık düzeyindedir. “Azim” şiirinin başında onu “hem dil hem de bulduğu konular itibarıyla Fars şairlerinin en büyüğü” sayar; onu “bizim Şark’ımızın rûh-i kemâli” ve “Üstâd-ı İrfan” olarak anar. Ondan manzum tercümeler yapmış; bazı gazete makalelerinin altına bizzat “Sadi” imzasını atacak kadar kendisini onun izinde hissetmiştir. Akif’e göre Sadi, “insanlığa hizmet etme yolunu gösteren adamdır.” Bu satırlar, bir millî şairin bir klasikle kurduğu bağın ötesinde, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir kültürel sürekliliğin de işaretidir.

Bu kesintisiz rağbetin bir dış tanığı olarak, Gülistan’ın 1634’teki ilk kısmî Fransızca çevirmeni, Osmanlı nezdinde görev yapmış Fransız diplomat André du Ryer’in kitabın kapağına koyduğu ibare anlamlıdır: “Türk ve Fars Şairlerinin Prensi Sadi tarafından yazılmıştır.” On yedinci yüzyılın bir Avrupalı gözlemcisinin gözünde bile Sadi, yalnız İran’ın değil, Türk dünyasının da şairidir. Yüzyıllar boyu medreselerde okutulan bir metnin, şerh edilen bir eserin, Tanzimat aydınının dilinde bir ölçü, millî şairimizin kaleminde bir üstad olarak yaşaması, bu nitelendirmeyi doğrulamaktadır.

Sadi’nin Avrupa düşüncesine tesiri ise başlı başına ele alınmayı hak eden bir konudur. Gülistan, on yedinci yüzyıldan itibaren önce Fransızcaya, ardından Latinceye, Almancaya ve İngilizceye çevrilmiştir. Diderot, Voltaire, La Fontaine, Herder ve Goethe gibi isimler onu okumuş, ondan izler taşımıştır. Goethe, Batı-Doğu Divanı’nı (1819) Sadi’nin Gülistan’ı bitirdiği iki beyitle noktalamış; Victor Hugo, on yıl sonra kaleme aldığı Les Orientales adlı şiir derlemesini (1829) Gülistan’dan bir alıntıyla açmıştır. Bir başka ilgi çekici örnek de şudur: Üçüncü Fransa Cumhuriyeti’nin 1887–1894 yılları arasında görev yapan cumhurbaşkanı Sadi Carnot’nun adı, büyük büyükbabası Lazare Carnot ve eşinin başucu kitabı olan Gülistan’a duyduğu hayranlıktan gelmektedir. Aile, bu kitaba duyduğu sevgiden ötürü erkek çocuklarına Sadi adını vermeyi âdet hâline getirmiş; soy, medeniyet düşünürümüzün isminin bir Avrupa ülkesinin en yüksek makamında yankılanmasıyla tamamlanmıştır.

Liyakat, Sadi’nin adaletten sonra en çok üzerinde durduğu konudur. Onun bu alandaki tespitleri, bugünün kamu yönetimi literatürüne kolaylıkla aktarılabilecek özlülüktedir:

“Büyük işleri küçüklere verme; çünkü örs yumrukla kırılmaz. Halkın gönlünü hoş tutup askeri idare etmek oyuncak değildir.” “Hasır dokuyanı, hiçbir insan, ipek dokuma tezgâhına götürmez.” “Babana mirasçı olmak istersen, onun bilgisini edin; çünkü onun servetini on günde tüketebilirsin.”

“Büyük işleri küçüklere verme; çünkü örs yumrukla kırılmaz. Halkın gönlünü hoş tutup askeri idare etmek oyuncak değildir.”

“Hasır dokuyanı, hiçbir insan, ipek dokuma tezgâhına götürmez.”

“Babana mirasçı olmak istersen, onun bilgisini edin; çünkü onun servetini on günde tüketebilirsin.”

Son dize, eğitimin kalıcı sermaye niteliğine yapılmış veciz bir göndermedir. Sadi liyakati yalnız bilgiyle sınırlamaz; tecrübeyi, erdemi, kamu yararını kendi çıkarının önüne koyan bir karakteri de bu listeye ekler. “Kendini düşünen kimsede liyakat arama” der; çünkü kamu görevi, tanım gereği, kendi dışındaki birinin çıkarını gözetmeyi gerektirir. Ayrıca ehliyetli insanın meslektaşlarının kıskançlığıyla karşılaşabileceğini, karalamalara maruz kalabileceğini hatırlatır ve bu durumlarda gerek yöneticiye gerek ehliyetli kişinin kendisine düşen tutumu Gülistan’ın ilk bölümünde uzun hikâyelerle anlatır. Onun bu sayfaları, kurumsal adalet ile bireysel sabır arasındaki bağı modern yönetim yazınının epey öncesinden kurmuştur.

Yöneticinin kendi konumuna bakışı, Sadi’nin Bostan’ın yedinci bölümünde en çok üzerinde durduğu meseledir. Ona göre iktidar bir mülk değil, ödünç verilmiş bir emanettir. Bu düşünce iki yönden kıymetlidir. Bir yandan, iktidarın geçici olduğunun sürekli hatırlanması, onu kullananları keyfilikten alıkoyan ahlaki bir frendir. Öte yandan, halefinin de aynı makamda oturacağı bilinci, yöneticiyi bugünden gelecekteki davranışlar için bir örnek bırakmaya zorlar:

“Önemli bir makama eriştiğinde, o makamda başka biri bulunduğunda sana nasıl davranmasını istiyorsan, kendin de onun yaptıklarına dayanabileceğin şekilde davran.”

Aynı fikri Keyhüsrev’in sarayının girişine yazılı olduğunu söylediği beyitle şiire bağlar:

“Yıllar boyu, tüm canlılar, insanlar başımın üstündeki toprağa basıp geçecekler; nasıl bu krallık elden ele bana kadar geldiyse, başka ellere geçecek.”

“Yıllar boyu, tüm canlılar, insanlar başımın üstündeki toprağa basıp geçecekler; nasıl bu krallık elden ele bana kadar geldiyse, başka ellere geçecek.”

Sadi’nin bugüne söyleyebileceği, belirli bir çağa ya da belirli bir meseleye indirgenemeyecek kadar geniştir. Güç sahibinin güçsüze, bilgilinin bilgisize, varlıklının yoksula karşı sorumluluklarını; insanın kendi nefsine karşı temkinini; toplulukların ortak iyiyi gözetme yükümlülüğünü hatırlatır. Eserlerinin aradan geçen sekiz asra rağmen konuşabilmesinin sebebi, bir çağın siyasi meselelerini değil, insanın değişmeyen hâllerini konu edinmiş olmasıdır.

Şiraz’daki türbesinin önünde bugün güller açıyor olmalı. Gülistan’ın ismi de zaten oradan gelmektedir. Yazımızın dışında kalan konular, sosyal devlet anlayışı, kamu harcamalarında ölçülülük, yöneticinin ibadet ve tefekkür hayatı, dostluk ve danışma erdemi, dil ve üslup üzerine söyledikleri, Sadi’nin düşünce okyanusunun başka kıyılarıdır. Ancak şu kadarını söylemek bile onun güncelliği hakkında yeterli bir not olur: 1258’de Şiraz’ın bir köşesinde kaleme alınmış cümlelerin 2026’nın sabahında okuyucuya doğrudan seslenebilmesi, klasik eserle çağdaş okur arasındaki o kopmaz bağın en doğru kanıtlarından biridir.

Görünmez Operasyon Merkezi: Üniversitelerin Sessiz Krizi

Yorum Yap Cevabı İptal Et

Bir dahaki sefere yorum yapmam için adımı, e-postamı ve web sitemi bu tarayıcıya kaydedin.

Δdocument.getElementById( "ak_js_1" ).setAttribute( "value", ( new Date() ).getTime() );

Popülizm Çağında İkinci Muallimin Uyarıları: Fârâbî ve Demokrasinin...

Toplam Ziyaretçi (Tekil Kişi): 2.086.522

Toplumsal Vahameti Aile Üzerinden Okumak: Ailede Kaybolan Çocuklar için Mahmut

Modern İnsanın Manevi Sorunları Serisi – 2: Yalnızlık için Mukaddes Nuran

Ay Mercek Altında: Kolu Ay’a Uzananın Eli Tozlanır için Doç.Dr. Hasan Hüseyin Esenoğlu

Toplumsal Vahameti Aile Üzerinden Okumak: Ailede Kaybolan Çocuklar için Bülent Aydın

Toplumsal Vahameti Aile Üzerinden Okumak: Ailede Kaybolan Çocuklar için ahmet özdemir

Çocuklar Neden Şiddete Yöneliyor? İki Acı Olay Üzerinden Çok Boyutlu Bir Okuma için Psikiyatr Dr.Bülent Demirbek

Modern İnsanın Manevi Sorunları Serisi – 2: Yalnızlık için Hatice Kübra BAŞOL

Çocuklar Neden Şiddete Yöneliyor? İki Acı Olay Üzerinden Çok Boyutlu Bir Okuma için Hatice Kübra BAŞOL

Ay Mercek Altında: Kolu Ay’a Uzananın Eli Tozlanır için Psikiyatr Dr.Bülent Demirbek

Çocuklar Neden Şiddete Yöneliyor? İki Acı Olay Üzerinden Çok Boyutlu Bir Okuma için Prof.Dr. Muammer Cengil

Ayın Konusu: 2023 Seçim Değerlendirmesi (12)

Ayın Konusu: 2024 Yerel Yönetim Seçim Sonuçlarının Değerlendirilmesi (13)

Ayın Konusu: Acil Durumlara Hazırlıklı mıyız? (11)

Ayın Konusu: Adaletin Üstünlüğü (25)

Ayın Konusu: Ahlak, Adalet ve Bilim İlişkisi (14)

Ayın Konusu: Akademik Kültürde Kaybedilen Değerler (15)

Ayın Konusu: Akademik Yayınlarda Hakemlik (13)

Ayın Konusu: Akademisyenden Üniversite Öğrencilerine Tavsiyeler (22)

Ayın Konusu: Akademisyenlerde Motivasyon Eksikliği (15)

Ayın Konusu: Akademisyenlerin 2023 Seçimine Bakışı (11)

Ayın Konusu: Anayasa Değişikliği (8)

Ayın Konusu: Asistan Eğitimi; Sorunlar – Çözümler (19)

Ayın Konusu: Bilim-Din İlişkisi (18)

Ayın Konusu: Bilim-Siyaset İlişkisi (16)

Ayın Konusu: Bilim, Din, Sanat Dili: Türkçe (13)

Ayın Konusu: Bilinç oluşturmak \ Algı yönetmek (11)

Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: AHLAK (22)

Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: EŞİTLİK ANLAYIŞIMIZ (16)

Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: YALAN (20)

Ayın Konusu: Cezasızlık Algısı (12)

Ayın Konusu: Covid-19 Pandemisinin İnsanlığa Mesajları (32)

Ayın Konusu: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (12)

Ayın Konusu: Cumhuriyet ve Demokrasi (17)

Ayın Konusu: Doğrudan Demokrasi (12)

Ayın Konusu: Dünyadaki Siyasi Süreçler ve Türkiye (7)

Ayın Konusu: Enflasyon: Nedenleri ve Çözüm Önerileri (9)

Ayın Konusu: Fikri; Üretme Hakkı ve İfade Hürriyeti (29)

Ayın Konusu: Gelir Dağılımı (14)

Ayın Konusu: Haksız Kazanç (12)

Ayın Konusu: Hegemonya (11)

Ayın Konusu: İklim Değişikliği (11)

Ayın Konusu: İnsanın Çoğaltma ve Biriktirme Tutkusu (17)

Ayın Konusu: İstişare (25)

Ayın Konusu: KBRN! Hazırlıklı mıyız? (8)

Ayın Konusu: Kumar – Bahis (9)

Ayın Konusu: Kuraklık: Türkiye’nin Su Yönetiminde Acil Ne Yapılmalı? (11)

Ayın Konusu: Liyakat (36)

Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunlarımız (5)

Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: "Geleneksel Din Anlayışı" (7)

Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: “Liyakatli İnsan Yetiştirme” (23)

Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: “Nüfus Artış Hızı” (5)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Akademisyen? (17)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Anayasa? (12)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Belediye Başkanı? (15)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Eğitim Sistemi? (19)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Üniversite? (41)

Ayın Konusu: NATO (5)

Ayın Konusu: Nisâ Suresi 75. Ayet ve Müslümanlar (9)

Ayın Konusu: Oku’mak-Yaz’mak: Nasıl Anlamalı? (12)

Ayın Konusu: On Emir ve Yahudiler (8)

Ayın Konusu: Sağlık Sistemimizin Değerlendirilmesi (12)

Ayın Konusu: Siyasal Süreçler ve Tövbe (6)

Ayın Konusu: Sosyal Medya (13)

Ayın Konusu: Toplumsal Barışın Tesisi! Ama Nasıl? (18)

Ayın Konusu: Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. Yılı (24)

Ayın Konusu: Türkiye ve Bilim (12)

Ayın Konusu: Türkiye'de "Planlama Sistemi": Sorunlar ve Çözüm Önerileri (13)

Ayın Konusu: Türkiye'nin "'İran Siyaset'i" Ne Olmalı? (7)

Ayın Konusu: Türkiye'nin En Temel Sorunu ve Çözüm Önerileri (16)

Ayın Konusu: Üniversitelerimizde İnterdisipliner Çalışma Kültürü (12)

Ayın Konusu: Uyuşturucu Sorunu (14)

Ayın Konusu: Yapay Zeka (13)

Ayın Konusu: Yazarların Gözünden Akademik Akıl Platformu (11)

Ayın Konusu: Yeni Doçentlik Başvuru Şartları (11)

Ayın Konusu: Yenidoğan (Hastane) Çetesi ile İlgili Değerlendirmeler (11)

Güzel Sanatlar ve Tasarım (27)

İktisadi ve İdari Bilimler (152)

İnsan ve Toplum Bilimleri (12)

Sağlık Bilimleri (54)

Sosyal Medya Hesaplarımız

Bilgi paylaştıkça artar, fikir paylaştıkça gelişir.

Sadi Şirazi Günümüze Ne Söyler? Nisan 21, 2026

Sadi Şirazi Günümüze Ne Söyler?

Görünmez Operasyon Merkezi: Üniversitelerin Sessiz Krizi Nisan 21, 2026

Görünmez Operasyon Merkezi: Üniversitelerin Sessiz Krizi

Gelenek ve Tutuculuk, Değişime Karşı Nisan 21, 2026

Gelenek ve Tutuculuk, Değişime Karşı

Ne Hekimisin Sen? Nisan 21, 2026

Yazar olarak giriş yapın

Çıkış yapana kadar beni içerde tut.

@2024 - Akademik Akıl Tüm Hakları Saklıdır. Sitede yer alan makaleler kaynak gösterilmeden paylaşılamaz.

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

Bu websitesi kullanıcı deneyimini iyileştirmek için arkaplan datalarını anonim olarak tutmaktadır. Kabul etmek için yandaki butona tıklayabilirsiniz. Kabul Et KVKK Aydınlatma Metni


© Akademik Akıl