Mors Digitalisin Anatomisi: Borçsuz, Harçsız Zengin Yaşayan Ölü!
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Mors Digitalisin Anatomisi: Borçsuz, Harçsız Zengin Yaşayan Ölü!
Bir Kadavranın Sabah Yürüyüşü
Her şey biyolojik olarak kusursuzdu; nabız yetmiş iki kez atıyor, akciğerler o kadim körük işlevini pürüzsüz bir şekilde yerine getiriyordu, göz bebekleri sabah güneşinin ışığıyla ahenkle küçülüyordu.
Ancak, bu kusursuz anatominin sahibi, caddenin karşısındaki küçük fırının önünde durduğu an, tıp biliminin adını koymaya cesaret edemediği garip bir hastalığa yakalandığını fark etti.
Cebinden çıkardığı yaldızlı plastik dikdörtgeni genç tezgahtara uzattı. Cihazdan yükselen kuru, mekansal bir ses, aslında siber-uzaydan okunan ölümün sesiydi. Fırıncı çırağı önce ekrana, ardından adamın yüzüne baktı ve o meşum teşhisi koydu: “Onaylanmadı, beyefendi.“ Diğer plastik kartlarda çalışmıyordu….
İşin en absürt tarafı, insanı sinir krizinin eşiğine getirirken acı bir gülümseme doğuran şey buydu! Kişinin bankaya tek bir kuruş borcu yoktu; ne ödenmemiş elektrik faturası, ne vadesi geçmiş kredi taksiti, ne de maliyenin kapısına dayandığı bir vergi cezası... Aksine, hesabı tıka basa doluydu; fırındaki tüm ekmekleri, un çuvallarını ve hatta fırıncının kapısının önündeki kamyoneti tek kalemde satın alabilirdi.
Ancak dijital Azrail, adamın cüzdanının kalınlığına bakmıyordu. Şahıs biyolojik olarak nefes alıyordu; mali sicili bembeyazdı ama sivil ve dijital dünyada çoktan ölmüştü….
Huzurlarınızda, yirmi birinci asrın yeni mevta türü: Mors Digitalis, yani yaşayan sivil mevta.
Eskiden birinin miyokart enfarktüsü ile kalbi dururdu, ya da bir serseri kurşun göğsünü deler, ya da yaşlı beden usulca toprağa kavuşarak vadesini tamamlardı.
Eğer bankanın müdürünü arasaydı, müdür elini iki yana açarak, kurumsal bir çaresizlikle, “Vallahi borcunuz yok, siciliniz pırıl pırıl, ancak sistem otomatik yanıt verdi,” diyecekti.
İşte kara komedi tam da burada başlıyordu: Kişi, borçsuzluktan dolayı, henüz yaşamını yitirmeden ölü gibi hissetmeye başlamıştı!
Hakiki ölümde beden cansızlaşır, buz gibi olur. Sivil ölümde ise beden sıcacıktı, hesaplar doluydu ama cüzdan buz tutmuştu.
Epilog ve Zamansız Bir Reçete
Neticei kelam efendim, bu yeni maraz insanlığı iki sınıfa ayırmıştı: Kalbi duran hakiki ölüler ve borcu olmadığı halde kartı duran sivil mevtalar.
Birincisinin kaderi bellidir; son yolculuğuna uğurlanır, toprağa emanet edilir ve ardından hayat, kendi sessiz akışı içinde devam eder.
Ancak ikincisi, modern zamanların en acıklı piyesinde başrolü kapmıştır; perde bir türlü kapanmaz, sahne hiç boşalmaz, üstelik zavallı oyuncunun oyundan çıkışı da sistem tarafından bir türlü onaylanmaz.
Üstelik bu yeni ölümün ne savcısı vardır ne hâkimi ne de iddianamesi; veraset ilamı bile alınamaz. Zira mevta hayattadır.
İnsan neyle suçlandığını bilmez.
Kim tarafından hükme bağlandığını bilmez.
Hangi gerekçeyle dışlandığını bilmez.
Sadece ekrana bakar ve o soğuk cümleyi görür:
Eskiden insanı mahkeme karşısına çıkarır, suçunu söyler, savunmasını dinler ve hükmünüzü verirdiniz. Şimdi ise hüküm, çoğu zaman kimsenin karşısına çıkmadan veriliyor.
Sanık........
