ASM’de Sistem Dondu, Mahallenin Durumu Devam Ediyor
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
ASM’de Sistem Dondu, Mahallenin Durumu Devam Ediyor
Mahallede bir aile sağlığı merkezi vardı, ama burası sağlık kuruluşu gibi görünmüyordu; daha çok apartmanın giriş katındaki geniş bir akraba evi gibiydi; tek farkı içeride bir stetoskopun bulunmasıydı.
Sabah sekizi çeyrek geçe kapı açılır açılmaz ilk giren her zamanki gibi Neriman Hanım oldu.
“Doktor Bey günaydın.”“Günaydın buyurun.”“Ben hastalık için gelmedim.”“Sevindim.”“Ama kırıldım.”
Doktor gözlüğünü yavaşça çıkardı. Daha bilgisayarı açmadan duygusal hasar başlamıştı.
“Neye kırıldınız?”“Geçen hafta bana ‘tuzu azaltın’ dediniz, Ayten’e de aynısını söylemişsiniz. Demek ki herkese aynı şeyi öneriyorsunuz.”
O sırada arkadan emekli minibüs şoförü Rıza Bey seslendi:
“Hocam, bana farklı davranın. Benim tansiyonum karakter tansiyonu.”
Bekleme salonunda hafif bir kahkaha yayıldı.
Birinci basamak hekimliği, insanların muayene olmadığı, naz, niyaz ve gönül kırgınlığı yaşadığı, sonrasında tedavi, reçete, ilaç talep ettikleri bir yerdi.
Sekreter içeri uzandı:
“Hocam dışarıda bir teyze var, önce beni alın diyor.”“Acil mi?”“Yok, pilavı ocakta unutmuş.”
Doktor derin bir nefes aldı; tıp fakültesinde bu tür durumlar öğretilmemişti: iç hastalıkları ve genel cerrahi dersleri vardı, ama “mahalle ikna yöntemleri” dersi yoktu.
Öğlene doğru Hüseyin Amca geldi. Kapıyı tıklatmadan girdi. Zaten yıllardır tıklatmazdı. Kurum değil, ev zannediyordu.
“Doktor Bey, benim ilaç yazılacak.”“Tahlil yapalım Hüseyin Amca.”“Evladım ben kendimi biliyorum.”“Ama şekerinize bakalım.”“Ben tatlıyı bıraktım.”“Ne zaman?”“Çayın yanında artık iki değil bir buçuk lokum yiyorum.”
Doktor bilgisayara baktı. Bilgisayar da doktora bakıyor gibiydi.
Tam reçeteyi yazacakken sistem birden duraksadı.
Ekranda dönen küçük halka sanki hayatın anlamını sorguluyordu.
Bekleme salonundan hemen bir ses yükseldi:
“Hocam, internet yine mi gitti?”
“Evet, sistem şu an çalışmıyor.”
Arka taraftan bir amca şüpheyle konuştu:
“Doktor Bey, siz bize inat mı yapıyorsunuz?”
“Amca ben neden inat yapayım?”
“Geçen gelişimde de sistem tam sıra bana gelince gitmişti.”
Yan taraftaki teyze hemen destek verdi:
“Ben de aynı şeyi düşünüyorum; her geldiğimde sistem benim sıramda gidiyor.”
Bir başka hasta başını salladı:
“Bence bunlar sistemi bilerek yavaşlatıyor. Bizim işler hep sizin yoğunluğunuza denk geliyor.”
Sekreter içeriden seslendi:
“Hocam tahlil sistemi de gitti!”
Bekleme salonu iyice hareketlendi:
“Ben aç geldim.”“Ben torunu okuldan alacağım.”“Benim tavuk fırında.”
Bir teyze hafif kırgın ama kararlı bir sesle:
“Evladım, siz sistemi bilerek yavaşlatıyorsunuz gibi geliyor; işlerimiz hep sizin yoğunluğunuza mu denk geliyor?”
Doktor başını eğdi.Sistem hâlâ yükleniyordu.
Yan taraftan biri telefon açtı:
“Yeğenim bilgisayarcı, hemen gelir.”
Mahallede çözüm üretmek her zaman hızlıydı; sistemden bile süratliydi.
On beş dakika sonra sistem kendiliğinden açıldı.
Doktor derin bir nefes........
