Acilde Vaka Yönetim Prensipleri 2: Bir Çocuğun Ateşi, Bir Sistemin Harareti
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Acilde Vaka Yönetim Prensipleri 2: Bir Çocuğun Ateşi, Bir Sistemin Harareti
Bir buçuk yaşındaki bir çocuğun düşmeyen ateşi bazen yalnızca bir enfeksiyon bulgusu değildir; sağlık sisteminin derinlerinde biriken hararetin de görünür işaretidir. Bir aile, çocuğunu önce ilçe devlet hastanesinin aciline götürür. Boğaz enfeksiyonu denir, tedavi verilir. Ateş düşmez, tablo değişir, iştahsızlık artar, yeni belirtiler eklenir. İki gün sonra bu kez üçüncü basamak bir eğitim araştırma hastanesinin aciline başvurulur. Yine ilaçlar verilir, yine ev yolu gösterilir. Şikâyetler devam eder. Birkaç gün sonra aynı aile, aynı çocukla bir kez daha acilin kapısındadır. Sonunda özel bir hastanede çocuk hekimi hastayı değerlendirir ve önceki tanı-tedavi çizgisinin klinik tabloyla uyumlu olmadığını söyler.
Ardından hasta yakını öfkeyle sosyal medyaya yazar. Sağlık Bakanlığı’nı, İl Sağlık Müdürlüğü’nü, Sağlık Bakanı’nı etiketler. Genç hekimlerin tecrübesizliğinden, acillerde doğru düzgün muayene yapılmadığından, çocuğunun zarar gördüğünden söz eder. Bu tür paylaşımlar kısa sürede yayılır; çünkü herkesin hafızasında benzer bir bekleyiş, benzer bir çaresizlik, benzer bir koridor, benzer bir “bir şey yok” cümlesi vardır.
Fakat burada dikkatli olmak gerekir. Böyle vakalar yalnızca “hangi hekim hata yaptı?” sorusuyla ele alınırsa meselenin asıl gövdesi gözden kaçar. Elbette her hekim hastasını dikkatle dinlemek, muayene etmek, kayıt tutmak, kararını gerekçelendirmek ve gerekli yerde üst kıdeme danışmak zorundadır. Ancak tek tek hekimlerin davranışlarından daha büyük bir gerçek vardır: Acil servisler, sağlık sisteminin bütün açıklarını aynı anda taşıyan yerler haline gelmiştir.
Acil servis, doğası gereği süreklilik değil, kritik karar yeridir. Acil hekiminin temel görevi hastayı stabilize etmek, hayatı tehdit eden durumları dışlamak, gerekli müdahaleyi başlatmak ve doğru yönlendirmeyi yapmaktır. Fakat Türkiye’de aciller giderek poliklinik, aile hekimliği, çocuk sağlığı izlemi, sosyal danışma merkezi, hasta memnuniyeti ofisi ve sistemin son sığınağı gibi çalıştırılmaktadır. Bu durumda acil hekiminden hem akut tehlikeyi yönetmesi hem de takip gerektiren hastalıkların boylamsal sorumluluğunu üstlenmesi beklenmektedir. Bu, tıbbi olarak da yönetsel olarak da sürdürülebilir bir beklenti değildir.
Bu olayın en kritik kavramı “izlem açığıdır.” Acilde verilen tedavinin ertesi gün ne yaptığı, ateşin düşüp düşmediği, yeni belirtinin eklenip eklenmediği, antibiyotiğin gerekip gerekmediği, çocuğun genel durumunun değişip değişmediği çoğu zaman aynı hekim tarafından görülemez. Hasta dönerse başka hekim görür; başka hastaneye giderse bambaşka bir dosya açılır. Sistem hastayı her başvuruda sanki ilk kez görür. Oysa mükerrer başvuru, özellikle çocuk hastada, sıradan bir tekrar değil; klinik alarmdır.
Bir çocuk hasta birkaç gün içinde aynı yakınmayla ikinci, üçüncü kez acile geliyorsa, bu tablo artık “devam eden boğaz enfeksiyonu” kolaycılığıyla geçiştirilemez. Bu, tedaviye yanıtsızlık olabilir. İlk tanının eksikliği olabilir. Yeni gelişen bir komplikasyon olabilir. Ailenin anlatamadığı ama çocuğun bedeniyle gösterdiği başka bir süreç olabilir. Pediatrik acil pratiğinde aile öyküsü, muayenenin uzantısıdır. Anne-babanın “Bu çocuk normalde böyle değildir” cümlesi, bazen laboratuvar sonucundan önce gelir.
Burada genç hekim meselesi de ayrıca konuşulmalıdır. Genç hekimlerin acillerde görev yapması başlı başına sorun değildir; tıp zaten deneyimle olgunlaşan bir meslektir. Sorun, genç hekimlerin kalabalık, baskılı, öfkeli, kesintili, hukuki risklerle dolu acil ortamında yeterli kıdemli gözetim, iyi işleyen devir sistemi ve güçlü klinik protokoller olmadan yalnız bırakılmasıdır. Bu yalnızlık yalnızca hekimin değil, hastanın da güvenlik sorunudur.
Acil servislerde en kırılgan anlardan biri nöbet devridir. Bir hekim hastayı görür, tetkik ister; sonuçlar başka hekimin nöbetinde çıkar. Devralan hekim yalnızca ekrana bakarsa, hastayı görmeden karar verirse, klinik hikâye kopar. Oysa hasta bilgisayardaki sonuçlardan ibaret değildir. Ateşin süresi, çocuğun bakışı, hidrasyon durumu, ebeveynin kaygısının tonu, fizik muayenenin ayrıntısı, önceki başvuruların seyri; bunların tamamı kararın parçasıdır. Tıp yalnızca veri okuma sanatı değildir; veriyi insan bedeni ve hikâyesi içinde anlamlandırma sorumluluğudur.
Bu nedenle acilde mükerrer başvurular için özel bir “kırmızı bayrak”........
