Rus salatası
Bugün bir işle uğraşırken eskiden kaydettiğim (2018 olabilir) bir playlisti açmışım Youtube’da. Arka arkaya çıkan şarkılarda sanki boğazıma bir yumru takıldı, orada kalakaldı.Evet, gerçekten de tam olarak bugün, işbu yazı anlık bir hatıra silsilesi eşliğinde spontan yazılmıştır!
Louane kendi beste ve güftesi «Si t’étais là»yı Garou’nun programında seslendirirken (Louane - Si t'étais là):
Beni duyuyor musun?Beni görüyor musun?Sen burada olsan ne derdin acaba?Yoksa bunlar bana yolladığın işaretler mi?
Dedi. Sonra Celine Dion geldi, babasına söylediği şarkısında (Céline Dion – Parler à mon père) canımı yakıyordu kelimeleri ile:
İzlerimi yeniden bulmak isterdim,Hayatım nerede, yerim neresi?Seninle birlikte yola çıkmak isterdim.Seninle aynı düşleri görmek isterdim.
Hep ulaşılamayana uzanmak,Hep imkânsız olana umut bağlamak...
Aya uzanıp onu indirmek isterdim,Hatta neden olmasın, dünyayı kurtarmayı bile...Ama hepsinden önce,Babamla konuşmak isterdim.
Sonra playlistte babamın BGST / Kardeş Türküler – Doğu albümündeki sesi geldi Yaşar Kemal’in Yezidiler'ini okurken.
Ardından aslında en sevdiğim Ermenice şarkı olan ama bu videoda burnumun direğini duble sızlatan “Zepür gı tarnam” geldi. IMC TV’de Feryal’in 1001 Çiçek adlı programında bir Pazar sabahı Tomo Ağparig Zepür gı tarnam‘a eşlik ederken:
Zepür gı tarnam meğmig annımanSarerits içnem nısdem ko tıranSirutsıt varvadz asbedi nımanTurıs gı tınem ko ayku tıran
U kez gı hısgem kişer u tserekMenag te yâr can şud şud aykis yegVor nayem yes kez garodıs arnemEt ko garodin ah menag mernem
Meali mi? Kolay, ezberimde:
Hafif, eşsiz bir meltem olurum,Dağlardan inip, kapına otururumSevginle kuşanmış bir asker gibiKılıcımı senin bağının kapısına koyarım.
Ve seni gece gündüz korurum
Yeter ki sen sık sık benim bağıma gel
Sana bakayım da hasretimi dindireyim
Ve bu hasretimle yalnız öleyim
Sonra iyice film koptu. Birden kendimi “babam olsa gene kalaylardı beni” derken buldum ve babam deyince aklıma Rus salatası geldi. Evet, babam demek yemek demekti çünkü.
İnsanın çocukluğunu düşününce aklına ilk gelenler oyuncakları, oyun arkadaşları, okul yılları, ya da ne bileyim ailesi, evi, komşuları… Böyle uzar gider liste. Amma ve lakin, iştahlı, mutfak seven, günde üç öğün masa koymaya tam teşekküllü hazır insanlarla büyümüş çocukların anılarında yemek olmaması mümkün değildir.........
