Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan devlet ve toplum ilişkisi
Bugün devletimizin kararlılıkla yürüttüğü “Terörsüz Türkiye” vizyonu, 15 Temmuz ruhuyla sağlanan tarihsel bütünleşmenin ikinci ve en stratejik adımıdır. Son kırk yıldır enerjimizi emen, toplumsal fay hatlarımızı tetikleyen terör belasının kökünden kazınması, Balkan Savaşları'ndan bu yana yaşadığımız en büyük kırılma noktasının aşılması anlamına gelmektedir.
Engin Özekinci/ Yazar
Osmanlı Devleti'nin kuruluş felsefesindeki devletve millet ilişkisi, özünde Şeyh Edebali'nin Osman Bey'e verdiği o meşhur öğütlerde saklıdır.
Bu öğütler, adı konulmamış bir toplumsal sözleşme, bir kurucu anayasadır:
"Ey oğul, artık Bey'sin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik, yanılmak bize, hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar bize, adalet sana. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlamak sana."
Burada çizilen devlet felsefesi, Osmanoğulları için yüzyıllar boyunca değişmeyen adil bir pusula olmuştur. Geleneksel Osmanlı düzeninde halk, devletin koruması altındaki tebaaydı. Devlet, "kerim devlet"vasfıyla kullarının güvenliğini, adaletini ve iaşesini sağlamakla mükellefti.
Şüphesiz bu himayenin karşılığında halkın da devletine karşı bazı sarsılmaz ödevleri vardı:
Vergi vermek: Üretici kesim olan reaya yani köylü ve esnaf, elde ettiği kazanç üzerinden öşür, haraç ve cizye gibi şer'i ve örfi vergileri düzenli ödemekle yükümlüydü.
Üretimde sürekliliği sağlamak: Toprağın boş bırakılmaması ve ekonomik çarkların aksamadan dönmesi, halkın en önemli iktisadi sorumluluğuydu.
Kanunlara ve nizama uymak: Hukuk kurallarına riayet etmek, toplumsal barışı korumak ve idarecilerin meşru emirlerine itaat etmek temel esastı.
Asayişe yardımcı olmak: Bölgesindeki dirlik ve düzenin korunmasında kadı ve subaşı gibi kamu görevlilerine yardımcı olmak, suçluları gizlememek bir mecburiyetti.
Askeri ve lojistik katkı: Savaş dönemlerinde ordunun lojistik ihtiyaçlarını karşılamak; köprü, yol ve kale tamiri gibi amme hizmetlerine iş gücü sağlamaktı.
Bu hiyerarşik ama adil yapıda millet, devletin en güçlü sacayağını oluştururken yüksek bir aidiyet duygusuyla hareket ediyordu. Ancak yüzyıllar boyunca sarsılmayan bu bağ, Osmanlı'nın modernleşme hamleleriyle maalesef yapısal bir sarsıntıya uğradı.
Modernleşmenin getirdiği yabancılaşma
Tanzimat Fermanı ile başlayan Türk modernleşmesi, ne yazık ki kendi toplumuna ve köklü geleneklerine yabancı bir aidiyet anlayışını da beraberinde........
