Ankara'da revolver, New York'ta kılıç
Türkiye-Polonya ilişkilerinin diplomatik dili uzun zamandır olumlu bir tarihsel referansa yaslanıyor; Osmanlı Devleti'nin 18. yüzyılın sonunda Polonya'nın parçalanmasını tanımadığı anlatısı. Rivayete göre Babıâli'de yabancı elçiler kabul edilirken teşrifatçı her seferinde "Lehistan elçisi henüz yolda" diyor, Polonya'nın boş kalan yeri böylece sembolik olarak korunuyordu.
Emrah Dokuzlu/ Doğu Avrupa Bölge Analisti
Diplomasi tarihinde liderlerin birbirlerine takdim ettikleri hediyeler hiçbir zaman tesadüfi olmamıştır. Çoğu zaman diplomatik nezaket sınırlarını aşan bu objeler; devletlerin birbirini nasıl konumlandırdığını ve geleceğe dair ortak tahayyüllerini ele veren sembolik kodlar barındırır. New York'taki BM Genel Kurulu marjında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki arasındaki ikili görüşme tam da bu türden bir sembolizmle kayıtlara geçti.
Görüşmenin ardından Polonya Cumhurbaşkanlığı Uluslararası Politika Bürosu Başkanı Marcin Przydacz'ın paylaştığı "Ankara'da revolver vardı. New York'ta ise Polonya kılıcı. Güvenlik alanında önemli ortak çıkarları paylaşan iki ülkenin askerî geleneklerinin iki sembolü" notu, Varşova ile Ankara hattındaki diyaloğun parametrelerini özetliyordu. Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan, revolveri Ankara Zirvesi'nde tüm NATO liderlerine hediye etmişti. Nawrocki'nin buna özel olarak ve bir kılıçla (szabla) mukabele etmesi, Varşova'nın toplu hediyeyi ikili bir sembole dönüştürme ve ilişkiyi bilinçli olarak yukarı taşıma isteğini, dolayısıyla iki başkent arasındaki savunma eksenli pragmatizmi yansıtıyor. Ancak, bu ışıltılı askerî sembolizmin hemen ardında, iki toplum arasındaki derin algı açığı ve tortu alanları duruyor.
Doğu ve güney kanatlarının güvenlik mecburiyeti
Geleneksel Batı diplomasisinin steril ve bürokratik hediyelerinin aksine, tarafların silah ve kılıç üzerinden konuşması bilinçli bir askerî geleneği öne çıkarıyor. Polonya tarihinde kılıç (szabla) sıradan bir silah olmanın ötesinde soylu sınıfın (szlachta) kültürüyle, Sarmatizm mitolojisiyle ve süvari geleneğiyle özdeşleşmiş bir sembol. Osmanlı-Lehistan savaşları ve barışlarıyla örülü ortak harp mirasından, kısmen de Doğu'dan gelen formlardan beslenmiştir. Bu açıdan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın modern ateşli silahına bir kılıç ile karşılık verilmesi, sahadaki operasyonel iş birliğini tarihsel bir derinlikle meşrulaştırma çabası olarak okunabilir.
Ancak, bu yakınlaşmanın arkasındaki asıl itici gücün, Rusya-Ukrayna savaşıyla zaafları ortaya çıkan Avrupa güvenlik mimarisi olduğu malum. Savunma harcamalarını GSYİH'sinin yüzde 4'ünün üzerine çıkararak NATO'nun en dinamik askerî güçlerinden birine dönüşen Polonya, sınırlarını tahkim etme gayretinde. 2021 yılında satın alınan Türk Bayraktar TB2 SİHA'ları, bu iş birliğinin somut omurgasını kurmuştu.
Türkiye'nin Rusya ile sürdürdüğü ilişki Varşova'da zaman zaman şüpheyle karşılansa da, Ankara açısından bu tutum katı jeopolitik mecburiyetlere dayanan bir "bölgesel otonomi ve denge siyaseti"nin bir parçası. Türkiye; Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni tavizsiz uygulayarak Karadeniz'in geniş çaplı bir Rus-NATO sıcak çatışma alanına dönmesini engellemede önemli bir rol oynadı, ayrıca tahıl koridoru diplomasisini yönetmişti. Ankara, Rusya ile Suriye, Kafkaslar ve enerji alanlarındaki zorunlu kompartımanlaşma siyasetini, Varşova'nın Doğu Kanadı caydırıcılığıyla çelişmeyen, aksine bölgeyi dengeleyen bir kaldıraç olarak görmekte.
Peki resmi makamlar ve liderler düzeyindeki bu yakınlık toplumlara aynı ölçüde yansıyor mu? Türkiye-Polonya ilişkilerinin diplomatik dili uzun zamandır olumlu bir tarihsel referansa yaslanıyor; Osmanlı Devleti'nin 18. yüzyılın sonunda Polonya'nın parçalanmasını tanımadığı anlatısı. Rivayete göre Babıâli'de yabancı elçiler kabul edilirken teşrifatçı her seferinde "Lehistan elçisi henüz yolda" diyor, Polonya'nın boş kalan yeri böylece sembolik olarak korunuyordu. Bu hikâye iki ülkenin Cumhurbaşkanlarının ziyaretlerinde, 1414'e uzanan diplomatik ilişkilerin yıl dönümlerinde ve resmî temaslarda sıkça tekrarlanıyor. "Yolda olan Elçi" Polonya'nın bağımsızlığına duyulan saygının ifadesi. Ancak son birkaç yıldır iki ülke arasında konuşulmasa da "yolda" olan başka bir sembol daha var; Sobieski heykeli ve dayandığı 1683 anlatısı.
Polonyalı heykeltıraş Czesław Dźwigaj'ın yaptığı "Viyana Zaferi" adlı eser, yaklaşık dört ton ağırlığında, üç metre yüksekliğinde ve yedi buçuk metre uzunluğunda. Kral Jan III.Sobieski'yi, arkasında kanatlı süvarileri ve atının ayakları altında yenilmiş Osmanlı askerleriyle tasvir ediyor. Polonya'da yıllardır yollarda ve Kralın Osmanlı ordusuna karşı taarruza geçmek üzere izlediği rota üzerinden şehir şehir dolaştırılmakta. Eser, 1683'te Sobieski'nin Osmanlı ordusuna karşı taarruzu yönettiği Viyana'daki Kahlenberg Tepesi'ne dikilmek üzere yapıldı, kaidesi 2013'te yerleştirildi. Ancak,Viyana Belediyesi heykele önce 2018'de onay vermedi, Kasım 2024'te ise projeyi kesin olarak reddetti. Red gerekçesi, heykelin yabancı düşmanı ajitasyona, İslamofobik ve Türk karşıtı husumete zemin hazırlayacağı. O günden bu yana bronz heykel Krakov, Varşova, Częstochowa ve Rzeszów gibi şehirlerde geçici olarak sergileniyor. Polonya'da ulusal onur meselesi olarak işleniyor, diplomatik kanallardan sürekli canlı tutuluyor. Her yıl Viyana muharebesinin yıl dönümü olan 12 Eylül tarihinde anılıyor.
Ancak asıl dikkat çekici gelişme, iki ülkenin Cumhurbaşkanının New York'taki görüşmesinin hemen öncesinde yaşandı. 6 Eylül 2026'da Kahlenberg'deki 1683 anma töreninde, Cumhurbaşkanlığı Kabine Şefi........
