Cumhuriyet'in Ankara hayali
Türkiye'nin siyasal hayatı Ankara etrafında şekillendi. Fakat Cumhuriyet'in Ankara'ya yüklediği anlam yalnızca bundan ibaret değildi. Ankara aynı zamanda yeni toplumun nasıl yaşayacağını gösterecek örnek şehir olarak düşünülüyordu. Yakup Kadri'nin romanı, bu iddianın daha Cumhuriyet'in ilk yıllarında ne kadar ciddi sorunlarla karşılaştığını göstermektedir.
Dr. Emre Turku/Siyaset Bilimci
Ankara'da yaşamaya başladıktan sonra 13 Ekim 1923'te Ankara'nın başkent olmasını, bunun Cumhuriyet tarihi açısından sembolik anlamını daha çok düşünmeye başladım. Bakıldığında o tarihe Cumhuriyet henüz ilan edilmemiştir. Buna rağmen yeni devletin merkezinin neresi olacağı konusunda tercih çoktan yapılmıştır. Ankara artık yalnızca Millî Mücadele'nin sevk ve idare edildiği şehir değil, yeni siyasî düzenin de merkezi olacaktır. Daha da önemlisi Ankara yeni devletin kendisini nasıl tasavvur ettiğinin de bir ifadesidir. İstanbul geçmişi, imparatorluğu ve eski düzeni temsil ederken Ankara daha baştan yeni başlangıcın mekânı olarak düşünülmüştür.
Yüz yılı aşkın süredir Türkiye'nin siyasal ve idari merkezi Ankara'dır. Fakat Cumhuriyet'in Ankara'ya yüklediği tarihsel anlam bakımından Ankara bunu karşılayabildi mi? Daha açık söylemek gerekirse, 1920'lerin ve 1930'ların Ankara üzerinden kurduğu yeni toplum ve yeni hayat tasavvuru ne ölçüde gerçekleşti? Bu soruyu düşünürken akla ilk gelen eser Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun 1934 yılında yayımlanan Ankara romanı olsa gerekir. Bu roman Ankara'yı anlatırken aslında Cumhuriyet'in beklentilerini, hayal ettiklerini göstermekle birlikte o tarihten sonra ne zaman okunursa okunsun yazarın romana iliştirmediği birçok dersi de vermeye devam etmiştir. Çünkü Yakup Kadri'nin anlattığı esasen bir şehrin değişiminden çok daha fazlasıdır. Ankara, Cumhuriyet'in kendi geleceğine ilişkin beklentilerinin ve bu beklentilerin kısa süre içinde karşılaştığı sorunların da romanı olmuştur. Bununla birlikte hayat denen gerçekliğin elimize alıp şekil verebileceğimiz bir nesne olmadığını da tüm çıplaklığı ile resmeden ölümsüz bir eserdir.
Şehirden önce kurulan hayal
Yakup Kadri'nin romanında tek bir Ankara yoktur. Roman ilerledikçe Ankara'nın anlamı da değişir. İlk Ankara, Millî Mücadele yıllarının yoksul ve oldukça geri şartlara sahip şehridir. İkinci Ankara'da Cumhuriyet kurulmuş, Yenişehir ortaya çıkmış, yeni bir bürokratik ve toplumsal çevre oluşmaya başlamıştır. Son Ankara ise aslında henüz mevcut değildir. Yakup Kadri geleceğe gider ve olması gerektiğini düşündüğü Ankara'yı tasvir eder. Selma Hanım'ın geçirdiği dönüşüm de bu üç Ankara ile beraber ilerler. Yakup Kadri, Ankara üzerinden Cumhuriyet'in ne olduğunu ve daha önemlisi ne olması gerektiğini tartışmaktadır.
Romanın ilk bölümünde dikkatimi çeken nokta, fiziksel olarak en kötü durumdaki Ankara'nın aynı zamanda en güçlü Ankara olmasıdır. Şehir yoksuldur, bakımsızdır ve gündelik hayat oldukça zordur. Henüz ortada........
