menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Washington'daki güç ağlarının anatomisi: Amerika'yı gerçekte kim yönetiyor?

9 0
21.09.2026

ABD'nin İsrail'e verdiği desteği yalnızca ideolojik yakınlıklar veya güçlü lobi faaliyetleriyle açıklamak yeterli değildir. Çünkü dış politika kararları çoğu zaman ekonomik ve kurumsal çıkar ağları tarafından şekillendirilmektedir. Bu noktada Eisenhower'ın 1961'deki veda konuşmasında kullandığı “askerî-sanayi kompleksi” kavramı hâlâ güncelliğini korumaktadır.

Dr. Ahmet Bülbül/ Araştırmacı, Yazar

İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırım, İran ve Lübnan'a yönelik saldırılar ve Washington'un bu süreçlerde aldığı kararlar, eski bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı: ABD'nin dış politikasını gerçekte kim belirliyor? Beyaz Saray mı, Pentagon mu, Kongre mi, Wall Street mi, yoksa İsrail ve Netanyahu hükümeti mi?

Amerika'nın tarihsel kodları

Bu soru aslında yeni değildir. Rus gazeteci Andrey Şitov, birkaç yıl önce kaleme aldığı Amerika'yı Gerçekte Kim Yönetiyor? başlıklı yazısında dikkat çekici bir gözlemde bulunuyordu. Şitov'a göre Amerika Birleşik Devletleri, ortak bir tarih ve kültürel geçmiş etrafında şekillenmiş klasik bir ulus-devlet olmaktan ziyade, dünyanın farklı bölgelerinden özgürlük, servet ve yeni fırsatlar arayışıyla gelen insanların oluşturduğu heterojen bir toplumdu. Yerli halklarla ve Afrikalı kölelerle kurulan ilişkiler de dâhil olmak üzere, bu karmaşık toplumsal yapının ancak güçlü kurumlar ve katı bir hukuk düzeniyle ayakta tutulabileceği düşünülmüştü. Belki de bu nedenle Amerikan siyasal kültüründe şerif figürü yalnızca bir güvenlik görevlisini değil, düzeni sağlayan devlet otoritesinin sembolüne dönüşmüştür.

Bu tarihsel gözlem bizi daha temel bir soruya götürmektedir: Böylesine büyük ve karmaşık bir ülkeyi kim yönetmektedir? Başkan mı? Büyük sermaye mi? Askerî bürokrasi mi? Medya mı? Teknoloji şirketleri mi? Yoksa bütün bu unsurların kesiştiği güç ağları mı?

Yaklaşık bir asırdır siyaset bilimciler ve sosyologlar tam da bu soruya cevap aramaktadır. Roberto Michels'in "Oligarşinin Demir Yasası", C. Wright Mills'in "İktidar Eliti" yaklaşımı ve Thomas R. Dye'ın Amerikan elit ağlarına ilişkin çalışmaları, demokratik sistemlerin yalnızca seçimlerden ibaret olmadığını; aksine siyasal, ekonomik ve askerî güç merkezleri arasında oluşan karmaşık ilişkiler ağı üzerinden işlediğini göstermektedir. İran krizi ve ABD-İsrail ilişkileri etrafında yeniden alevlenen tartışmalar da bu klasik teorileri günümüzde yeniden okumayı gerekli kılmaktadır.

Bu çerçevede sorulması gereken soru, "İsrail Amerika'yı yönetiyor mu?" sorusundan ziyade, Amerika Birleşik Devletleri'nin karar alma mekanizmalarının nasıl işlediği ve İsrail'in bu güç ağları içerisindeki yerinin ne olduğudur.

Demokrasi elit üretir mi?

Michels, 1911'de yayımlanan Siyasi Partiler: Modern Demokrasideki Oligarşik Eğilimlerin Sosyolojik İncelenmesi adlı eserinde büyük örgütlerin zamanla küçük bir yönetici grubun kontrolüne girdiğini savunmuştur. Ona göre karmaşık toplumların doğrudan halk tarafından yönetilmesi mümkün değildir. Örgütlenme arttıkça karar alma süreçleri profesyonel yöneticilerin ve uzman kadroların elinde toplanır. Michels'in ifadesiyle, "Kim örgüt diyorsa, aynı zamanda oligarşi demektedir."

Mills ise 1956'da yayımlanan İktidar Seçkinleri (The Power Elite) adlı eserinde bu tartışmayı Amerikan toplumu üzerinden derinleştirmiştir. Ona göre ABD'de gerçek iktidar, geniş halk kitlelerinden ziyade, birbirleriyle sıkı ilişkilere sahip dar bir seçkinler grubunun elinde yoğunlaşmıştır. Bu iktidar elitini siyasal, ekonomik ve askerî elitler oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle Capitol Hill, Wall Street ve Pentagon (siyaset, sermaye ve askerî bürokrasi) arasında şekillenen bir "iktidar üçgeni" söz konusudur. Büyük şirketlerin yöneticileri, üst düzey askerler ve siyasal karar vericiler benzer eğitim, çevre ve ekonomik-kültürel ağlar içerisinde hareket ederler.

Dye ise Amerika'yı Kim Yönetiyor? adlı çalışmasında bu elit ağlarını daha somut biçimde incelemiştir. Ona göre ABD'nin karar alma mekanizmalarında etkili olan binlerce kişi, büyük ölçüde ortak eğitim kurumlarından, finans kuruluşlarından, hukuk bürolarından, düşünce kuruluşlarından ve seçkin aile çevrelerinden gelmektedir. Rockefeller ve Kennedy gibi aileler bu ağların en bilinen örnekleri arasında yer almaktadır.

Bu teorilerin ortak noktası dikkat çekicidir. Hiçbiri ABD'yi gizli bir örgütün ya da tek bir grubun yönettiğini iddia etmemektedir. Tam tersine, modern demokrasilerin bağlantılı siyasal, ekonomik, askerî ve kültürel elit ağları tarafından şekillendirildiğini savunmaktadırlar. Bu nedenle ABD gibi küresel bir gücün dış politikasını tek bir aktörün, lobinin veya liderin tercihiyle açıklamak, karmaşık karar alma mekanizmasını basitleştirmek anlamına gelir.

Bu noktada Elena Ponomaryova'nın "Para–Bilgi–İktidar" üçgeni de analitik bir çerçeve sunmaktadır. Ponomaryova bu kavramla ekonomik sermaye, medya-düşünce kuruluşları ve devlet-güvenlik aygıtı arasındaki ilişkiye dikkat çeker.........

© Açık Görüş