Usul nedir? Esas neye yarar?
Ünlü hukukçu Jhering'in o muazzam deyimiyle, "Şekil keyfiliğin yeminli düşmanı ve özgürlüğün ikiz kardeşidir". Bir dosyaya baktığımızda yapılan usul itirazlarının esasa etkisini görmek zorundayız. Yargılamaya usul odaklı bakılması haktır ama bu hak esası geciktirmemelidir.
Cüneyd Altıparmak/ Hukukçu
"İBB Yolsuzluk" dosyası ile sıkça gündeme gelen ve halen devam eden bir tartışma var. Herkesin diline pelesenk ettiği bir söz bu: "Usul, esastan önce gelir".Peki bunun hukuktaki karşılığı ne? Yani usul dediğimiz kurum nedir, esas dendiğinde ne anlamalıyız? Konuyu genişçe ele almak ve hukuki durumu analiz etmek istiyorum bugün.
Son dönemde kamuoyuna yansıyan büyük davalar üzerinden yeniden alevlenen "usul esastan önce gelir" tartışması, hukuk tekniğinin ötesinde, yargılamanın amacına ilişkin temel bir soruyu gündeme taşımaktadır. Gerçekten de bu ilke, hem Mecelle'nin köklü bir kaidesi hem de modern hukuk sistemlerinin ortak kabulüdür. Ancak bu ilkenin mutlaklaştırılması ve bağlamından koparılarak yorumlanması, özellikle ceza muhakemesinde ciddi sapmalara yol açabilmektedir. Zira ceza yargılamasında nihai amaç, usule uyarak maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu nedenle usul ile esas arasındaki ilişki, hiyerarşik değil; işlevsel bir ilişki olarak değerlendirilmelidir.
Usulün normatif temeli
Usul kuralları, hukuk devletinin en temel güvencelerinden biri olan hukuki güvenlik ilkesinin somutlaşmış halidir. Bu ilke, Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin doğal bir uzantısıdır. Yargılama sürecinde keyfiliğin önlenmesi, tarafların eşit koşullarda yargılanması ve öngörülebilirliğin sağlanması, ancak usul kurallarına riayet ile mümkündür. Nitekim Anayasa m.36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) m.6, adil yargılanma hakkını güvence altına alırken, bu hakkın önemli bir bileşeni olarak usulgüvenceleri de kapsamına almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu hususu birçok kararında açıkça vurgulamıştır. Özellikle Mesutoğlu v. Türkiye kararında, usul kurallarının katı ve mekanik biçimde uygulanmasının, bireyin mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği belirtilmiş; davanın esasının incelenmesini engelleyen aşırı şekilciliğin, adil yargılanma hakkıyla bağdaşmayacağı ifade edilmiştir. Aynı şekilde Uğur Eşim v. Türkiye kararında da, süre kurallarının katı yorumlanmasının bireye orantısız külfet yüklediği ve mahkemeye erişim hakkının özünü zedelediği tespit edilmiştir. Bu içtihatlar açıkça göstermektedir ki usul, adaletin ön şartıdır; ancak adaletin yerine de geçemez.
Maddi gerçeğin araştırılması
Ceza muhakemesi hukukunun temel........
