menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Jeouzamsal İstihbarat, Taktik Hedefleme ve Ölüm Zinciri

69 0
04.03.2026

Ukrayna ve Gazze’de ne oldu ise İran’da da aynısı olacak. Hedefi daha doğrulukla tespit eden ve isabetle vuran yani Batının teknolojisi kazanacak çünkü karşısında daha iyisi yok. Yapay zekâ algoritmaları her coğrafyada herhangi bir yaşam, hareket, vücut ısısı, telsiz sinyal, arıyor ve sonra istendiğinde silahı hedefe yönlendiriyor. Ukrayna’da Rus Hava Kuvvetlerinin modern güdümlü mühimmat ile gerçek zamanlı istihbarat ve hedef tespit sistem, teknik ve taktiklerinde belirgin bir zafiyeti var. Moskova’nın stratejisi basit; Ukrayna’nın her santimini elinde tut ve Kiev’in mühimmatının ve arkasındaki siyasi desteğin bitmesini bekle. Ruslar, saha çözümü olarak elektronik karıştırma ve aldatma ile isabet güdümlü mühimmatı başarısız kılmaya çalışıyor. Batı, akıllı mühimmat kullanan Excalibur 155 mm. topçu mühimmatını tercih ederken, şimdi yapay zekânın da devreye girmesi ile “über topçu” ortaya çıkıyor. Gazze’de durum çok farklı ve tek taraflı idi; hedefler belirlendi ve sıra Oppenheimer zamanına geldi; kimi vuralım? Ama hedeflerin belirleyen de kimin öleceğine karar veren de yapay zekâ oldu. İran ile savaşta da kurgu aynı; hedefler sürekli güncelleniyor ve seçiliyor. Hedefleme ve isabet uydu güdümüne tabi. Teknoloji ve kabiliyet fakiri İran ise hedef olarak kişileri değil bölge hedefleri seçiyor. İsabet olmadığı için kitlesel olarak atılan füzelerin bildiğimiz klasik topçudan farkı kalmıyor. Askerler iyi bilir; klasik topçu atışlarında her zaman mühimmatın bir sapması vardır, bu yüzden hedef dışında herhangi bir yer vurulabilir yani en emin yer hedeftir. NATO hep isabet güdümlüden yana oldu. Küçük sayıda isabetin, büyük sayıda olan kitlesel ateşlerden daha iyi olduğu görüldü.

Size bu makalede anlatmak istediğim konunun özü, Gazze ve Ukrayna’da hedeflerin nasıl tespit edilip vurulduğu ve savaş anlayışının nasıl değiştiği. Hikâye uzun. Bir zamanlar kâğıt haritalar üzerinde çalışarak, çok uzun zaman önce işaretlendiği için hala yerinde olup-olmadığı belli olmayan hedefleri vurmaya çalışırdık. Şimdi her şey dijital oldu ve Küresel Konumlandırma Sistemi (GPS), uydular, uzaktan algılama sistemleri (sensörler, radarlar vs.), insansız hava araçları ve diğer vasıtalar sürekli yeryüzünde ortam ve hedef bilgilerini güncellemekle kalmıyor, takip edilenlerin hikâyesini ve eğilimlerini de takip ediyor (jeouzamsal istihbarat), gelecekteki davranışını öngörüyor. Tıpkı sizin alış-veriş eğilimlerinizi koklayan algoritmalar ya da gideceğiniz yere kaç dakikada varacağınızı söyleyen arabanızdaki GPS gibi. Jeouzamsal istihbarat (GEOINT) ile artık isterseniz hedefi ailesi ile birlikte ya da ertesi güne saklayıp vuruyorsunuz. Bu teknolojiyi yakalayamayanların herhangi bir savaşı kazanması mümkün değil. Yeni savunma sistemleri artık uzay, uzaktan algılama, otonom araçlar ve yapay zeka kullanımına entegre olurken, savaş anlayışı bir kez daha kökten değişiyor. Tüm askeri operasyonların omurgasına yapay zekâ kullanan Coğrafi Bilgi Sistemlerini (CBS) yerleştirmenizi gerektiriyor. Tüm bunlar ülke savunması için ulusal güvenlik, askeri doktrinler, teşkilat yapıları, istihbarat anlayışı, teknoloji geliştirme gibi konularda radikal değişimler, hatta yeni bir güvenlik kültürü gerektiriyor. 

Türkiye’de askeri coğrafya çalışmalarının kökeni diğer ülkeler gibi kartografya yani haritacılık çalışmalarında dayanıyor. 13 Kasım 1918’de İstanbul’u işgal eden İngilizler, Osmanlı ordusunu dağıtırken, sadece işlerine yarayacağını düşündükleri haritacılarımızı alıkoymuşlardı. Bu kahraman haritacılarımız başta Sakarya Savaşı olmak üzere, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında hayati roller oynadılar. Tuğgeneral Abdurrahman Aygün, haritacılarımızın İstanbul’dan Ankara’ya geçişlerinde başrolü oynamış ve bu subayların beraberinde getirdikleri sandıklar dolusu harita ve aletlerin İşgal Kuvvetleri kontrolündeki depolardan kaçırılmasına komuta etmiştir. Sakarya Savaşı sırasında, birliklerimizin Sakarya doğusunda bir savunma cephesi oluşturmasına karar verildiğinde, elde yeteri ölçek ve doğrulukta harita bulunmayışının sıkıntıları ile karşılaşılmıştır. Bunun üzerine, Ankara’dan 8 subaydan oluşan bir harita postası bölgeye gönderildi. Atatürk, bu haritaların yapımına çok önem vermiş, çizim ve çoğaltılması için kendi özel vagonunu topograf ekibine tahsis etmiştir. Gerek Kurtuluş Savaşı, gerekse haritacılık tarihimizde özel bir yeri olan bu çalışma, 20 gün sürmüş ve savaşın devam ettiği günlerde haritalar yetiştirilmiştir. Bugün de haritacılarımız çok önemli işler başarıyorlar ama işler kâğıt haritacılığın çok ötesine geçti. Sorun sadece teknoloji değil, yeni bir savaş kültürü ve GEOINT anlayışımızla birlikte yapısal değişimler gerekiyor. Ukrayna ve Gazze’ye bakınca yapılması gerekenlerle ilgili uzun bir iş listemiz var, üstelik zaman daralıyor. Bizim işimiz ise her zaman olduğu gibi herkes için durum farkındalığı yaratmak.

Yapay Zekâ İle Gelen Ölüm

Yapay zekâ endüstrisi ile ABD ordusu arasındaki ilişki Pentagon’un Palantir, Meta ve Microsoft ile yaptığı anlaşmaların ötesine taşınıyor. Şirketlerin icracıları olan Shayam Sankar (Palantir), Andrew Bosworth (Meta), Kevin Well (OpenAI) ve Bob McGrew (Thinking Machines Lab) yanında Michael Obadal (yapay zekâ savaşı üretim şirketi Anduril) ABD ordusunun rütbeli personeli gibi çalışıyorlar. Haziran 2025’de OpenAI, Google, xAI VE Anthropic 200 milyon dolarlık sözleşmeler imzaladılar. Projeler savaş mekanizmasının omurgası olacak hızlı-izleme veri merkezleri için. Wisconsin’de veri merkezi patlaması yaşanıyor. Microsoft, Pleasant Dağı’na 113-130 milyar dolara mal olacak 15 yeni veri merkezi daha kurma kararı aldı. Yapay zeka teknolojileri, coğrafi bilgi sistemlerine entegre edilerek küresel, gerçek zamanlı, dijital izleme ve avlama haritaları oluşturuluyor. Where is Daddy?; bunlar için Virginia’dan Gazze’ye taşınan bir prototip. Bu sistemler veri merkezleri ile birlikte Latin Amerika, Afrika, Ortadoğu ve Asya’da yeni senaryolarda daha çabuk ve daha çok öldürecek ölüm zincirleri üretecek. Veri merkezleri ve coğrafi sistemler sizi hedef olarak seçtiğinde, kimin nereden ateş ettiğini, ölümün nasıl geldiğini anlayamayacaksınız bile. 

Savaşlar artık kaza ya da tesadüfle ortaya çıkmıyor, üretiliyor ve barış ile durması diye bir beklenti yok, sonsuz savaş dünyasındayız. Gelecek yaratıcı kaos, çoklu savaşlar ile şekillenecek. Ama oyunun kuralı hep aynı; önce gör, izle ve öldür. Resmen ilan edilmemiş bir savaş ortamında yapay zekâ kullanan istihbarat sistemleri hedef belirliyor, platformlar (uçaklar, füzeler, drone’lar vs.) vuruyor. Yeni ortaya çıkmakta olan teknolojiler, her gün yeni bir sinsilik icat ederek, hayatınıza sızıyor, sizi de büyük veriye ekliyor, bilmeden “şüpheli” belki de “hedef” olarak seçiliyorsunuz. Alıştığınız şehit haberleri uzun zamandır ilginizi çekmiyor ama ülkemizin etrafınızdaki yangının bizi de sarması yakın; şu anda ülkemizle ilgili veri tabanlarını geliştiriyorlar, sistemlerimizin açıklarını buluyorlar ve zamanı geldiğinde vurulacak hedefleri belirliyorlar. Öncelikle ilk bilmeniz gereken şeyi söyleyelim; uyuduğumuz şey sadece büyük veri umursamazlığımız değil, asıl sorun askeri coğrafya istihbaratı ve coğrafi bilgi sistemleri hakkında bizi bekleyen dev adımların, bu konudaki acil yeni yapılanma ihtiyaçlarının farkında olmamamız.

Son on yıllarda, coğrafyanın bir alt dalı olan siyasi, coğrafyadan (jeopolitik) çok askeri coğrafyada yaşanan devrimsel dönüşümler yaşandı. Savaşın ağırlık merkezi artık yeryüzünden uzaya ve siber-uzaya kayarken, coğrafyaya dayalı jeopolitiğin dönemi sona ermek üzere. Yeni dünya düzende insan kitlelerinin takibi ve yönetilmesi, hedeflenmesi ve vurulması için jeouzamsal veri gerekiyor. İsrail’in Gazze’de başlayan savaşı; ilk yapay zekâlı soykırım olarak nitelenebilir. Gazze ve Lübnan’da pek çok militanı avlayan “izle ve öldür” sisteminin arkasında yapay zekâ ve bilişimde kesin bir uç yakalayan sessizce duran ABD teknoloji devleri var. İsrail tarafından kiralanan bu şirketler, ordusu için otonom silah sistemleri yaratıyor. İzlediğimiz ABD’deki ticari yapay zekâ modellerinin aktif savaşa uygulanmasıdır. Ancak, asıl mesele şu; bunlar henüz kimin öleceği kimin kalacağını ayırt edecek kadar gelişmediler. İsrail, Ukrayna’nın Örümcek Ağı Operasyonu’nun bir benzerini İran’a karşı uyguladı. Mossad, kamyonlar ve ticari gemilerle patlayıcı yüklü yüzlerce kuadkopteri ülkeye soktu. Bütün bunların merkezinde jeouzamsal istihbarat ve yapay zekâ kullanmaya başlayan coğrafi bilgi sistemleri var. Bu nedenle, trafikte kaç dakika nereye varacağınızı, kimin nerede olduğunu cep telefonundaki haritanızdan öğrenebiliyorsunuz ama iş askeri alana geldiğinde korkunç ve denetimsiz uygulamalar insanlığı bekliyor. 

21. Yüzyıl savaşı; bilgi üstünlüğü, algı yönetimi, gerçek-zamanlı komuta-kontrol, örtük/bağlantılı ağlar, otonom sistem entegrasyonu ve askeri coğrafyanın omurgası haline gelen dijital Coğrafi Bilgi Sistemi üzerine inşa edilmektedir. Günümüz savaş alanı; yüksek yoğunluklu çatışmalar, çok-ortamlı savaş, otonom ve insansız sistemlerin yaygın kullanımı ve yapay zeka ve ilgili teknolojilerin gittikçe artan ölçüde tüm savunma sistemlerine entegre edilmesi ile karakterize edilmektedir. Ukrayna–Rusya Savaşı, İsrail–Gazze operasyonları ve Karadeniz’de Rus Donanması’nın Moskva gemisinin batırılması gibi güncel örnekler; savaş alanında üstünlüğün platform sayısından ziyade bilgi, zaman ve mekanın doğru yönetilmesiyle sağlandığını açık biçimde ortaya koymuştur. Batimetri, 3B hava sahası verileri, uydu kapsama alanları ve meteorolojik parametreler; yalnızca destekleyici bilgiler değil, doğrudan operasyonel etki üreten zamansal ve mekânsal coğrafi veriler olarak ele alınmalıdır. Bu verilerin tek bir referans sistemi, ortak zaman damgası ve standart formatlarla C2 (komuta-kontrol) sistemlerine servis edilmesi, müşterek harekâtın ön koşulu oldu. Jeouzamsal veri ve istihbaratın taktik hedefleme ve öldürme zincirlerinde nasıl kullanıldığını anlamamız için önce askeri coğrafya ve coğrafi bilgi sistemlerinin ne olduğunu açıklamalıyız.

Askeri Coğrafya ve Jeouzamsal Veri Toplamak

Dünyayı uzamsal olarak anlama merakı ya da Coğrafya bilimin tarihi, ilk dünya haritasının çizildiği M.Ö. 9. Yüzyılda kadim Babil dönemine kadar geri gider. Coğrafi düşüncenin gelişmesi, özellikle coğrafi keşiflerle birlikte da artan bir şekilde devam etmiştir. 18. Yüzyılın ortalarından sonra “tanıma” gezilerinin giderek yerini “bilimsel” amaçlı gezilere bıraktığını görmekteyiz. Geomatik ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) gibi gelişmelerle modern coğrafya yeniden şekillendi. Günümüzde coğrafya; bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler ile daha çok sayısal model ve tekniklerin kullanıldığı, bağlantı, dağılım ve sebep sonuç ilkelerine dayalı çok yönlü bir disiplin halini almıştır. 

Coğrafya, dünya üzerindeki uzamsal bilgiye odaklanmış, oldukça geniş bir alandır ve çoklu yöntemler söz konusudur. Bugünün coğrafyacıları dünyanın bir harita üzerindeki statik bir görüntüden daha çok etkileşim içinde dinamik bir uzayda var olduğunu düşünecek şekilde eğitilmektedir. Coğrafyayı diğer disiplinlerden ayıran uzay, yer ve bağlantıya odaklanmasıdır. Coğrafyacıların kullandıkları jeouzamsal teknoloji; 

- Küresel Konumlandırma Sistemi, 

- Uzaktan algılama (uydu görüntüsü ve hava fotoğrafı gibi) ve 

- Coğrafi Bilgi Sistemleri’ni içeren bir çerçeve terimdir. 

Küresel Konumlandırma Sistemi (GPS); dünya üzerindeki herhangi bir yerin tam olarak verisini sağlayan uyduya dayalı navigasyon sistemidir. GPS, genellikle ulaştırma, tarım ve acil durum müdahale gibi çeşitli uygulamalar için jeouzamsal veri sağlamakta yaygın olarak kullanılır. GPS, önce en az 24 yörüngesel uydu ağından sinyalleri alır. Alıcıya ulaşan sinyallerin zamanını ölçerek, kullanıcının enlem, boylam ve rakımını........

© ABC Gazetesi