menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir cinayet davasının bittiği yerde başlayan sorular

18 0
08.10.2026

Bir gazetecinin ölümüyle biten bir dava, çoğu zaman sanıldığı gibi bir kapanış değil, asıl tartışmanın başladığı yerdir. Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, İstanbul Esenyurt'ta sokak ortasında darbedilerek öldürülen gazeteci Hakan Tosun dosyasında verdiği karar da tam olarak böyle bir eşiğe işaret ediyor. Basına yansıyan bilgilere göre mahkeme, tutuklu sanıklar Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin'i "kasten öldürme" suçundan müebbet hapis cezasına çarptırdı; her iki sanığın tutukluluk hâlinin devamına hükmedildi. Kararın teknik ayrıntıları, hukukçular için olduğu kadar, gazeteci güvenliği ve sokak şiddeti üzerine düşünen herkes için ayrı bir okuma alanı açıyor.

Dosyanın en dikkat çekici yönü, mahkemenin haksız tahrik ve takdiri indirim taleplerine yaklaşımı. Savcılık, daha önce açıkladığı mütalaasında kamera kayıtları, Adli Tıp Kurumu raporları ve tanık beyanlarını dayanak göstererek Tosun'dan kaynaklanan herhangi bir haksız fiil ya da tahrik unsuru bulunmadığını vurgulamış, sanıkların kasten hareket ettiğini belirterek indirimsiz ceza talep etmişti. Basına yansıyan bilgilere göre mahkeme, Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesindeki haksız tahrik indirimini ve 62. maddesindeki iyi hâl indirimini uygulamadı. Bu, yalnızca bir usul tercihi değil; olayın nasıl bir çerçeve içinde anlaşıldığına dair bir yorumdur. Sanıkların savunmalarında dile getirdikleri tahrik iddiasının mahkemece karşılık bulmaması, dosyanın ağırlık merkezini failin eylemine kaydırıyor.

Duruşmada sanıkların sözleri de kayda geçti. Abdurrahman Murat, olay nedeniyle üzgün olduğunu söyleyerek "Ben esnaflık yapıyorum. Maktul beni kavga etmem için tahrik etti. Maktulü gördüğümde, saçı başı dağınık, üstü başı yırtıktı. Benim darbemle kafatasının kırıldığını düşünmüyorum beraatımı talep ediyorum" ifadelerini kullandı. Adnan Şahin ise "Benim yaptığım tek şey, Abdurrahman'ı oradan uzaklaştırmaktı. Onunla ortak hareket etmedim. İlk olayda Abdurrahman'ı uzaklaştırdım, Abdurrahman ikinci kez olay yerine motorla gitti. Benim oradaki tek suçum, ambulansı aramamak. Abdurrahman'ı kurtarmak için suçu benim üzene yığmaya çalışıyorlar" diye savunma yaptı. Bu ifadeler, bir yandan sanıkların kendi aralarındaki sorumluluk dağıtma çabasını, diğer yandan da olayın nasıl bir kalabalıklaşma ve tırmanma dinamiği içinde gerçekleştiğini gösteriyor.

Olayın seyri, basına yansıyan bilgilere göre birkaç farklı anlatımla aktarılıyor. Metinlerin bir kısmı saldırının 10 Ekim 2025 gecesi, bir kısmı ise 11 Ekim'de gerçekleştiğini belirtiyor; Tosun'un yoğun bakımda geçirdiği süre de "üç gün" ile "iki gün" arasında değişen ifadelerle anılıyor. Bu tür ayrıntı farklılıkları, olayın hemen ardından dolaşıma giren bilgilerin ne kadar hızlı ve çoğu........

© ABC Gazetesi