Elinden kitap düşmeyen bir annenin kızı olmak!
İlk öykü kitabı "İçimdeki Kalabalık"ın yeni baskısı okurlarla buluşan Gamze Güller, okuma ve yazma konusunda annesinin etkisini şöyle anlattı: Yazdığım taslaklara ilk annem bakardı. Okuma alışkanlığımı kazanma konusunda bana model oldu. Evde başımı kaldırdığımda hep kitap okuyan bir anne gördüm.
Gamze Güller, pek çok çağdaş yazarımız gibi Ankara’nın edebiyatımıza armağan ettiği isimlerdendir...
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nden mezun olan ve uzun yıllar mimarlık yapan Gamze Güller, yaklaşık yirmi yıldır Kitap-lık, Karşın, Lacivert, Patika gibi edebiyat dergilerinde öykülerini yayımladı.
Çeşitli mecralarda düzenlenen edebiyat atölyelerinde dersler veren Güller'in, Everest Yayınları'nın yeni kapağıyla bastığı ve bu söyleşiye konu olan öykü kitabı "İçimdeki Kalabalık" ilk kez 2008 yılında yayımlandı. Yazar, 2012 yılında yayımladığı ikinci öykü kitabı "Beşinci Köşe" ile 6. Orhan Kemal Öykü Ödülü'nde birinciliğe layık görüldü.
Güller'in ilk kez 2015 yılında yayımlanan, yalnız yaşayan bir kadının takıntılı bir aşk hikayesini anlattığı "En Çok Onu Sevdim" adlı bir de romanı bulunuyor.
Güller ile "İçimdeki Kalabalık"ı konuşurken, okuma ve yazma serüveninin önemli kırılma anlarına da değindik.
"İçimdeki Kalabalık"ı elimize aldığımızda en dikkat çeken ilk ayrıntı, onu annenize ithaf etmiş olmanız...
Elbette, anneme şükranımın ifadesi olan pek çok şey söyleyebilirim. Sadece annem değil babam da çok destekledi beni. Zaten ikinci kitabımı okuyanlar bilecektir, onu da babama ithaf etmiştim. Bu kitabım yakında gözden geçirilmiş baskısıyla yeni yayınevim tarafından (Everest) yayımlanacak.
Annenizden nasıl bir destek gördünüz?
Hangisini anlatsam!.. Mesela, yazdığım taslakları ilk kez annem okurdu. Daima cesaret aşıladı bana. Aslında daha da öncesinde okuma alışkanlığımı kazanmamda da büyük etkileri oldu. Dahası model oldu bana. Evde başımı kaldırdığımda kitap okuyan bir anne gördüm. Onun kitaplığında neler varsa onları okudum en önce. Herkese nasip olmayacak şahane bir anne - kız ilişkisiydi.
Yazma tutkunuz da o dönemlerde mi başladı?
Sanırım öyle. Çocukluğumdan beri yazıyorum. Yazdıklarımı anneme babama okurdum ilk ve bu benim için büyük motivasyon kaynağıydı. Bir gün olsun cesaretimi kırmadılar.
İlk yazdıklarınızı hatırlıyor musunuz?
Tabii ki çocukluk çağının büyük şairiydim ben. İlkokulda büyük bir hevesle şiirler yazdığımı hatırlıyorum. Hatta annem onlardan birini bana haber vermeden Milliyet Çocuk Dergisi'ne göndermiş. Bizim kuşaklara yakın olanlar bilir, 70’li yılların en güzel şeylerinden biriydi o dergi. Zaten aboneydik, dergi geldiğinde büyük bir seremoniyle açar ve baştan sona tek bir yazı atlamadan heyecanla okurdum. Orada bir şiirimle karşı karşıya gelmek nasıl bir mutluluktu, anlatamam.
Siz edebiyatla iç içe büyüseniz de sonuç itibariyle meslek olarak mimarlığı seçtiniz. Bu iki farklı meslek arasında paralellikler var mı?
O kadar çok ki!.. Mimarlık yalnızca bir meslek değil, size hayata bakmayı, anlamlandırmayı, sorgulamayı öğretiyor. Gördüğünü fark etmeyi, onu parçalarına ayırmayı, yeniden birleştirmeyi… Güzellikleri de aksaklıkları da görmeyi. Hayatın içinden yalnızca geçip gidemiyorsunuz, her şeye dikkat kesiliyorsunuz. İstemeseniz de her şeyi görüyorsunuz.
Edebiyata yansıması nasıl oluyor?
Bütün bunlar bir anlatma iştahı yaratıyor içinizde. Edebiyat da mimarlık da insanı, yaşam alanlarını ve hikâyeleri merkezine alıyor. Mimar boş bir araziye bina tasarlar, yazar boş bir sayfaya hikâye kurar. İki meslek de denge, uyum, oran ve estetik kurallarına dayanır.
O vakit kurmacanın mimarisinden de söz edebiliriz!..
Yazarlık da bir bakıma edebiyat eserinde bir yapı inşa eder.
Ya yazının geometrisi?
Edebi kurgunun katı, zorunlu ve değişmez bir geometrisi yok; ancak pek çok usta yazar eserlerinde simetri, denge ve mimari bir yapı kullanır. Yazmak tasarlamanın biçimlerinden biri. Her ikisinde de hem teknik anlamda sağlam bir yapı kurmanız hem de estetik bir sanat eseri yaratmanız gerekiyor. Sadece güzel ama fonksiyon olarak yetersiz bir yapıyı kullanamadığınız gibi, sadece güzel ama kurgusu dağınık bir yazıdan da keyif alamazsınız. Her ikisinde de teknik ve estetik kol kola ilerler. Birinden birini eksik bıraktığınız zaman yapınız çöker. İlhamla, yaratıcılıkla, beyin fırtınasıyla başlarsınız, sonra ortaya çıkanı düzenler, sağlamlaştırırsınız. Ama bu sağlamlaştırma herkese başka bir şey ifade edebilir.
Mimarlıkla yıllar süren eş zamanlı yazarlık... Bunlar zaman içinde günlüklere, notlara dönüştü mü?
Hep disiplinli biri oldum. Mimarlık yaparken de öyleydim. Her gün sabah kalktığımda o gün neler yapacağımı bilirim. Günlük, haftalık, aylık, hatta yıllık programlar yaparım. Aklımdakileri yazmak küçüklükten gelen bir alışkanlık. Önceleri günlük tuttum, sonra bunlar “her şey defteri” adını verdiğim notlara dönüştü. Masamın üzerinde sürekli defterler bulunur. Yaptıklarım, yapacaklarım, telefon konuşmalarından aldığım notlar, hissettiklerim hep bunların........
