Arkadaş Mezarlığı
Mozart ile Salieri'nin hikâyesini bilirsiniz. Peter Shaffer'ın yazdığı, Türkiye'de de sahnelenen Amadeus oyununu ya da Miloš Forman'ın yönettiği Amadeus filmini seyretmişsinizdir. Bu hikâyenin tarihsel gerçekliği kuşkulu olsa da önemli bir insanlık gerçeğini anlattığı için bütün dünyanın ilgisini çekmiştir.
Antonio Salieri, yıllarca çok çalışarak Viyana Sarayı'nın en saygın bestecisi olmuştur. Disiplinli, ölçülü ve herkes tarafından takdir edilen bir müzisyendir. Yıllar sonra saray, genç Wolfgang Amadeus Mozart ile tanışır.
Salieri önce Mozart'ın dehasına hayran kalır. Ancak onu yakından tanıdıkça, Tanrı'nın bu olağanüstü yeteneği kendisine değil de kuralları umursamayan bu şımarık adama vermiş olmasına çok hayıflanır. Hayranlığı giderek kıskançlığa, kıskançlığı ise öfkeye, hatta nefrete dönüşür.
Mozart, Salieri'nin tam tersi bir kişiliktir. Kural tanımayan, çocukça, hatta kaba saba davranan genç bir müzisyendir. Ama müziği olağanüstüdür.
Salieri'nin aylarca uğraşarak yazabileceği bir besteyi Mozart, sanki hiç çaba harcamadan birkaç saat içinde yazabilmektedir. Zamanla Salieri, Mozart'ın her başarısını kendi başarısızlığının kanıtı gibi görmeye başlar. Mozart onun için başarılı bir meslektaş olmaktan çıkar; kendi değerini tehdit eden biri hâline gelir.
Bu hikâye gerçek mi bilmiyoruz ama günümüzde popüler anlatımda "Salieri kompleksi" mecazi olarak yaygın biçimde kullanılıyor.
Hatta Salieri'nin Mozart'ın ölümünden sorumlu olduğuna dair iddialar bile ortaya atılmıştır. Aleksandr Puşkin, 1830 yılında yazdığı Mozart ve Salieri adlı oyununda Salieri'yi kıskançlıktan cinayet işleyen bir karakter olarak gösterir. Peter Shaffer, 1979 tarihli Amadeus oyununda bu fikri çok daha derin bir psikolojik çatışmaya dönüştürür. 1984 yılında Miloš Forman'ın yönettiği Amadeus filmi de aynı kurguyu dünya çapında yaygınlaştırır ve Salieri-Mozart rekabetini tarihsel bir gerçekmiş gibi geniş kitlelerin........
