menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Zeytin ağaçları yere serilirken yapraklar ağlar

31 0
21.06.2026

BERGAMA’DAN SİYANÜR GÜNLÜKLERİ-29

Mahkeme salonları, kesilen ağaçlar, kapatılan yollar — Bergama'nın çevre mücadelesi 1994'ten itibaren farklı bir boyut kazanmıştı. 

Artık yalnızca köy meydanlarında değil, İzmir'in İdare Mahkemelerinde, Ankara'nın yüksek koridorlarında ve Anadolu'nun en eski zeytinliklerinin gölgesinde veriliyordu bu mücadele. 

Hukuk bir araç olarak devreye girmişti — köylüler haklarını yasalar çerçevesinde aradıkça, mücadelenin dili de genişliyordu

(Bergama köylüleri. Türk Bayrağı ellerinden hiç düşmedi.)

Türkiye’de siyanürlü altın madenciliği böyle bir siyasal iklimde Bergama’daki tesislerini çalıştırmaya uğraşıyor, Bergamalı çevreciler değişik eylemlerle yeri göğü inletiyordu. 

Ankara’daki iktidar kavgası tüm hızıyla sürerken ülke zehirli altın madenlerine kapılarını sonuna kadar açmaya hazırlanıyordu. 

Başı dışarda, kollarıyla Anadolu’yu sımsıkı sarmaya niyetli Siyanürcü Ahtapot, hangi siyasi partiden olursa olsun iktidara talip olan partileri bu zehirli altın işletmelerine ikna etmeye çalışıyordu.

Ama buna rağmen halkın tepkili sesine kulak veren siyasiler de vardı.

Bu ortamda siyanürcü Eurogold şirketi bazı devlet kademelerinden izin alıp Bergama’daki madeni çalıştırıyor, hukukçular açtıkları davalardaki itirazlarıyla mahkemelerden kapatma kararları alınmasını sağlıyordu.

“Ekolojik paradigma” dediğimiz; bilim, hukuk, toplumsal eylem, basın ve iletişim, siyaset, uluslararası ilişkilerle kamuoyu oluşturma çabalarıyla Bergama olayını duymayan kalmamış ülkede çok geniş bire kesim konudan etkilenmiş, dikkatini bu yöne çevirmişti.

Devletin bir kesimi ülkenin içinden çıkamadığı ekonomik krizleri ülke düzeyinde çıkarılacak altınla aşmayı umarken, bir kesimi de kamu yararını gözetmek ve olası felaketlere kapı açmamak için dikkatli davranıyordu.

Tabii ki emperyalizmin şirketleri ve onlarla iş birliği yapmaya pek hevesli yerli kişi ve kuruluşlar da siyanürlü altın pastasından pay kapmak için kapıda hazır bekliyordu.

Siyaset de konuyla yakından ilgileniyor, birçok duyarlı siyasetçi konuyu izliyordu.

CHP Milletvekilleri Kemal Anadol, Ali Rıza Bodur, Aydın Güven Gürkan, Veli Aksoy, Sabri Ergül bu konuda başı çekenlerdendi.

(Milletvekilleri Aydın Güven Gürkan ve Ali Rıza Bodur, Bergamalı Köy Muhtarlarını dinliyor. Ekim-1996)

Bunun üzerine Bergama Belediye Başkanı Sefa Taşkın ve 632 kişinin vekaletiyle Av. Senih Özay 8 Kasım 1994 tarihinde, bu madenle ilgili yasal işlemlerin durdurulması için İzmir İdare Mahkemesine üç ayrı dava açtı. (https://www.anayasa.gen.tr/law315-bergama.htm)

İptal isteminde; değerli (altın) madenin çıkarılması için şirket (Eurogold) tarafından siyanür kullanılmasının tehlikeleri, özellikle su tabakasının kirlenmesi, mahalli bitki ve hayvan kırımı belirtilen gerekçeler arasında idi. Ayrıca, bu türden bir işletme yönteminin insan sağlığı ve güvenliği için oluşturduğu tehlike de belirtilmişti.   (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı TAŞKIN VE DİĞERLERİ/Türkiye Davası. Dava No: 46117/99 Strasbourg 10 Kasım  2004)

Davanın görüldüğü ilk oturumda görüşlerini heyecanlı bir şekilde açıklayan Bergama Belediye Başkanı’na Duruşma Savcısı, “burası seçim meydanı değil”, diye müdahale etti. 

Bu tutum köylüler için hayra alamet değildi. 

Çevrecilerin canlarını korumak için mahkeme kapılarında hak aradığının farkında değildi savcı.

Mahkemeler demokrasilerin tapınakları değil miydi?

Başka nerde arayacaklardı haklarını sıradan insanlar?

(Bergamalılar İzmir 1.İdare Mahkemesi önünde.)

Bergamalılar çeşitli toplantı ve bilgilendirme etkinlikleriyle maden karşıtlığını pekiştirirken bir yandan da hukuki mücadeleyi sürdürüyordu.

Dava iki yıl kadar sürdü. Köprülerin altından çok sular aktı.

İzmir İdari Mahkemesi, 2 Nisan 1996 tarihinde, çevrecilerin tüm taleplerini reddetti.

Çevreciler hukuk mücadelesinde bu kararla yara almış ama direnişten vaz geçmemişlerdi. 

Bu ret kararının hemen ardından, köylülerin avukatları Temmuz / Ağustos 1996’da kararı temyiz ederek iptal edilmesi için dosyayı, Ankara’ya, Yüksek Mahkeme Danıştay’a taşıdı.

Ancak İzmir Mahkemesinin siyanürcüler lehine verdiği karar altıncıları daha da heveslendirmiş, zehirli yolda yürümelerinin daha da kolaylaşacağını düşünüyorlardı.

Nasıl olsa Danıştay’dan da onların lehine bir karar çıkardı.

Bu yüzden Ankara nezdindeki ikna çabalarını iyice yoğunlaştırdılar.

Siyaset de onlara yardımcı olacak kadar bulanıklaşmış, balık avlamak kolaylaşmıştı.

Ancak aynı siyaset, oy istediği halka karşı sorumluydu. Gerçekten halkın çıkarları doğrultusunda onlara yardımcı olanlar dışında, kimi siyasetçiler sorunlarla ilgilenmez ya da........

© 12punto