Odysseus'un yolculuğu-3. İnsanın sınandığı deniz
Son günlerde yeniden gündeme gelen Homeros’un Odysseia destanını, kısa anlatılarımız ve yorumlarımızla ele alacağımız dört yazılık dizinin üçüncüsünü dikkatinize sunuyoruz. Önceki yazılara “https://12punto.com.tr/yazarlar/sefa-taskin/odysseusun-yolculugu-1-151301”
https://12punto.com.tr/yazarlar/sefa-taskin/odysseusun-yolculugu-2eve-giden-yol-insandan-geciyordu-152047”
bağlantı adreslerinden ulaşabilirsiniz.
______________________________________________
İzmirli Homeros’un anlattığı Troya Savaşının kahramanlarından, Anadolu’nun parlak kenti Troya’nın Akhaların/Helenlerin eline hile ile düşmesini sağlayan zeki Odysseus’un serüveni devam ediyordu.
Eve dönüş yolunda, çalkantılı denizde.
Ya deniz tanrısı Poseidon’un öfkesi ya da kendi hataları, o zamanın tanrılarının da karıştığı bu yolculuğu zora sokmuştu.
Neredeydi, yurtları İthaka adasının evlerinin bacalarından tüten dumanlar!
Dev yapılı, insan yiyen Laistrygonların (Lestrigonların) ülkesinde karşılaştıkları korkunç saldırıdan sonra Odysseus’un (Odiseus’un) on iki gemisinden yalnızca biri kalmıştı.
(Félix Boisselier (1776-1811): Homeros liriyle şiirlerini söylüyor.)
Odysseus, dalgaları aştı, hayatta kalan adamlarıyla birlikte bu tek gemiyle Aiaia (Ayaya) Adası'na ulaştı.
Burada Kirke yaşıyordu.
Kirke, Güneş Tanrısı Helios’un kızı, büyüler ve şifalı otlar konusunda olağanüstü güçlere sahip bir tanrıçaydı.
Adada bacası tüten bir ev görünce Odysseus adamlarını keşfe gönderdi. Kendi kıyıda kaldı.
Eve varan yolcuları Kirke karşıladı. İçeri davet etti.
Konukseverlik geleneği gereğince yemek verdi, şarap sundu.
Verdiği içki büyülüydü. Ve değneğiyle konuklarını domuza çevirdi.
Başları, sesleri, kılları ve bedenleri domuz olmuştu.
Ama çok önemli bir şey değişmemişti:
Akılları hâlâ insandı.
Denizcilerle birlikte Kirke’nin evine giden, Odysseus’un yardımcısı Eurylokhos içeri girmemiş, yoldaşlarının domuza çevrildiğini görünce korkmuştu.
Kaçıp durumu Odysseus’a anlattı.
(John William Waterhouse, Kirke ve domuzlar. 1891)
Odysseus arkadaşlarını kurtarmak için Kirke’nin evine doğru yürüdü.
Yolda tanrıların habercisi Hermes karşısına çıktı.
Ona büyüden koruyacak moly bitkisini verdi.
Kirke’nin verdiği içkiyi içti ama büyüsü ona tesir etmedi.
Odysseus kılıcını çekip Kirke’nin üzerine yürüdü.
Sonunda, ortada gizemli bir durumun olduğunu sezen Kirke adamlarını yeniden insan biçimine döndürdü.
Odysseus ve arkadaşları Kirke’nin adasında bir yıl kaldı.
Artık Odysseus ve adamlarını adada tutan zorbalık değildi.
Rahatlık, bolluk ve haz, insanı yolundan alıkoymaya yetmişti.
Büyücü Kirke onlara iyi bakıyor, önlerine bolca yiyecek ve içecek koyuyordu.
Peki Kirke neden böyle davranıyordu?
Neden adasına gelen adamları hayvana dönüştürüyordu?
Neden sonradan tutumunu değiştirmiş, onlara aylarca konukseverlik göstermiş, hatta Odysseus’la günlerce birlikte yaşamış, ondan çocukları olmuştu?
Homeros, destanında bunların nedenini söylemez.
Kirke’nin daha önce gelen yabancılardan kötülük gördüğü ya da erkekleri cezalandırmak, aşağılamak için onları domuza dönüştürdüğü düşünülebilir.
Davranışını değiştirmesi ise Odysseus’un yoldaşlarını korumakta gösterdiği iradenin ve kararlılığın tanrısal olduğunu sezmiş olmasıdır belki.
Ne de olsa o da olağanüstü güçleri olan bir kadındı.
Homeros onu bize önce büyücü ve tehdit, sonra ev sahibi ve yol gösterici olarak gösterir.
Odysseia’da insanın karşısına çıkan herkes, ilk göründüğü kişi olarak kalmaz.
Değişir, değişebilir!
(John William Waterhouse, Kirke Odysseus’a içki sunuyor. 1891.)
Kirke macerasının en çarpıcı görüntüsü kuşkusuz insanların domuza dönüşmesidir.
Ama Homeros çok ilginç bir ayrıntı verir.
Bedenleri domuz olmuştur. Ama akılları ise insan olarak kalmıştır.
Beden hayvana dönüşüyor, insanın bilinci içeride kalıyordu.
İşte burada şu soru sorulabilir:
İnsanı insan yapan nedir?
Görünüşü mü? Bedeni mi? Yoksa aklı, hafızası ve kendisinin kim olduğunu bilmesi mi?
Üç bin yıl sonra bile aynı soru önümüzde duruyor:
İnsanı insan yapan bedeni midir, yoksa kim olduğunun bilincinde olması mı?
(Odysseus’un portresi. Johann Heinrich Wilhelm Tischbein. Galleria d’arte Paolo Antonacci. Roma)
Homeros, Odysseus’un Kirke serüveninde bize yine konukseverlik temasını anımsatır.
Kirke yabancıları güler yüzle sofrasına çağırır, ama yemeğine büyü katar.
Burada konukseverliğin görüntüsü bir tuzağın üzerini örter.
Demek ki bazen tehlikeyi anlamak için insanın nasıl karşılandığına değil, o sıcak karşılamanın ardında ne olduğuna bakmak gerekir.
Tehlikenin her zaman korkunç bir yüzü yoktur.
Arkadaşları Kirke’nin evine girerken, Eurylokhos’un kuşkulanıp onlara katılmaması tedbirli olmanın önemine işaret eder.
Bazen herkesin gittiği yere gitmemek korkaklık değildir.
Odysseus’a koşup olanları anlattıktan sonra Kirke’nin evinde domuza dönüşen yoldaşlarını kurtarmak için, korkup Odysseus’un yanında durmaması, onunla birlikte büyücünün evine gitmek istememesi de bir başka insanlık durumudur.
Tehlikeyi ilk gören kişi her zaman en cesur kişi değildir.
Ama en cesur görünen kişi de her zaman tehlikeyi ilk gören değildir.
İnsan topluluklarının bazen ikisine de ihtiyacı vardır:
İlerleyene de “dur” diyene de.
(Jean-Auguste-Dominique Ingres, Ulysses (Odysseus), 1827)
Sorunları çözmede her zaman aklını kullanan Odysseus’un kudretli büyücü Kirke karşısında tanrısal güç, Hermes’ten yardım alması Odysseus’un yolculuğuna başka bir gerçek ekler:
İnsan her şeyi tek başına başaramaz.
Bazen en akıllı insanın bile yardıma ihtiyacı vardır.
Önemli olan yardım almak değil, yardım geldiğinde onu kullanabilecek akla sahip olmaktır.
Sonunda Troya’nın yorgun savaşçılarının Kirke’nin adasındaki günleri doldu.
Bir gün adamları Odysseus’a neden hâlâ orada olduklarını hatırlattılar.
İthaka’ya, yurtlarına dönmeleri gerekiyordu. Amaçları oydu.
Kirke gitmelerine karşı çıkmadı.
Ama önce Odysseus’un gitmesi gereken korkunç bir yer vardı.
(Theodoor van Thulden'in Francesco Primaticcio'nun kompozisyonundan hareketle yaptığı 1632–33 tarihli “Odysseus Yeraltı Dünyasında” gravürün Yapay Zekâ ile renklendirilmiş hali)
Kirke’ye göre Odysseus İthaka’ya dönmeden önce Ölüler Ülkesi’ne uğramalıydı.
Ölüler Ülkesi'nin hükümdarı Hades'ti; baş tanrı Zeus'un ve denizlerin tanrısı Poseidon’un kardeşi.
Hades ölümün değil, ölülerin dünyasının tanrısıydı. Homeros bu diyarı doğrudan “Hades'in ülkesi”........
