İzmir'in ilk insanları-1
Başlangıçta ne vardı?
Bu yazı, İzmir'de son zamanlarda bulunan bize benzer insanların ilk izleri bağlamında insanlığın hikayesini anlatan üç bölümlük dizinin ilk yazısıdır. Dizinin devamı önümüzdeki haftalarda 12 Punto İnternet gazetesinde yayımlanacaktır.
Sık sık söyleriz. Unutmayız.
Mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi.
Mal mülk sahibi olmamak çıplak kalmak gibi gelir bize.
Öyle koşullandırılmışızdır soydan soya.
Ama üretim araçlarına sahip olamayız.
Onların çok güçlü sahibi var.
Yeni Emperyalizm dünyanın sahibi.
Tekno feodaller birer içerik üreticisi olan bizlerin sahibi.
Digi kapitalistler emeğimizin sahibi.
Tabii ki bu durum çok çok eskilerde böyle değildi.
Kimse hiçbir şeyin sahibi değildi.
İhtiyacı kadar avlıyor, topluyordu insan. Fazlasını ya da birlikte toplayıp avladıklarını paylaşıyordu.
Güvende yaşamak için biriktirmeyi belki istiyorlardı ama biriktirmek için henüz kap kacak yapmayı bilmiyorlardı.
Zamanla alet yaptı, yaptıklarını geliştirdi, oluşturduğu üretici güçlere uyan üretim ilişkileri kurdu insan.
Yürüdü, yürüdü, yürüdü, bu günlere geldi.
Bu yürüyüşe nasıl başladığını uzun yıllar bilemedi insanlık.
Birçok canlıda olmayan akıl neden, nasıl onda vardı?
Yaşadığı ortama göre bunlara ilahi yanıtlar aradı!
Zamanla, evrim dediğimiz süreçte akıl dediğimiz yeteneğe sahip oldu.
Çok eski ve uzun karanlık zamanı araştıra araştıra, bilim dediği bilgi dağarcığını arttıra artıra, öğrendiklerinden yaptığı çıkarsamaları birbirine bağlayıp sonuçlar çıkararak bilinmeyeni bilmeye, karanlığı dağıtmaya başladı.
Değişimin evrenin temel kuralı olduğunu ta 2500 yıl önceden, Efesli Heraklitos’tan beri biliyordu insan.
Bilim adamları insanın varlığını, değişimini, çok güçlü dayanakları olan evrimle açıklayabiliyor artık.
Bu yöndeki yeni bulgular her gün yeni ufuklar açıyor.
Bugün biz, bize benzeyen ilk insanların nasıl ortaya çıktığını, nasıl yayıldığın, bu topraklara, Anadolu’ya kadar nasıl geldiğini konuşacağız.
Geçenlerde İzmir çevresinde bulunan izlerden esin alarak.
Peki kimdi bu İzmir’in İlk insanları?
En, en başlangıçta ne vardı?
Beki bu, kendimizi, çevremizi, toplumumuzu daha iyi anlamaya yardımcı olur!
(Afrika’nın doğusunda Rift vadisi ve ilk insanımsılar)
Tabii ki bu konularda henüz tam bir kesinlik yok. Bilgilerin çoğu gerçeği anlamak için üretilmiş, güçlü kanıtlara dayanan akılcı hipotezler.
Zaman o kadar uzak, o kadar karanlık ki!
Günümüz bilim adamlarının, sınırlı da olsa ele geçen bulgular üzerinde yaptıkları çıkarsamalara göre, insanlığın serüveni yaklaşık 7-5 milyon yıl önce Orta Batı Afrika’da, bugün Etiyopya, eskiden Habeşistan dediğimiz topraklarda ve çevresinde başladı.
(İnsan/İnsanımsıların dünyaya yayılışı)
O zamanlar şempanzelerle insanların ortak atası olan bir varlık, benzerleri ve birçok canlı türüyle birlikte geniş ormanlarda yaşıyordu. Orman yurtlarıydı.
Kendi hallerinde, kendi çevre koşullarında yaşamlarını sürdürüyorlardı.
O yıllarda Afrika'da büyük bir iklim değişimi yaşandı.
Bunun nedeni iki büyük yer tabakasının, Batı Afrika ile Hint yarımadasına bakan Somoli kütlelerin birbirinden ayrılması, bu tektonik hareketin sonucuydu.
Bu ayrışmanın günümüzde de çok yavaş sürdüğünü bildiriyor bilim insanları.
Bölgede volkanik hareketliğin çok olması, yanardağlardan fışkıran küllerin canlıları ya da ölenleri örterek tümüyle yok olmasını önlemesi, böylece fosil dediğimiz kalıntıların, o zamanki canlıların izlerinin milyon sene öncesinden günümüze kalmasına neden oldu. Bu bölgede fosil çoktu.
Bu ayrılışın, oluşan dev yarığın ortaya çıkma sürecinde, 5-7 milyon yıl önce, güneyden kuzeye 6000 km uzunluğundaki Rift adı verilen bir vadi oluştu.
Bu yeni oluşum Afrika'nın bu çevrede iklimini değiştirdi.
Batı Afrika yağmur ormanına, Doğu Afrika kuru savana/bozkıra dönüştü.
Bu iklim değişimi atalarımızı ağaçtan yere indiren temel etkenlerden biri olarak görülüyor. Şempanzelerle insanların ortak atası olan varlıktı bu.
Bu sarsıcı ortamda ormanlar kuruyunca savana denilen seyrek ağaçlı alanlar genişledi. Ağaçlık alanda yaşayan “insan ile şempanzelerin ortak atası” ayrıştı.
Şempanzeler ve benzerleri ormanda tutunurken, diğer kol varlığını sürdürmek için bu açık araziye uyum sağlamak zorundaydı.
Yerde dik yürümek, ufku görmek, elleri serbest bırakmak, değişim bu baskıdan doğdu.
Diğer kol şempanze kendi ortamında zaten başarılıydı. Orman ona her şeyi veriyordu. Evrimsel baskı yoktu. Değişmek zorunda kalmadı. Hala oralarda yaşıyor.
Ormanın koruyucu ortamının dışında, açık alanda kalanlar ise soyunu devam ettirmek için zorlandı ve bu zorlanış insanlığa giden yolu açtı.
Bu değişim ve dönüşüme genel olarak “evrim” diyoruz.
Evrimi, canlı türlerinin nesiller boyunca çevreye uyum sağlayarak kalıtsal değişiklikler geçirmesi ve bu değişiklikler aracılığıyla zaman içinde dönüşmesi ya da yeni türlere ayrışması süreci olarak anlıyoruz.
Canlıların değişen çevre koşullarında hayatta kalmasını ve çoğalmasını sağlayan temel mekanizma olarak görüyoruz evrimi. Olmasa tüm yaşam ilk tek hücreli formda kalırdı.
Bu bağlamda Anadolu’nun ilk insanlarını İzmir’de ararken insanın evrimini dikkatle izleyeceğiz.
(İnsanımsılar/Homininler göç yolunda)
Bu konudaki güçlü ama tartışmalı teorilere göre “insanın atası” dik yürüyüp elleri serbest kalınca alet yapmak, yiyecek toplamak kolaylaştı.
İki ayakla yürürken daha az enerji harcanıyordu, dik durunca güneşe daha az beden yüzeyi maruz kalıyor, açık alan sıcağında hayatta kalmak kolaylaşıyordu. Uzak mesafeler gözetlenebiliyor, açık arazide tehlike önceden fark edilebiliyordu.
Eller serbest kalınca beyin büyüdü: Dik yürüyüşle eller özgür kılınca alet yapımı başlandı. Alet yapımı karmaşık düşünce gerektiriyordu. Karmaşık düşünce beyni büyüttü. Büyüyen beyin daha karmaşık aletler yaptı. Böylece kendi kendini besleyen bir döngü oluştu.
Büyüyen beyin sosyal grupları karmaşıklaştırdı. Karmaşık sosyal yaşam iletişimi geliştirdi. İletişim dili doğurdu. Dil beyni daha da büyüttü.
İnsan evrimi bir üstünlük hikâyesi değil, bir zorunluluk hikâyesidir.
Atalarımız daha iyi oldukları için değil, başka seçenekleri kalmadığı için değişti.
(Lucy’nin iskeleti- Etiyopya-Addis Ababa'daki Ulusal Müze'de. Aslı genellikle depoda korunuyor. Resimdeki sergilenen kopyası)
İnsanlığın evriminin ilk arkeolojik kanıtı Etiyopya’nın Afar bölgesinde Hadar vadisinde 30 Kasım 1974’de bulundu.
Kazıdan çıkarılan varlık kalıntıları bir iskeletin @’ydı.
Yaklaşık 3.2 milyon yıl önceye tarihlendi.
Yapılan incelemelerde yaratığın şempanzeye benzediği, ancak dik yürüdüğü anlaşıldı. Bu çok önemli bir farklılıktı.
Beyin hacminin şempanzeninkine yakın, 400 cm3 olduğu saptandı. Normal bir insanın beyin hacmi 1350 cm3’tür.
Arkeologlar o gece kazı kamplarında buluşları için kutlama yaparken teypte Beatles'ın "Lucy in the Sky with Diamonds" şarkısı çalıyordu. Bundan ötürü bulunan insansı varlığa (hominin) “Lucy” adını taktılar.
4 milyon yıl önce yaşadığı anlaşılan Lucy’nin varlığını 2 milyon yıl öncesine kadar sürdürdüğü düşünülüyor.
Lucy’nin fosili bugün Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa'daki Ulusal Müzede sergileniyor.
Bilim insanları Lucy’ye “Australopithecus afarensis” (güneyde, Afar bölgesinde bulunmuş insanımsı) diyor.
Etiyopyalılar ilk insansı varlığın, Lucy’nin kendi ülkelerinde yaşamış olmasından büyük onur duyuyor.
Lucy'nin hikâyesi burada bitmiyordu. Evrim durmuş değildi. Aksine, milyonlarca yıl boyunca yavaş ama kararlı biçimde ilerlemeye devam ediyordu.
(Homo Habilis. Soldaki SOMSO rekonstrüksiyon yöntemiyle yapılmış replika, sağdaki OH24/Twiggy denilen bulunduğunda ağır hasarlı olup birleştirilen model)
Lucy’den daha önce, 1960 yılında, yine Orta Afrika’da Tanzanya'daki Olduvai Vadisinde keşfedilen bir başka insansı varlığın fosilinden de çok ilginç bilgiler edinildi. Onun yaşı 2.4 milyon öncesiydi.
Yaşı Lucy’den zamanımıza daha yakındı.
Fosilin yanında yontma taş aletleri ve hayvan kemikleri bulundu.
Demek alet yapıyor, et........
