Kapitalist devletin tarafsızlığı meselesi
Bilindiği üzere, devlet teorisi irdelenirken, çoğunluğun oyu ile iktidarı almış ve genel eğilim olarak halkın yararına kamusal yönetimi sürdürdüğü düşünülen siyasi yapı, artık geçmişte Hobbes’in ileri sürdüğü gibi Leviathan, yani bir canavar olarak değil, kutsal bir yapı olarak algılanır.
Eski görüşün başat bazı ülkelerdeki anlayışa göre, devleti temsil eden siyasi yönetime karşı çıkış adeta Allah’a karşı çıkış olarak algılanabilir ve şiddetle cezalandırılabilirdi. Ancak ulus devlet inşası ve özellikle de sosyal devlet politikalarının yaygın alan bulduğu İkinci Savaş ertesi Avrupa toplumlarında oluşan burjuva devlet yapılarında bu tür anlayışlar zayıflamış, hatta tümüyle sahneden kalkmıştır. Günümüz koşullarında yaygın uygulama alanı bulan burjuva toplumsal yapı ve burjuva devlet yapıları kısmen kutsallığını koruyor olmakla beraber, artık bu kutsal görevin hedefi, maalesef, halk değil güçlü sermaye kesimi olmaktadır.
Zaten, toplum da, devlet yapılanması da “burjuva” sıfatını böylesi yapılanmadan almaktadır. Bu yazının konusunu oluşturan sistem ise, Avrupa tipi burjuva devlet yapılanmasından da farklı olan bir sui generis uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır.
Cumhurbaşkanı ve parti başkanı şapkaları taşıyan bir kişinin vatandaşlara karşı sosyal ve ekonomik alanda tarafsızlık ilkesini koruyabilmesi için ya mutlak piyasa kurallarına sadık kalması ya da piyasa kurallarından saptığı durumda herkese ve her kesime eşit davranış sergilemesi asgari kural olmalıdır. Şöyle ki, piyasa kurallarına göre emek ve sermaye üretim faktörü olarak piyasa koşullarına göre üretime katkıda bulunur ve kapitalist sisteme göre de, bağlı olduğu sınıfına göre, ya sömürüye muhatap olurlar, ya da sömürürler. Bu sistemde işsizlik de boğaz tokluğuna çalışmak da vardır, buna karşın aşırı kâr da zarar da vardır.
Kapitalist sistem sömürüye dayanır ve bu sistemde kalındığı sürece piyasa ortamında herkes bu koşullara razı olmak durumundadır. Hatırlanacağı üzere, özelleştirmeler döneminde özelleştirme politikası lehine ileri sürülen savunmalarda, kamu işletmelerinin arkasında devletin olduğu, bu nedenle özel işletmeler gibi riskle karşı karşıya bulunmadığı, söz konusu kuruluşlarının zararlarını karşılamaya yönelik devlet desteğinin ise vatandaşların vergileriyle sağlandığı savları ileri sürülmüştü.
Bu savı hatırımızda tutarak, devletin özel kesime sağladığı vergi avantajlarını, bedava veya ucuz girdi sağlama mekanizmasını, arsa ya da........
