Yaşanabilir 'Ücretli'
Türkiye’de ücret meselesini yalnızca “asgari ücret ne kadar olmalı?” sorusuna indirgemek, içinde bulunduğumuz ekonomik düzenin asıl sorununu görmemektir. Bugün tartışmamız gereken mesele, yalnızca ücretin miktarı değil; emeğin gerçek değerinin ne kadarının kayıt altına alındığı, çalışanın sosyal güvenlik hakkının nasıl korunduğu ve devletin ücret üzerinden nasıl bir mali düzen kurduğudur.
Resmî veriler, özel sektörde çalışanların yaklaşık yüzde 40 civarının asgari ücret düzeyinde ücret aldığını göstermektedir. Ancak sahadaki gerçekliğe baktığımızda, özel teşebbüste çalışan insanların gerçek anlamda asgari ücretle çalıştırılan bölümünün bunun çok daha altında, yaklaşık yüzde 10’lar seviyesinde olduğu görülmektedir. Aradaki büyük fark, Türkiye’nin ücret politikasındaki en önemli yapısal sorunlardan birine işaret etmektedir: Ücretin bir kısmı kayıt dışı bırakılmakta, çalışan asgari ücret üzerinden sigortalı gösterilirken gerçek kazancı farklı bir rakam olmaktadır.
Bu durum ilk bakışta yalnızca işveren ile çalışan arasındaki bir mesele gibi görülebilir. Oysa değildir. Bu sistemden uzun vadede devlet de kaybetmekte, çalışan da kaybetmektedir.
Çalışan gerçek ücretinin tamamı üzerinden sigortalı olduğunda bugün daha fazla prim ödeyecek gibi görünür. Fakat yarın daha yüksek emekli aylığı alacak, işsizlik sigortası hakkı güçlenecek, kıdem ve diğer sosyal güvenlik hakları gerçek kazancı üzerinden şekillenecektir. Devlet ise daha fazla prim ve vergi geliri elde edecektir. Buna karşılık ücretin asgari ücret üzerinden gösterilip kalan kısmının kayıt dışında bırakılması; vergi ve prim kaybı oluşturduğu gibi, gelecekte milyonlarca insanın düşük emekli aylığına mahkûm edilmesine de yol açmaktadır.
Bugünün düşük bildirilen ücreti, yarının düşük emekli aylığıdır.
Bu nedenle ücret meselesini yalnızca bugünün geçim şartları üzerinden........
