Yeni normalimiz savaş: Panzehiri sandık mı?
Kitabın orta yerinden soralım: Savaş sandıkla engellenebilir mi?
Bir başka ifadeyle: Sandık veya seçim, savaşın tek panzehiri midir? Bir panzehir midir, yoksa basit bir ağrı kesici veya aspirin mi?
Yanıtını aramadığımız bu soruya sonra döneceğiz.
Bir kere, şu var: İran’ın, saldırgan ABD ve İsrail ile, bırakın barışı, bir ateşkes sürecine bile girdiğine kimse inanmıyor. Avrupa’da su başlarını tutanlar, ağızlarından ne çıkarsa çıksın, İran ve Gazze’de kanın durmasının planlarını bozacağından eminler. Fakat Batı dünyasındaki toplumsal basıncın denetimden çıkmasından da korkuyorlar. Bir yeni faşizmin sinyalleri ortada. Dolayısıyla inanmayanlar haklıdır. Silahların ve katliamların üç-beş gün ara verilmesine umut bağlamak, safdillikle özdeş.
Bölge yanıyor. Yakacaklar. Yakacakları bölgenin kilit ülkesi Türkiye; bunun böyle olduğunu hep söylüyoruz. İran-Türkiye hattını kıramayan Pax Americana, ki ahı gitmiş vahı kalmış görünüyor, son nefesini burada verir. Kendisi kırılır yani. Bu nedenle yakıp yıkmaya ara veremezler. Bu nedenle çok tehlikeliler.
Demek ki, yeni normalimiz savaştır.
Bunun çok iddialı ve yaratıcı bir bulgu olduğunu iddia edemeyiz. Sonuçta gören ve yazan çoktur.
Nedense Türkiye’nin komşularında ve yakın çevresinde habire savaş üzerine savaş patlıyor. O kadar öyle ki, insanın “1914’ten beri uğraşıyorsunuz, hâlâ bu coğrafyayı paylaşamadınız mı?” diye sorası geliyor.
Kimlerin bir paylaşım savaşı içinde olduğu, herhalde açıktır.
Türkiye hep el ve sermaye değiştiren, bu anlamda paylaşıma açılmış toprakların yakınında ve gözlerin kendi üzerinde olduğunu anlamayan iktidarlarla muhalefetlerin elinde adım adım bir felakete yürüyor. Yürütülüyor, demek daha doğru.
TEHLİKE, FELAKETE DÖNÜŞTÜ
O zaman da, İlhan Selçuk’un bu dünyaya veda etmeden önce Cumhuriyet’teki son büyük kampanyası aklımıza geliyor: “Tehlikenin farkında mısınız?”
Tehlikeyi aştık artık, felaketin içindeyiz.
Yeni normalimiz felaketler.
Yeni normalimiz savaş.
Adını ve doğum tarihini de........
