menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Peynir artık fare kapanında değil

26 0
28.09.2026

Boyutu tahminen 20 milyar doları bulan büyük bir fon skandalını yaşıyor ve tartışıyoruz. Kim suçlu, kim dolandırıcı, kim ne kadar para götürdü? Bunlar savcılığın, mahkemelerin işi.

Spekülasyon yapanlar, dolandırıcılık yapanlar, nüfuz ticareti yoluyla haksız kazanç elde edenler cezalandırılmalı, haksız elde edilen servetler de son kuruşuna kadar geri alınmalıdır. Bunu tartışmıyorum bile.

Olayın diğer iki ayağının da enine boyuna tartışılması gerektiğini düşünüyorum: İzlemek ve denetlemekle görevli kamu kurumları ile yatırımcı davranışları...

Türkiye'de tasarruf sahiplerinin başına gelenler genellikle 1980'lerin Banker Krizi örnek verilerek anlatılır. Ama hikâye daha da geriye gider.

1960'ların sonunda Hastaş, “Halk Sektörü” sloganıyla on binlerce küçük tasarruf sahibinden para topladı. Sorunlar 1970'lerde ortaya çıktı. Sermaye piyasasını düzenleyecek bir kanun ihtiyacı ciddi biçimde gündeme geldi. Ama Türkiye yaklaşık on yıl bu yasayı çıkaramadı. 

1977'de bir soru önergesi üzerine, Ticaret Bakanlığı, şirketin kuruluş amacını ne ölçüde gerçekleştirdiğini “izlemediğini” TBMM'ye itiraf ediyordu. Hastaş 55 bin ortağa ulaşmıştı. İhtiyaç duyulan Sermaye Piyasası Kanunu 1981 yılında çıktı, 1982 başında yürürlüğe girdi, Hastaş'ın tasfiyesi istendi.

Ama daha kanunun mürekkebi kurumadan Banker Krizi patladı.

Bankerler, bankaların mevduat sertifikalarını alıyor, bunları güvence gösterip çok daha yüksek faizlerle halka satıyorlardı. Bankalar bundan rahatsız oldu. İzmir Çeşme Altınyunus Oteli'nde Bankalar Birliği toplantısı yapıldı. O toplantıyı da izlemiştim. Bankerlerin banka mevduat sertifikası satması yasaklandı. Sisteme yeni para girişi kesilince bankerler battı, yüz binlerce insanın tasarrufu gitti.

Aradan yıllar geçti. Devlet de ders almadı, yatırımcı da... Titan çıktı. Piramit sistemleri çıktı. Kripto vurgunları çıktı. Çiftlik Bank çıktı.

YATIRIMCILARIN ALMASI GEREKEN DERS

Daha üç yıl önce Seçil Erzan olayı patladı. O günlerde 12 Punto'da “Mesafe kısa, peynir büyük” başlıklı bir yazı yazmıştım. DenizBank'ın kendi müfettişlerinin hazırladığı raporda, fona para yatıran futbolcular için çok çarpıcı bir ifade vardı:

“46 günde dolar bazında yüzde 253 getiri vaadine inanılması, üstelik paraların elden ve üçüncü kişiler üzerinden verilmesi, ortalama zekâya sahip herhangi bir kişiden beklenmeyecek bir davranıştır.”

Kibar yazmışlar: Banka müfettişleri paralarını kaptıranlara düpedüz “geri zekâlı” diyordu. Paranı kaptırdığına mı yanarsın, banka müfettişleri tarafından kamuoyu önünde aşağılandığına mı?

Ben de o yazıda çocukluğumuzun Tom & Jerry çizgi filmlerinden öğrendiğimiz basit bir hayat kuralını hatırlatmıştım:

Mesafe kısa, peynir büyükse ucunda mutlaka kapan vardır.

Gem vurulamayan kazanç hırsı, dolandırıcılar için mükemmel bir pazar oluşturur.

İnsan davranışı pek değişmiyor. Birileri çok para kazanıyor. Onu gören başkaları geliyor. İlk girenlerin........

© 12punto