menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çin bu ütopyanın neresinde?

25 0
20.09.2026

Geçen hafta “Yapay zekâ, dijital faşizm ve ütopik komünizm üzerine bir deneme” başlıklı yazıda, insanlığın yeni ve çok büyük bir teknolojik devrimin henüz başında olduğunu anlatmaya çalışmıştım.

Yapay zekâ ve robot teknolojisi, Sanayi Devrimi gibi üretim biçimlerini, sınıfları, gelir ve servetin bölüşümünü, toplumsal yapıları, devletleri ve kapitalizmin kendisini değiştirebilecek bir kapasiteye sahip. Üstelik bütün bunlar, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan dünya düzeninin sarsıldığı bir dönemde yaşanıyor.

Önümüzde birbirinin tam karşıtı iki ihtimal var.

Yapay zekâ ve robotların yarattığı muazzam ekonomik güç birkaç şirketin veya küçük bir azınlığın elinde toplanırsa dijital feodalizme, oradan da dijital faşizme giden bir dünyanın kapısı açılabilir.

Ama aynı teknolojik devrim, insanların temel ihtiyaçlarının karşılandığı, çalışmanın bir hayatta kalma zorunluluğu olmaktan çıktığı ve yapay zekâ ile robotların yarattığı bolluğun toplumun tamamıyla paylaşıldığı başka bir dünyanın da kapısını açabilir.

Ben buna, biraz da kavramı zorlayarak, “ütopik komünizm” demiştim.

Madem yapay zekâ üzerine deneme yazıları yazıyoruz... Şimdi sorum şu:

Çin bu ütopyanın neresinde?

Çin'i çok iyi bilen bir dostum yıllar önce şöyle yazmıştı: “Çin'e bir haftalığına giden biri döndüğünde Çin hakkında kitap yazabileceğini düşünür. Üç-dört ay Çin'de kalan biri ise Çin hakkında ancak bir makale yazabileceğini fark eder. Çin'i gerçekten anlatabilmek için orada uzun süre yaşamak, Çin kültürünü ve Çin insanını anlamak gerekir.”

Ben Çin'e hiç gitmedim. Dolayısıyla “Çin budur” diye kesin hükümler vermek niyetinde değilim. Ama iktisatçılar istatistiklere bakarak da yazar, çizer, konuşur. Rakamlara baktığımızda son kırk yılın en büyük ekonomik ve toplumsal dönüşümlerinden biriyle karşılaşıyoruz.

Dünya Bankası'na göre Çin'de son kırk yılda yaklaşık 800 milyon insan aşırı yoksulluktan çıktı. Bu, bugünkü Çin nüfusunun yaklaşık yüzde 60'ına denk geliyor. Üstelik aynı dönemde dünyada aşırı yoksulluktan çıkan insanların yaklaşık dörtte üçü Çin'deydi.

1980'de Çin dünya hasılasının yaklaşık yüzde 3'ünü üretiyordu. Bugün yaklaşık yüzde 17'sini üretiyor ve ABD'den sonra en büyük ikinci ekonomi.

Çin'in muazzam üretim artışının etkileri yalnız kendi sınırları içinde kalmadı. Dünyaya büyük miktarda ve düşük maliyetle mal sunması, özellikle 2000'li yıllardan itibaren Batı ülkelerindeki enflasyon üzerinde de önemli bir baskı oluşturdu. Bu konuyu daha önce “Trump atıp tutuyor ama ya Çin olmasaydı…” başlıklı yazımda tartışmıştım.(1)

Bizim tartışmamız açısından ilginç olan bundan sonrası.

KOMÜNİZM Mİ, KAPİTALİZM Mİ?

Siyasal sisteme baktığınızda karşınızda Çin Komünist Partisi'nin iktidar tekelini elinde tuttuğu tek partili bir sosyalist devlet var. Peki ekonomiye baktığınızda?

Özel mülkiyet var. Milyonlarca özel şirket var. Borsa var. Dolar milyarderleri var. Yabancı sermaye var. Kâr var;Marx'ın deyimiyle artı değer ve sermaye birikimi var.

Çin'in resmi verilerine göre özel sektör bugün ülke GSYH'sinin yüzde 60'tan fazlasını, teknolojik yeniliklerin yüzde 70'ten fazlasını ve kentlerdeki istihdamın yüzde 80'den fazlasını sağlıyor. (2)

Peki buna hâlâ klasik anlamda komünist ekonomi diyebilir miyiz?

Özel sektör GSYH’nin yüzde 60’tan fazlası ama devlet de oturup piyasayı seyretmiyor. Bankacılıkta, enerjide, altyapıda, savunmada ve stratejik sektörlerde çok güçlü. Yatırımların ve teknolojik gelişmenin yönünü belirliyor.Ayrıca şunu da vurgulamalıyım.Çin'deki özel sektörün yapısı Batı'dakinden biraz farklı. Birçok büyük özel şirketin içinde, Çin Komünist Partisi'nin temsilcileri bulunur ve stratejik olarak devletle uyumlu hareket etmek zorundadırlar.

Ortaya klasik kapitalizme de Sovyetler Birliği'nin merkezi planlamasına da tam olarak benzemeyen bir yapı çıkıyor. Bu model birçok iktisatçı tarafından “devlet kapitalizmi” olarak tanımlanıyor.

PROLETARYASIZ PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ MÜ?

Marksist teoride sosyalizme geçişin siyasal mekanizması proletarya diktatörlüğüydü. Çin Halk Cumhuriyeti de 1949'da işçiler ve köylüler adına yapılan bir devrim sonucunda kuruldu.Yapay zekâ ve robot teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte, Çin’de ortaya çıkan bir çelişki ilgimi çekmeye başladı.

2024 yılında dünyada fabrikalara yaklaşık 542 bin yeni endüstriyel robot kuruldu. Bunların 295 bini Çin'de.Dünyada fabrikalarda kurulan her 100 yeni robotun 54’ü Çin’e gitti. Çin fabrikalarında çalışan endüstriyel robotların toplam sayısı da iki milyonu geçmiş durumda.

Ortaya tarihin hoş bir ironisi çıkıyor:

Proletarya adına kurulan Çin Halk Cumhuriyeti, bugün proletaryaya giderek daha az........

© 12punto