menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Belki soğukta, belki uzakta

6 0
16.07.2026

“Silivri soğuktur!” Bazen bir tehdit, çoğu zaman bir endişe ifadesi olarak sık duyduk.

Soğukluğu bir kaygı sorunu olmalı mı ayrı bir tartışma konusu ama Silivri hâlâ soğuk olmalı. Orada öylece duruyor. Oysa bu sözü eskisi kadar duymuyoruz. Çünkü artık tehdit yok. Kimi süreklilik halleri nedeniyle endişe dile bile gelemiyor.

Halkımızın bir kesiminin... çok sınırlı bir kesiminin... sürekli aynı kesiminin... sanki, bugün neyden rahatsız olsak, diye tam gün mesai yaptığı izlenimi verilen bir kesiminin... sanki genelde olaylar olup bittikten sonra duygusu kendilerine “hissettirilen” bir kesiminin... bir şeylerden incindiğinin ifade edilmesi yetiyor.

Bu, ifade edilebiliyor! Çünkü ifade özgürlüğü var! İncinme makamının, adalet terazisinin diğer kefesinde o gün hangi ölçü birimine ihtiyaç duyduğuna göre değişen seviyede.

“Fizan uzaktır!” Bundan yüz küsur yıl önce böyle bir söz var görünmüyor.

Fizan vardı, var. Bugün Libya’nın çöl kısmındaki bölgesi. Uzaktı, o günün koşullarında çok daha uzak. II. Abdülhamid’in sürgün yerlerinden biriydi. Muhaliflerini gönderdiği.

Fizan uzaktı. Jön Türkler’in İmparatorluk içerisinde farklı etnik, dinsel, mezhepsel farklara sahip insanların anayasal düzende eşit bir biçimde yaşaması arzusu ise güçlü. Anayasal düzeyde de olsa, eşit... Tartışmasız ilericiydiler.

Koca bir memleketle ilgili kararlar bir kişiye, padişahın iki dudağının arasından çıkacak söze bağlı olmamalıydı. Farklı düşünceler ifade edilebilmeliydi. Tartışılabilmeliydi ki ortak akla ulaşılabilsin. Bunun için meşveret, dediler; meclis, dediler. 

İlk sayılabilecek Osmanlı gazetelerini bu niyetle çıkardılar. Düşüncelerini yaymak, tartışmak niyetiyle. 

Batılı edebi türlerin ilk örnekleri bu dönemde verildi. Romanlar örneğin. Gazetelerde parça parça yayınlanıyor, bazısı, Osmanlı insanına, yaşadığı dünyadan başka dünyalar olduğunu da gösteriyordu. Çoğunlukla Batı dünyasından. Yazarlarının hayal edebildiği ölçüde. 

Namık Kemal “Vatan yahut Silistre”yi bir de tiyatro eseri yazmış olmak için, ileride ders kitaplarında adı anılsın diye yazmadı. “Vatan” yeni bir kavramdı ve düşüncelerini kitlelere ulaştırmayı mümkün kılacak bütün yollar deneniyordu. 

İlk Jön Türk kuşağı 1876’da yeni sultan II. Abdülhamid’e bir anayasayı, Kanun-i Esasi’yi, ilan ettirmeyi başardı. Anayasa demek aynı zamanda Meclis’in açılması anlamına da geliyordu. 

Herkes oy veremiyordu........

© 12punto