menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aynı otobüsteyiz

15 0
28.01.2026

Aynı otobüsteyiz. Denk geldi, yanımdaki boş koltuğa oturdu. Üç beş kelam ettikten sonra, sinsi bir gülümsemeyle, karşımızda bize dönük oturan adamı gizlice işaret etti.

Adam elli yaşına yakın, çok yeni görünmeyen ama özenle seçilmiş kıyafeti içinde kalıplı, dinç görünen birisi. Ama uçlarından aşağı doğru sarkan gür, bakımlı bıyıkları dikkat çekiyor. Arkadaşım bıyıklar üzerinden bir konu açacak, belli. Ancak adamın bakış açısından kurtulamadığı için birkaç teşebbüsüne rağmen konuşmaya cesaret bulamıyor. “Sağcı” diyebiliyor sadece, elini ağzına siper ederek.

Adam sağcı olarak tanımlanmayı ne kadar sahiplenir bilmem ama sorsam öncelikle “ülkücüyüm” diyeceğine kalıbımı basarım. Bıyıkları, estetik bir tercihten çok, bir simge gibi duruyor. İlk bakışta “kurucu önder” konusunda ne düşündüğünü kestirmek çok zor. Ama artık büyüklerimizin bir bildiği vardır demediğini tahmin ediyorum.

Arkadaşım birkaç dakika sonra bu kez koridorun sağında oturan genç bir kadına işaret ederek, aynı gizlilikle, “solcu” diyor.

Görüş açımıza denk düştüğü kadarıyla kadına bakıyorum, boynunda küçük bir yıldız dövmesi görüyorum. Kulağında, dövmesine işaret edercesine, ucunda ok bulunan uzunca bir zincir; bir çift de manşet var. Bir süredir boyatamadığı anlaşılan saçlarına boncuklu kırmızı bir ip takmış. Arka koltuğunda oturan adamın sesine yönelirken burnundaki hızmayı fark ediyorum.

Adam, “kızım suyu versene” diyor. Besmele çekip, kadının verdiği sudan birkaç yudum aldıktan sonra yanındakine öğretmen olan kızının altıncı senesinde, çok şükür sistem değişmeden atandığını anlatıyor. Oruç adağı varmış. “Allah’tan başka sığınacak kimsemiz kalmadı” diye devam ediyor.

***

İdris Küçükömer’e ait olmamasına rağmen ona atfedilen ve çokça dillendirilen bir ifade var: “Türkiye’de sağ, soldur; sol da sağ”.

Sağ ve sol kavramları siyasal dilimize büyük ölçüde 1960’larda girdi. Küçükömer’in de üyesi olduğu, işçi sınıfı öncülüğünde, emekçilerle ve aydınlarla yasal yoldan sosyalizme ulaşmayı hedefleyen TİP, sol idi. CHP ise, Bülent Ecevit partide henüz ikinci adam bile değilken, kendisini ilk defa siyasal yelpazede bir yere konumlandırdı: Ortanın Solu.

Doğan Avcıoğlu önderliğinde geniş bir okur kitlesi yaratan Yön dergisi, sosyalistti. Sosyalizmi, Kemalizm’in doğal bir uzantısı olarak görüyor; ancak Türkiye’de sosyalist mücadeleden önce emperyalizme karşı bir “İkinci Millî Kurtuluş Savaşı” verilmesi gerektiğini düşünüyordu. Bu mücadelede yer alacak bağımsızlık ruhuna sahip “sivil-asker aydın kesimin”, “milliyetçi devrimcilerin” önemli bir kısmı ilgi gösterdiği için, TİP kadar CHP’yi de önemsiyordu.

TİP, Atatürk’ü emperyalizme karşı mücadele etmiş bir devrimci olarak baş köşeye koyuyordu. Yön gibi “İkinci Millî Kurtuluş Savaşı” mücadelesi verilmesi gerektiğini de düşünüyordu. Ama bu antiemperyalist mücadelenin ancak sosyalist mücadeleyle birlikte verildiğinde başarılı olacağı şerhini düşüyordu. Bu şerh Yön’e ve onun gibi düşünenlere şunu söylüyordu: Antiemperyalist cephe adına önem verdiğiniz “sivil-asker aydın kesim” gerçek yol arkadaşlarınız olamaz; iki gün önce Ortanın Solu’nda olduğunu ilan etti diye de CHP’ye bu kadar ilgi göstermeyin.

TİP, 1965 seçimlerinde 15 vekil ile Meclis’e girdi. Yön, TİP........

© 12punto