menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

2010’dan 2026’ya: Asıl Hedef Anayasa – I

14 0
21.08.2026

CHP’de Kadro Değişimi ve Meclis Aritmetiği

Türkiye’de bugün yaşananları yalnızca “Terörsüz Türkiye”, PKK’nın silah bırakması, Abdullah Öcalan’ın  çerçeve yasanın maddeleri içerisinde gizlenmiş statüsü veya yeni bir yasal düzenleme başlıkları ile değerlendirmek siyasi büyük kırılmayı görmemek, ya da bu gerçekte yüzleşmeye cesaret edememektir.

Türkiye’nin önündeki esas mesele Anayasa’dır.

Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti anayasası.

Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi ile CHP’nin Altı Ok’unda ifadesini bulan temel ilkeler arasında tarihsel ve siyasal bir bütünlük, batılı emperyalistlerin desteğiyle kurulan tüm siyasi partileri rahatsız etmiştir. 

Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri de başka bir hukuki düzlemde aynı kurucu iradenin devlet düzenindeki güvencesidir.

Bu nedenle CHP’nin kurucu ilkelerinden uzaklaştırılması ile Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal yapısının tartışmaya açılması birbirinden bağımsız süreçler olarak görülemez.

Lozan’dan Bugüne Değişmeyen Mesele: Ulus Devlet

Lozan Antlaşması, Kurtuluş Savaşı sonucunda kurulan bağımsız Türk devletinin uluslararası hukuk tarafından tanınmasıdır.

Batılı büyük güçlerin Osmanlı coğrafyasına ilişkin paylaşım tasarımları Sevr ile hukuki metne dönüştürülmüş; Türk milleti Kuvayı Milliye ve Müdafaa-i Hukuk hareketiyle tarihin akışını değiştirmiştir. Lozan bu zaferin diplomatik ve uluslararası hukuktaki sonucudur.

Emperyal güçlerin ulus devletlere müdahale yöntemleri tarih boyunca benzerdir: Toplumsal farklılıkları siyasal çatışmaya dönüştürmek, ortak vatandaşlık bağını zayıflatmak, etnik veya mezhepsel kimlikleri siyasal egemenlik taleplerinin taşıyıcısı hâline getirmek ve merkezi devlet zayıfladığında özerklik veya ayrılık taleplerinin önünü açmak.

Cumhuriyet’in ise bu topraklarda bu plana verdiği cevap nettir:

Etnik kökenler farklı olabilir; siyasal egemenliğin sahibi tektir: O da Türk milletidir.

Bu nedenle bugün, ne acıdır ki bu zaferin içinden doğmuş, devleti kuran Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve ondan koparak  kurulan Yeni Parti’nin yönetim kadrolarının gündeminde bulunan “eşit yurttaşlık”, etnik kimliklerin anayasal statüsü, ana dilde eğitim ve yerel yönetimlere özerklik tartışmaları sıradan demokratikleşme başlıkları olarak görülemez.

Mesele Cumhuriyet’in kuruluş modelidir.

12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği devletin özellikle yargı yapılanması üzerinde önemli sonuçlar yaratırken, aynı yıl CHP’de gerçekleşen Genel Başkan değişikliği kurucu partide başka bir dönüşümün de  başlangıcı olmuştur.

CHP’nin 2010 Anayasa değişikliğine karşı çıktığı tarihsel bir gerçektir. Ancak sonraki yıllarda partinin kendi kadroları ve ideolojik yapısında meydana gelen değişim de tarihsel ve siyasi bir kırılmadır. 

2010 sonrası CHP’de Atatürkçü, Cumhuriyetçi ve ulusal devlet anlayışını güçlü biçimde savunan kadroların karar mekanizmalarındaki ağırlığı giderek azalırken, parti içerisinde........

© 12punto