Baktık, üzüldük, paylaştık, biraz konuştuk; sonra başka habere geçtik
Ankara’da, Anayasa Mahkemesi’nin önünde emekliler haklarını aramak için toplanmıştı.
Aralarında 60 yaşındaki emekli polis memuru Ali Şekeroğlu da vardı. Boynunda Türk bayrağı, elinde bir döviz taşıyordu:
“Para için değil, onurumuz için”
Eyleme katılanların anlattığına göre çevresindekilere geçinemediğini, gelininin ve damadının işsiz olduğunu söylemişti.
Yanında taşıdığı beylik tabancasını çıkardı, tetiği çekti.
Emekli polis memuru, içinde bulunduğu ağır ekonomik sıkıntılardan yakındıktan sonra hayatına son vermişti.
Ardından eylem dağıldı.
Haber siteleri olayı sayfalarına taşıdı.
Sosyal medyada görüntüler dolaştı.
Muhalefet açıklama yaptı falan...
Arkasından, sanki böyle bir olay hiç olmamış gibi, öyle bir trajedi hiç yaşanmamış gibi iki üç gün içinde başka bir gündemin peşine takıldık!
İnsanın düşünürken bile boğazı düğümleniyor.
Şimdi biraz geriye, 16 yıl öncesine, Arap Baharına gidelim.
2010’un son günlerinde Tunus’ta başlayan, kısa sürede Mısır’dan Libya’ya, Yemen’den Suriye’ye, Bahreyn’e uzanan halk hareketleri, Ortadoğu siyasetinde büyük kırılmalara yol açtı.
İşsizlik, yolsuzluk, hayat pahalılığı, siyasal baskı ve otoriter yönetimlere duyulan tepki, bu hareketlerin toplumsal zeminini oluşturdu.
Fakat o dönemde bir başka güç de sahneye çıkmıştı: Sosyal medya.
Facebook, Twitter ve YouTube, devletlerin kontrol ettiği geleneksel medya düzeninin karşısında bambaşka bir haberleşme kanalı açtı.
Tunus’ta geleneksel medya, protestoları yeterince aktaramazken, cep telefonlarıyla çekilen görüntüler ve sosyal medya paylaşımları Sidi Bouzid’de yaşananları ülkenin diğer kentlerine ve dünyaya taşıdı. Twitter’daki #SidiBouzid etiketi de bu bilgi akışının uluslararası boyut kazanmasında rol oynadı.
İnsanlar ilk kez yalnız olmadıklarını bu kadar hızlı........
