Mesafe koy, cömert olma
İşe başladığın ilk günden itibaren herkes “Aman cömert olma” der. Yan masadakine “Çay alıyorum, sana da alayım mı?” diye sorma. “Benim iş bitti, sana yardım edeyim mi?” deme.
“Aşağı iniyorum, fotokopi işin varsa halledeyim” deme. Senden sonra işe başlayanlara çok yaklaşma. Çaylaklarla fazla samimi olma. Yemekhanede sadece senin seviyendekilerle otur. Güvenlikle, şoförle, kuryeyle, asistanla konuşurken ses tonunu biraz sert tut. Mesafeni koy. Cömert olma, yoksa kaybedersin.
İş hayatımın ilk yıllarında gözlemlediğim ve duyduğum görünmez kurallar bunlardı. İşe başladığım ilk günden beri kimseye çok bakmadan, kendi bildiğim gibi davrandım. İşim bitince yan masadaki arkadaşa dönüp “Yapacak bir şey var mı, yardımcı olayım?” dedim. Çay ocağına giderken “Size de getireyim mi?” diye sordum. Bana sorup sormadıkları beni hiç ilgilendirmedi.
Birinin yetişmeyen işi varsa elimden geldiğince destek oldum. Hep bir takım ve takımın bir parçası gibi düşündüm. İlk zamanlarda yan masa arkadaşlarımın aklından “Ne saf bir genç, bütün angaryayı çaylağa kitleriz” dediğini hissediyordum. Ama mesele saf olmak değildi. Mesele birlikte çalışmayı öğrenmekti.
Ben iş hayatına sıfır deneyimle girdim ama Kapalıçarşı’da geçen 10 yılın bana öğrettiği başka bir şey vardı: İnsan ilişkilerinde cömert olan her zaman fark yaratır. Kapalıçarşı’da kimse size ünvanınıza ve yaşınıza göre davranmaz. Orada davranışınız konuşur. Sözünüz, güveniniz, selamınız, yardımınız konuşur.
Ben sorarken hiç çekinmedim
15 yaşında kendi tezgahınızı açıp, 25 yaşında dükkân sahibi olabilir, 30’larında kendi çorap markasını üretebilirsiniz. Koca bir şirketin küçük bir toptancıdan aslında çok da farkı yoktur. Orada da........
