Bugün hayatın zarlarını sallıyoruz!
Birkaç gündür şair ve yazar Charles Bukowski’nin (ABD,1920-1994) Sonuna Kadar Git adlı şiiri takıldı aklıma. Dönüp dönüp okuyorum:
“Eğer deneyeceksen, sonuna kadar git. Yoksa hiç başlama. Bu, kız arkadaşlarını, eşlerini, akrabalarını ve hatta aklını kaybetmek anlamına gelebilir. Üç veya dört gün yemek yememek anlamına gelebilir. Bir park bankında donmak anlamına gelebilir. Hapse girmek anlamına gelebilir. Alay edilmek anlamına gelebilir. Alay… yalnızlık. Yalnızlık hediyedir. Diğerleri, dayanıklılığının, gerçekten ne kadar yapmak istediğinin bir testidir. Ve reddedilmeye ve en kötü ihtimallere rağmen yapacaksın. Ve hayal edebileceğin her şeyden daha iyi olacak. Eğer deneyeceksen, sonuna kadar git. Bunun gibi başka bir duygu yok. Tanrılarla yalnız olacaksın ve geceler ateşle alevlenecek. Hayatı mükemmel kahkahaya kadar süreceksin. Tek iyi savaş bu.”
Umutsuzluğun girdabına kapılmış insanların yaşamlarını, sansürsüz bir şekilde ve tüm çıplaklığıyla anlatan biriydi Hank Chinaski. Onun edebi takma adı. Alman asıllı bu adam, yazdıklarını yaşamış, deneyimlemiş biri olmuş hep. Çok önemli çoğu şair ve yazar gibi, çok kitap okumuş gençken. Kitap oburu denebilecek kadar hatta. Barlarda, gecekondularda, yol kenarındaki motellerde geçen öyküleri veya şiirleri, sert ve gerçekçidir. Hepsinde de sanki yarı sarhoştur. Hayat sarhoşu…Hayatın saçmalıkları, kargaşası keskin bir rüzgar kadar gerçek gelir, onu okudukça. Şiirdeki sonuna kadar gitme direktifi, aslında bir hayat........
