menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye Orta Asya’ya, İsrail Patagonya’ya Taşınsaydı…

53 0
10.10.2026

Geçenlerde Cumhur Doğan ve Oktay Aydın dostlarımla telefonda iki saate yakın sohbet ettik. Türkiye’nin geleceğinden Ortadoğu’ya, enerji güvenliğinden küresel güç dengelerine kadar uzanan konuşmamız, bir noktada hayal gücümüzü zorlayan ilginç bir soruya dönüştü.

“Coğrafya kaderdir, diyoruz. Peki, muazzam bir gezegen kayması yaşansa, Türkiye Orta Asya’ya, İsrail de Güney Amerika’nın en güneyindeki Patagonya’ya taşınsa ne olurdu? Ekonomileri, güvenlikleri, komşuluk ilişkileri ve dünyadaki rolleri nasıl değişirdi?”

“Cumhur,” dedim, “sen iki ülkeyi taşımıyorsun, bütün jeopolitik teorileri altüst ediyorsun. Birleşmiş Milletler’in harita dairesi sabaha kadar mesai yapar!”

Gülüştük. Ama soru zihnime takıldı.

Baştan anlaşalım: Bu, herhangi bir ülkenin veya halkın ortadan kaldırılmasını, yerinden edilmesini arzulayan bir senaryo değil. Komplo teorisyenleri boşuna heyecanlanmasın. Kimse zarar görmüyor. Türkiye ve İsrail, insanları, kurumları, şehirleri, altyapıları, doğal kaynakları ve tarihî hafızalarıyla birlikte başka coğrafyalara yerleşiyor. Yeni komşularının topraklarına ve haklarına da dokunulmuyor.

Değişen yalnızca coğrafi çevre: İklim, komşular, ticaret yolları, enerji bağlantıları, pazarlara erişim ve güvenlik dengeleri.

Asıl soru şu: Ülkeler kimliklerini korurken coğrafyaları değişse, kaderleri de değişir mi?

Türkiye Orta Asya’da: Boğazlar gitti, bozkırlar geldi

Sabah uyandığımızda Türkiye artık Orta Asya’da.

İstanbul yine İstanbul, Ankara başkent. Boğaz’da vapurlar çalışıyor, Kapalıçarşı açılıyor, simitçiler yerinde. Ama Yunanistan, Suriye, Irak ve Bulgaristan artık yakın komşularımız değil. Ege’deki gerilimler, Suriye sınırındaki güvenlik tehditleri ve Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı anlaşmazlıkları gündemimizden büyük ölçüde çıkmış.

İlk bakışta rahatlama!

Fakat yeni haritaya biraz dikkatli bakınca bambaşka bir dünya beliriyor.

Türkiye artık Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Kırgızistan’ın yakınında. Türk dünyasıyla tarihî, dilsel ve kültürel bağlarımız coğrafi yakınlıkla güçleniyor. Hazar havzasının enerji kaynaklarına, Orta Asya’nın kritik minerallerine ve Çin ile Avrupa arasındaki kara ticaret yollarına erişimimiz yeni bir anlam kazanıyor.

Türk Devletleri Teşkilatı, uzak akrabaların buluştuğu bir platform olmaktan çıkıp günlük ekonomik ve siyasi hayatımızın merkezine yerleşebilir.

Ancak bunun bir bedeli var.

Avrupa’nın hemen yanı başında değiliz. Avrupa Birliği’ne ihracat yapan Bursa’daki otomobil üreticisi, Gaziantep’teki tekstilci ve İzmir’deki sanayici artık çok daha karmaşık kara ve demiryolu bağlantılarına ihtiyaç duyuyor. Akdeniz limanlarının sağladığı avantajlar zayıflıyor. Denize doğrudan erişimin sınırlanması, transit geçişleri ve lojistik maliyetlerini stratejik meseleye dönüştürüyor.

Enerji haritamız da değişiyor. Rusya, İran ve Azerbaycan’dan gelen mevcut boru hatları koparken Hazar kaynaklarıyla yeni bağlantılar kurulması gündeme geliyor. Güneş, rüzgâr, enerji depolama ve bölgesel elektrik şebekeleri daha fazla önem kazanıyor.

İklim ise başka bir sınav.

Orta Asya’nın sert karasal iklimi, kuraklık, su kıtlığı........

© 10 Haber