Ertuğrul Özkök: Günahlarıyla, Sevaplarıyla Bir Medya Fenomeni
Ertuğrul Özkök bugün hâlâ yazıyor.
Hâlâ okunuyor, hâlâ tartışılıyor.
Hâlâ davet ediliyor, hâlâ merak uyandırıyor.
Bu bile tek başına bir başarı hikâyesi.
Çünkü Türkiye’de zirveye çıkanların çoğu, indikten sonra hızla unutulur.
Özkök ise unutulmuyor; bugünün aktif bir sesi olarak kalıyor.
Bu süreklilik tesadüf değil.
Bu, sadece bir kariyerin değil, bir etki alanının devamı.
Bir tür kalıcılık refleksi.
Gri Alanların Adamı
Özkök hiçbir zaman steril bir figür olmadı.
Net çizgilerin değil, gri alanların insanı oldu.
Belki de bu yüzden hâlâ konuşuluyor.
Onu sevenler ile eleştirenler bugün de iki uçta.
Bir kesim onu dünyaya açık, meraklı ve rafine bir entelektüel görüyor.
Diğeri ise güçle iç içe geçmiş bir medya aktörü.
“Liboş” diyenler de var, “usta gazeteci” diyenler de.
Aynı kişi, iki farklı anlatı.
Gerçek şu:
İkisi de doğru.
Çünkü Özkök, tek boyutlu değil.
Tepkiler Neden Dinmiyor?
Özkök sadece eleştirilmedi; ciddi tepkiler de çekti.
Ve bu tepkiler zamanla kaybolmadı.
Sadece şekil değiştirdi.
Özellikle Türkiye’de sol ve CHP çevrelerinde, onun temsil ettiği medya dönemine dair bir kırgınlık var.
Bu kırgınlık bireysel değil, tarihsel bir hesaplaşma.
O dönem atılan manşetler, kurulan ilişkiler, iktidarla kurulan yakınlık unutulmuyor.
Bu yüzden Özkök’e tepki aslında bir kişiye değil, bir döneme yönelmiş bir refleks.
Ve o dönem hâlâ kapanmış değil.
Gücün Tam Ortasında
Hürriyet’in başında olduğu yıllar sıradan değildi.
Bu, medyanın oyunu sadece izleyen değil, kuran olduğu bir dönemdi.
Ve Özkök bu oyunun içindeydi.
Ankara ile ilişkiler doğrudan ve süreklilik taşıyordu.
Siyaset, ekonomi ve medya iç içe geçmişti.
Görünmeyen ama hissedilen bir güç ağı vardı.
Zaman zaman karşılıklı........
