Atatürk’ü Sevmek Neden Bir Çekinme Meselesi Haline Geldi?
Bazı milletler tarihlerini romantikleştirir.
Bazıları ise onunla bitmek bilmeyen bir savaş yürütür.Daha olgun toplumlar ise tarihleriyle eleştirel, özgüvenli ve korkusuz bir ilişki kurmayı öğrenir.
Türkiye bugün rahatsız edici bir psikolojik kavşakta duruyor.
Son on yılda yavaş ama inkâr edilemez bir değişim yaşandı. Bu bir gecede olmadı; resmi kararlarla da gelmedi. Toplumsal atmosferin zaman içinde yeniden şekillendirilmesiyle oluştu. Bir zamanlar Mustafa Kemal Atatürk’e duyduğu saygıyı rahatlıkla ifade eden bir toplum, bugün belirgin biçimde daha temkinli hale geldi.
Atatürk rozeti taşıyan gençler bazı mekânlara girmeden önce etrafına bakıyor. İnsanlar onun fotoğrafını paylaşmadan önce duraksıyor. Hatta Cumhuriyet’in kurucusu hakkında olumlu bir yazı yazmak bile zaman zaman — absürt biçimde — cesaret gerektiren bir davranış gibi algılanabiliyor.
Birkaç ay önce Atatürk üzerine yazdığım bir makalenin ardından eski bir dostum beni aradı.
“Çok güzel yazmışsın,” dedi. Sonra kısa bir sessizlikten sonra şu soruyu sordu:
“Bunları yazarken korkmuyor musun artık?”
Aslında asıl mesele tam da bu soruda saklı. Bir ülkenin kurucu liderine, milli kahramanına saygı göstermenin siyasi risk gibi hissedilmeye başlaması, sıradan ideolojik tartışmaların ötesinde daha derin bir dönüşümün yaşandığını gösteriyor.
Ve böyle atmosferlerin tesadüfen oluşmadığı kesin.
Bunlar yavaş, sabırlı ve sistemli biçimde inşa edilir. Bir tür “salam tactic” gibi: toplumsal hafızayı dilim dilim aşındırarak. Ya da kurbağayı giderek ısınan suda fark ettirmeden haşlama metaforunda olduğu gibi; toplum değişimin sertliğini ancak çok geç fark ediyor.
Atatürk Sıradan Bir Lider Değildi
Mustafa Kemal Atatürk — ki bugün bazı çevrelerin bilinçli şekilde yalnızca “Gazi Mustafa Kemal” demekle yetinip “Atatürk” soyadını kullanmaktan kaçındığını da görüyoruz — yalnızca başarılı bir komutan ya da geçiş dönemi devlet adamı değildi.
O, ülkesinin tarihsel yönünü kökten değiştiren nadir 20. yüzyıl liderlerinden biriydi.
Çöken bir imparatorluğun enkazından, işgal, yoksulluk ve yorgunluk içindeki bir toplumdan yalnızca bir cumhuriyet değil, tamamen yeni bir siyasi ve zihinsel yön inşa etti. Üstelik bunu, birçok toplumun nesiller boyunca gerçekleştirebildiği dönüşümleri yaklaşık on beş yıl gibi kısa bir sürede başararak yaptı.
Hukuk sistemini yeniden kurdu.
Kadın haklarını genişletti.
Eğitimi........
