Aydınlanma
Bugün modern demokratik toplumlarda ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü ile hukuk önünde eşitlik gibi ilkelerin yerleşmesinde, yaklaşık 300 yıl önce ortaya çıkan Aydınlanma düşüncesi belirleyici bir rol oynamıştır. 18’inci yüzyılda Avrupa’da filizlenen Aydınlanma Çağı, yalnızca bir felsefe akımı değil; insanlığın kendi aklına güvenmeyi öğrendiği büyük bir zihniyet dönüşümüdür.
Alman filozof Immanuel Kant’a göre aydınlanma, insanın başkasının rehberliğine ihtiyaç duymadan kendi aklını kullanma cesaretini göstermesidir. Aydınlanma düşünürlerinin çağrısı basittir: “Sapere Aude” (kendi aklını kullanma cesareti göster). Bu çağrı yalnızca bilgi edinmeyi değil, sorgulamayı, eleştirmeyi ve kendi aklıyla karar vermeyi ifade ediyordu.
Aydınlanma düşüncesi modern dünyanın üzerine inşa edildiği dört temel düşünceyi yaygınlaştırdı: akılcılık, doğal haklar, güçler ayrılığı ve laiklik. Akılcılık, gerçeğe ulaşmanın yolunun körü körüne inanmak değil; akıl, mantık ve bilimsel yöntemi kullanmak olduğunu savunur. John Locke’a göre her insan doğuştan yaşam, özgürlük ve mülkiyet haklarına sahiptir. Bunlar doğal haklardır. Devlet bu hakları insanlara bahşetmez; onları korumak için vardır. Montesquieu, siyasi gücün tek elde toplanmasının despotizme yol açacağını savundu. Bu nedenle yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız olması gerektiğini ileri sürdü. Bu anlayış daha sonra güçler ayrılığı ilkesi olarak modern demokrasilerin........
