menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bilim, Einstein’ı Aşabilmek İçin Neden Kara Deliklere Bakıyor?

67 0
09.08.2026

Bilim, Einstein’ı Aşabilmek İçin Neden Kara Deliklere Bakıyor?

Bugün evreni gözlerken kullandığımız en önemli araçların başında gelen radyo teleskopların önce tamamen tesadüfen bulunup sonra da bir amatör olan Amerikalı tarafından icat edildiğini, bu dev alanın tam 10 yıl boyunca sadece bu amatör kişi tarafından incelendiğini söylesem inanır mısınız?

İnanın bence.

Grote Reber isimli bu amatör, ilk parabolik radyo teleskobunu kendi evinin arka bahçesine tamamen kendi parasıyla kurdu ve gözlemlerine başladı. Evren, tam da onun tahmin ettiği gibi kuvvetli radyo sinyali kaynaklarıyla doluydu. 10 yılın sonunda bu güçlü radyo sinyalleriyle ilgili muazzam bir evren haritası çıkartmıştı.

Reber’in saptadığı güçlü sinyallerden bazıları gerçekten çok şaşırtıcıydı. Sinyaller o kadar güçlüydü ki, evrenin bir yerinde bu kaynaklardan gelen “ışığın” şiddeti koca galaksilerin toplam ışıma gücünden bile fazlaydı.

Reber’in geldiği noktadan fizikçiler işi devraldı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında gerçek bir radyo astronomi patlaması yaşandı, daha hassas ölçümler için müthiş zekice yöntemler geliştirildi. Şimdi dünyamızın Güney Yarımküre’sinde muazzam bir radyo teleskop ağına sahibiz. Kuzey Yarımküre’de de devasa alanlara yayılmış radyo teleskoplarımız her an evreni “dinliyor.”

Gözümüzün göremediği ‘ışık’

Bizim gözümüzün gördüğü ışık, aslında elektromanyetik spektrumun çok dar bir alanı. Gözümüzün algılayamadığı kısımlardan birinde; kızılötesi, mikrodalga ve radyo dalgaları gibi görece daha düşük frekanslı ve uzun dalga boylu sinyaller yer alır. Gözümüzün algılayamadığı diğer kısım ise çok daha yüksek enerjili, dolayısıyla dalga boyu çok daha kısa olan morötesi, X-ışınları ve gama ışınları gibi bantlardan oluşur.

Hepsinin ortak adı elektromanyetik radyasyondur. Beynimiz bu radyasyonun sadece görünür ışık bandını algılayıp görsel imgelere dönüştürür.

Peki aynı şeyi gözümüzün göremediği dalga boylarında yapamaz mıyız? İşte burada beynimiz yerine bilgisayarlar devreye giriyor ve uzaydaki bu sinyalleri bizim için görselleştiriyorlar. Görmenin başka bir biçimidir radyo astronomi.

Şöyle düşünün: Mutlak sıfır, 0 Kelvin ya da -273,15 °C’dir. Her cisim mutlak sıfırın üzerinde bir sıcaklığa sahip olduğundan elektromanyetik enerji üretir. Sıcaklığa bağlı olarak bu enerji artar ya da azalır. Sıcaklık arttıkça evrende frekans dağılımı değişir ve yüksek enerjili paketlerin sayısı artar. Kuramsal olarak evrendeki tüm cisimlerden çıkan elektromanyetik enerji ölçülebilir.

Yani evrende her şey, siz ve ben dahil, elektromanyetik radyasyon yayar ve teorik olarak yayılan bütün bu radyasyonu ölçmek mümkündür.

Neyse, teoriye çok dalıp konudan kopmayayım…

Nereden geliyor o güçlü sinyal?

Peki, bir amatör gökbilimci olan Reber’in bulduğu o çok güçlü radyo sinyalleri neydi, nereden geliyordu?

Sorunun cevabı için, fizik biliminde sık sık yapılmak zorunda olan bir şeyi yapmamız, 1915 yılında Albert Einstein’ın yayımladığı Genel Görelilik Teorisi’ne bakmamız gerek.

Biliyorsunuz, kütleçekimini Sir Isaac Newton’a göre çok daha farklı ve doğru tahmin eden bir teori Einstein’ın teorisi.

Ama ilginçtir, biz hâlâ bir sürü hesabımızı Newton’ın hepimizin lise yıllarında öğrendiği denklemleriyle yaparız. Ancak çok hassas hesap yapmak gerektiğinde Einstein’ın alan denklemlerine başvururuz.

Daha önce bize kütle........

© 10 Haber